Arabanın dışında üşüyerek duran diğer adam arabanın yan camına eliyle tıklatarak seslendi: “İsterseniz çıkın artık. Birazdan gelmeye başlıyor araçlar.”
Adam elindeki kitabı kapattı ve saatine baktı. Etabın başlamasına 10dk’dan az zaman kalmıştı. Arabadan çıktı, kapıyı kapattı. Havaya baktı ve diğer adama sordu: “Sence yağmur yağar mı?” Diğer adam omuz silkti, havaya karşı ilgisiz gibiydi: “Yağmaz herhalde. Bilmem ki?”
İki adam önlerindeki toprak yoldan dördüncü Uluslararası Türkiye Rallisi’nin üçüncü etabı Kumluca’nın seyirci alanına doğru yürümeye başladılar.
Giriş
““Ne zaman konuşmaya başlayabiliriz?”
“Acele etmene gerek yok. Tüm gün beraberiz nasıl olsa.”
“Peki, ama soracağım çok soru var. Sizden aldıklarımı yazıya dökmem de zaman alacak.”
“Merak etme, yeterince zamanımız olacak…”
“Nereden başlayalım?”
“Bilmem? Sence?”
“Çok şey konuşmak istiyorum sizinle: Subaru’nun şampiyonluğu, Ford’un nasıl kaybettiği, Fiat’ın durumu…”
“Sadece markalardan mı bahsedeceğiz?”
“Hayır, pilotlar hakkında da konuşmak istiyorum elbette; Ercan Kazaz’ın nasıl kazandığı, geçen sezonun mucize şampiyonu Mehmet Besler’in birden bire kazanmakta neden bu kadar zorlandığı... Ayrıca federasyondan, seçimlerden, başkandan, 5 milyon dolar cezadan, Türkiye Rallisi’nin durumundan... Yani hemen her konudan konuşmak istiyorum.”
Burnuna bir yağmur damlası düşen adam tekrar havaya baktı. “Islak bir yarış olacak…”
Diğer adam iç geçirdi:”Evet, sanırım…”
-
Adam üzerine doğru uçan çamur parçalarından korunmak için hafifçe öne eğilerek yola arkasını döndü. Sırtına çarpan küçük kütleleri hissettiğinde yola doğru geri döndü ve uzaklaşan mavi Subaru Impreza WRC’nin arkasından baktı.
Diğer adam konuştu: “Ercan Kazaz çok yavaş geçti. Neden acaba?”
Adam gözlerini uzaklaşan araçtan ayırmadan cevap verdi: “Kime göre yavaş?”
“Bilmem? Genel olarak yavaş geldi bana..”
Adam cevap vermedi, sadece gülümsedi.
“Sizce iyi mi geçti?”
“Daha yarışın başındayız. Unutma, geçen adam Türkiye Şampiyonu, vardır bir bildiği.”
“Hmm..”
“Ayrıca Mehmet Besler de yavaş geçmişti, ona bir yorum yapmamıştın?”
“Evet, ama o arızalı gibiydi..”
Adam gülümsedi: “Alışılmış durumlar sorgulanmadan kabul edilir. Alışılmadık durumlar ise yadırganır ve eleştirilir.”
Diğer adam beklenmedik bir anda gelen bu yoruma şaşırdı. Bir an düşündü: “Alışıldık durum Ford’un şampiyonluğu, alışılmadık durumsa Ercan Kazaz’ın başarısı oluyor galiba bu benzetmede. Ercan Kazaz'ın yavaş geçmesini, Mehmet Besler'in yavaş geçmesinden farklı yorumladığımı, ona karşı biraz önyargılı olduğumu düşünüyorsunuz...”
Adam yine yanıt vermedi. Zıplama noktasında tekerlekleri yerden kesilen, yere konduktan sonra da vızıldayarak uzaklaşan sarı Suzuki Super 1600 aracı gözleriyle takip etti.
Diğer adam kendi yönlendiremediği bu diyalogdan ve tam olarak anlaymadığı mesajlardan sıkılmıştı; sabırsızlıkla sordu: “Ne zaman ciddi olarak konuşmaya başlayacağız?”
Adam bu kez ona doğru dönerek gülümsedi: “Başladık bile…”
-
“Lütfen böyle ayak üstü konuşmayalım. Ciddi sorularım var!..”
“Sor o zaman.”
“Burada mı? Etap seyrederken mi?”
“Buradan iyi yer mi olur? Konuşacağımız konular önümüzden geçiyor! Haydi başla bakalım neymiş şu ciddi soruların?..”
“Peki öyle olsun…” Diğer adam bir an düşündükten sonra: “İlk sorum Ercan’la ilgili. Sizce Kazaz’ın şampiyon olması iyi oldu mu?”
Adam başını çevirmeden yanıt verdi: “Neden bu kadar takıldın Ercan’a?”
“Bilmem? Sanırım ne düşüneceğimi bilemiyorum onun hakkında. Bir taraftan Ford’un dışında, yeni bir şampiyon olması hoşuma gidiyor…”
“Diğer taraftan?..”
“Diğer taraftan fazla sevindiğimi de hissetmiyorum.”
“Neden? Hani Ford’un geçilmiş olmasına seviniyordun?”
“Geçilmiş olması değil, Ford’un tekrar şampiyon olmamasına sevindim dedim. Ama Ercan da sıcak gelmiyor bana… Bu arada soruları ben soruyorum sanıyordum?”
“Sen soruyorsun zaten, benim sorularım yanıt içeriğinde… Ford derken ne kastediyorsun? Mehmet Besler’i mi yoksa Ford’u mu değerlendiriyorsun?”
“Ford’un kendisini işte.. Takım olarak yani.. Pilot da çok önemli tabi ki ama takımın kendisini kastettim aslında.”
“O zaman Ercan derken de Subaru’yu mu kastettin yani?”
“Hayır, hayır.. Ercan derken Ercan’ın kendisini kastettim…”
“Peki Ford’u direk Ercan’la rakip olarak karşılaştırman doğru mu? Bir bireyi, bir takımla karşılaştırmıyor musun?”
Diğer adam, adamın ne demek istediğini anladı. Kafası karışmıştı biraz, sustu.
Adam devam etti: “Ben sana neden böyle düşündüğünü açıklayayım: Subaru ekibini bir takım olarak göremiyorsun. Ercan Kazaz senin gördüğün resmin tamamını kaplamış durumda. Ancak Ford ekibinde baskın olan unsur takımın kendisi. Dolayısıyla senin algılaman kaybedenin Ford, kazananınsa Ercan Kazaz olduğu yolunda. Doğru mu?”
“Olabilir. Ama ne önemi var bunun?”
“Günün sonunda anlayacaksın…”
-
“Volkan Işık geçmedi farkında mısın?”
“Evet.. Takım arkadaşı Basso da geçmedi.”
“Her iki Fiat Punto S2000 de geçmemiş oluyor böylece..”
“Bir şey olmaz; yarın süper ralli yaparlar.”
“Evet, ne saçma!”
“Neymiş o saçma olan?”
“Yolda kalan bir yarışmacının ertesi gün tekrar devam edebilmesi işte…”
“Süper Ralli’yi beğenmiyorsun yani öyle mi?”
“Beğenmiyorum tabi, ralli kavramına tamamen aykırı”
“O yüzden adı ralli değil, süper ralli…”
“Evet ama… Bilmiyorum; ben sevmiyorum bu kuralı işte.”
“Şöyle düşün; bir sürü para ve zaman harcamış, günler boyu antrenman yapmışsın ve birilerinin, mesela sponsorlarının, seni seyretmeye gelmesi için bir sürü çaba harcanmış..”
“Eeee..?”
“Sonra gidip ilk etapta kalıyorsun. Mesela şimdi Volkan’a olduğu gibi. Herkesten özür dileyip homurdanarak eve dönmeyi mi tercih edersin yoksa belirli bir cezayla da olsa ikinci gün devam edebilmeyi mi?”
“Devam etmeyi seçerim tabi ki… Ama yarışçı için böyle durum.”
“Seni yarıştıran ekip için farklı mı olurdu durum? Ya da sponsorunun açısından? Onlar eve dönmeni mi tercih ederlerdi?”
“Hayır ama ya seyirci? Kafası karışmıyor mu seyircinin? Bir gün gelmeyen adam ertesi gün bir daha geliyor? Kimi zaman da herkes etaplarda boğuşurken o yattığı yerden yarışa devam etmiş sayılıyor! Çok saçma..”
Adam güldü: “Ben de mükemmel bir sistem olduğunu iddia etmedim zaten…”
İki adam da yaklaşan motorun sesine kulak kabartıp araçların geliş yönüne doğru baktılar: “Basso değil mi o? Bir tekerleği yok galiba; önü yerde sürünerek geliyor!..”
Adam gözlerini kısarak yaklaşan araca doğru baktı. “Evet, Basso bu. Sağ ön tekerleği kopmuş.”
“Volkan’a da aynı şey mi oldu acaba?”
“Olabilir. Ya da benzer bir şey olmuştur.”
Adam ve diğer adam Domenico Basso’nun sağ önü yere sürünerek geçen lacivert beyaz Fiat Grande Punto aracını gözleriyle takip ettiler.
Adam sordu: “Ne muhteşem bir teknoloji değil mi?”
Diğer adam şaşırarak yanıt verdi: “Nedir muhteşem olan?”
“Önden çekişli bir otomobilin, bir ön tekerleği olmadan da gidebilmesi… Unutma, direksiyon da aynı ön tekerleklere bağlı!”
“Sizin de neyi beğeneceğiniz hiç belli olmuyor!”
“Ben akıllı olan herşeyi beğeniyorum. Hadi gel, parkettiğimiz yere yakın bir restoran vardı. Orada bir şeyler yiyelim ve istediğin gibi biraz daha ciddi konuşalım.”
Gelişme
Diğer adam sonunda kayıt cihazını kullanabilmekten memnundu. Teybin kayıt düğmesine basıp masanın üzerine bıraktı.
“Kazaz’ın şampiyonluğu diyorduk?”
“Hakedilmiş bir şampiyonluk…”
“Biraz daha açabilir miyiz bunu?”
“Ercan daha akıllı oynadı oyunu…”
“Ne anlamda? Tek bir WRC ile Ford’un üç aracına karşı çıkması akıllıca mıydı?
“Evet. Güçlü bir rakibe karşı kaybetmeni kimse yadırgamaz. Ama kazanmanı takdir eder. Yani Ercan için kaybedecek hiç bir şeyi olmadığı bir oyundu bu…”
“Şanslı tabirini kabul ederim ama akıllıca?.. Tek araçlı bir ekibin şansı ne kadar olabilirdi ki? Hiç mi hata yapmayacak, hiç mi arıza yaşamayacaktı? Ayrıca Mehmet Besler ilk yarışta kaldığı yere kadar da Kazaz’ın önündeydi…”
“Peki sonrası?”
“Sonrası şanssızdı Ford için, Besler hep sorun yaşadı..”
“Hep mi? Emin misin?”
“Bir kaç defa yoldan çıktığı, kaza yaptığı da oldu tabi… Ama herkesin olmadı mı?
“Ben etap derecelerini ve yarış sonuçlarını kastettim.”
“Pek emin değilim. Ama evet, şimdi düşününce Ege Rallisi’nden sonraki yarışlarda çoğunlukla Kazaz’ın önde olduğunu hatırlıyorum. Ama dedim ya, Mehmet Besler hep sorun yaşadı, yoksa o kadar rahat olmazdı Ercan…”
“Bu yarışa gelene kadar yolda kaldığı Hitit Rallisi dışında, tüm yarışları Ercan kazanmadı mı?”
“Evet, sanırım. Peki, Ercan daha iyi gitti bu sene!”
“Ben öyle bir şey demedim, iyi gitmek, kötü gitmek tamamen göreceli kavramlar. Sadece yadırgayacak bir durum yok dedim. Ayrıca hani sen Ford’un dışında bir şampiyon olmasına seviniyordun? Şimdi neden birden Ford taraftarı oldun?”
Diğer adam durakladı, düşündü. Yanıt vermedi.
Adam tekrar gülümsedi: “Yeni bir şampiyon olmasına seviniyorsun ama bunun Ercan olmasından mutlu değilsin. Daha iyi bir sezon geçirdiğini kabul ettiğin halde böyle hissediyorsun.
Ercan’ın şampiyonluğuna için rahat olarak sevinememenin nedeni Ercan’a antipati duyman değil; sebep kazanılan başarının takımlaştırılamamış olması. Kazanılan başarı bir marka ve takımın bütünlüğü içine alınmazsa iletişimi yapılamıyor ve kaybolup gidiyor...”
“Biraz Ford’dan bahsedelim mi?”
“Tabi…”
“Nasıl kaybettiklerini konuşalım.”
“Kaybetmemeye çalıştığı için kaybetti…”
Diğer adam ilgiyle başını kaldırıp adama baktı. Adam devam etti:
“Bu sporda şampiyonluk korunmaz; tekrar kazanılır. Şampiyonluğu tekrar kazanmak ise her defasında yenilikçi bir plan ister. Ford’un bu sene net bir planı yoktu…”
“Tam olarak ne kastettiğinizi anlayamadım. Herkesin hedefi şampiyonluk zaten ve Ford ekibi de iki WRC aracını üçe çıkararak ve gayet iddialı bir şekilde hazırlandı."
“Şampiyonluk fazla jenerik bir hedef; senin de söylediğin gibi herkesin hedefi. Ama bu tek başına iyi tanımlanmış bir hedef değil. Motorsporları bu kadar genel geçer hedeflerle başarılı olmak için fazla derin bir spor.
Ekip üç Focus WRC’li pakediyle hem markaları hem de pilotlar şampiyonluğunu hedefledi. Ama Ford ekibi, Ercan gibi bir rakip karşısında, şampiyonluk hedefinin alt açılımlarını tanımlamadı: Örneğin takım yarış kazanamama senaryosuna hazırlıklı değildi. Üç Focus WRC teknik olarak iyi bir paketti ama bu paketten faydalanacak bir plan yoktu ortada; Mehmet Besler hem yarış kazanmaya hem de takımın markalar şampiyonası hedefini sırtlamaya çalışırken, Nejat Avcı hala hızlı olduğunu kanıtlamaya, genç Emre Yurdakul ise koca WRC’nin ağırlığı altında ezilmemeye çalıştı tüm sezon…
Halbuki hem markalar hem de pilotlar şampiyonluklarına koşan bir ekibin, takımdaki herkesin kabul ettiği bir yol haritasına ihtiyacı vardı. Örneğin her yarışta ‘en az iki finiş’ gibi. Bunun gerçekleşip gerçekleşmemesi de önemli değil; önemli olan hedefin kabul edilip sahiplenilmesi, yöntemlerin ve önceliklerin belirli olması. Hedefi ve yöntemleri tanımlanmamış bir ekipteki herkesin farklı bir gündemi olur ve özellikle baskı altındaki anlarda bu gündemler ortaya çıkar.”
“Ford’a olan bu muydu? Pilotların kendi gündemlerinin takımın hedeflerinin önüne geçmesi mi?”
“Hayır. Bunu genel bir yorum olarak söyledim. Ford’da yıllar boyu ve yavaş yavaş yaratılmış olan takım kültürü buna izin vermez.
Ford’a olan 2006’nın rekabet koşullarına uygun olmayan bir hedefe koşması ve bu hedefi takımın her boyutuyla anlayıp kabullenmiş olmamasıydı. Takım hem markaları hem de pilotları kazanmayı hedefliyordu ama ekibin tüm parçaları bu hedefleri tam olarak bilinçli olarak kabullenmiş değildi.”
“Pilotlar ve markalar hedeflerininin beraber kovalanması neden yanlış olsun? Çoğu takım aynı şekilde düşünüp her iki hedefi kazanmaya çalışmaz mı?”
“Görünürde evet. Ama iyi yönetilen bir takım bu konuda seçimini baştan yapmıştır aslında. Ford’un bu seneki eksiği bu seçimi yapamamış olmasıydı. Ya da belki yapmış ama hayata geçirememiş de olabilir.”
“Ben hala neden iki hedefin de aynı ölçüde gerçekçi olamayacağını anlayamıyorum?”
“Çok basit: Pilot birini kazanır diğerini ise kazandırır. Yani biri kendi için, diğeri ise takımı için. Pilotlar duygularından tamamen arınmış bireyler değil; tam tersi, egoları çok kuvvetli kişiler. Unutma, kapı kapanıp start hakemi geri saymaya başladığı anda pilot sadece kendiyle başbaşadır. Bu hedeflerden hangisini öncelikli olduğunu bilmiyorsa, ya da takımının seçimiyle bir şekilde aynı fikirde değilse alnında soğuk terler birikmeye başlar…
Markalar ve pilotlar şampiyonluklarının beraber hedeflenmesi, sadece pilot açısından değil, takım açısından da zor bir durumdur: Birinci pilotun performansı herhangi bir nedenden dolayı süreklilik taşımıyorsa bu iki hedef birbiriyle çelişir. Bu sene Besler her sorun yaşadığında önce Nejat Avcı sonra da Emre Yurdakul’a döndü Ford takımı. Ama onların kendi dertleri başlarından aşkındı. Ve bu haliyle her ikisi de Ercan için çok kolay hedeflerdi…"
“Sanırım anladım şimdi ne demek istediğinizi. Ford’un sezon ortasındaki pilot değişiminden de bahsedelim mi? Adnan Sarıhan’ın, Nejat Avcı’nın yerine geçmesinden bahsediyorum..”
“Sezon ortasında gelinen durumu tek başına değerlendirirsek yanlış bir karar değildi: Adnan Sarıhan o günün şartları altında Ercan’ın karşısına çıkmak için daha uygun bir pilottu. Yarışı bir bütün olarak görebilen, daha fazla düşünen ve koşullar uygun olduğunda kazanmayı bilen bir karakter. Ancak bu karar aynı zamanda sezon başındaki stratejinin yanlış olduğunun kabulü anlamına geldi ve ekibin kendine olan güvenini sarstı, bütünlüğünü bozdu. Diğer pilotlar da benzer bir sona maruz kalmaktan çekinir oldular…
Kimi takımların dışarıdan görünmeyen gizli güçleri vardır. Ford ekibinin gizli gücü sürekli kendi gündemini yenileyebilmesi, her zaman rekabeti peşinden sürükleyecek yeni hedefler koyabilmesi ve bu hedefleri yönetebilmesiydi. 2006 yılında ilk defa yeni bir gündem yaratmadı ve kazandığı ünvanı korumaya çalıştı. Ve başaramadı... Başaramazdı da. Daha önce de söylediğim gibi, bu sporda şampiyonluk korunmaz. Tekrar tekrar ve hakedilerek kazanılır.”
“Yani sizce Ford kaybetmeyi haketti mi?”
“Ford’un bu sene yapamadığı 'kazanmayı haketmek' oldu… Ercan Kazaz, Ford’da ideal rakibini buldu bu sezon: Güçlü ve garantici Ford, başarısını garantilemek uğruna nitelikten çok niceliğe önem verdi ve Kazaz’ın işini çok kolaylaştırdı. Ford’un güçlü olması Kazaz’ın zaferinin değerini artırdı; başarıyı çok araçla garantilemeye çalışmasıysa Ercan'ın oyunu istediği gibi yönlendirmesini sağladı”
“Madem öyle Şampiyon ekibe dönelim: Subaru’ya..”
“Öyle bir ekip yok. En azından şimdilik…”
“Nasıl yani? Anlayamadım?”
“Subaru Türkiye bu sene çok uygun maliyetli bir sportif başarı satın aldı. Yarışan ekip Atölye Kazaz oldu.”
“Neden böyle düşünüyorsunuz?”
“Çünkü tüm sezon boyu Subaru’yu temsilen tek bir yöneticinin açıklamasını duymadık, okumadık. Spor kamuoyu gözünde kazanan Ercan Kazaz ve Atölye Kazaz’dır. Ercan’ın bu kez aracı Subaru idi o kadar…”
“Nasıl düzelir peki bu durum?”
“Subaru’nun varlığı süreklilik kazanırsa bu aktivitenin kurumsal olarak sahiplenilebileceğini düşünüyorum. Ancak henüz çok erken; kazanılan şampiyonluk dahi henüz doğru dürüst kullanılmadı.”
“Peki sizce devam edecekler mi?”
“Eğer Ercan Kazaz devam ediyorsa ve Subaru Türkiye’de bu konuyla ilgili rasyonel bir karar mekanizması çalışırsa devam etmek isteyeceklerdir. Kazaz’ın uluslararası operasyonuna bir şekilde entegre olan bir sistem kurulduğu için Subaru Türkiye’ye yansıtılan maliyetin çok düşük olduğunu düşünüyorum.”
“Ne kadar düşük mesela?”
“Subaru’nun harcadığı para, Ford ya da Fiat’ın bütçesinin onda biri kadardır sanırım. Dolayısıyla aynı koşulların devamı olursa Subaru’nun devam etmemesi için hiçbir neden olmamalı. Ancak bu sporda şampiyonluk hiç ucuz değil; paranın büyüğünü Kazaz’ın üstlendiğini düşünüyorum. Yani sistemin devamı Ercan Kazaz’ın tavrına bağlı olacaktır.”
“Peki Subaru Türkiye’nin bu kadar düşük bir kaynağı olması normal mi?”
“Ford ve Fiat yılda 100,000’in üzerinde araç satıyorlar. Subaru ise bu sene sonunda toplamda 2,600 civarında araç satmış olacak. Cirolarındaki fark da benzer oranlardadır. Ancak bu tarz operasyonların çok rasyonel temellere dayanması gerekmiyor. Ralli, Subaru için kritik bir iletişim aracı ve lokal operasyon bu fırsatı kullanarak birçok iletişim fırsatı yaratabilir. Subaru Türkiye’nin ana firması Bayraktar grubunun elinde Citroen’in Türkiye dağıtım hakları olması da ayrı bir pozitif unsur. Bu grup her iki markasını da sporu kullanarak farklılaştırabilir; uzun yıllar ve milyonlarca dolar harcayarak elde edebilmiş bir platform var ortada. Tek yapılması gereken sahiplenilmesi…”
“Peki ya Kazaz? Şampiyon oldu ama Ercan Kazaz’ın 2007 gündemini tahmin edebiliyor musunuz?”
“Bu tahmini yapmak kolay değil. Kazaz sporcu olduğu kadar ticaret adamı. Subaru ile geçirdiği sezonun onu birçok açıdan tekrar gündeme taşıdığını düşünüyorum. Ancak ticari açıdan Subaru Türkiye’nin ölçekleri Kazaz’ın hedefleriyle örtüşmeyecektir. Araçlarını kimi dünya ve Avrupa şampiyonası yarışlarında kiraladığı Prodrive (Subaru’nun global motorspor ortağı) ile de ilişkisinin de çok verimli gitmiyor. Kazaz’ın bir değişiklik aradığını ve 2007’ye uluslararası alanda yeni bir oluşumla gireceğini sanıyorum.”
“Ya Türkiye?”
“Finansal açıdan anlamlı bir paket yaratamazsa Türkiye’de yarışmamayı tercih edebilir. Sportif hedefler önemli ama Kazaz gibi bir karakter için ancak iş hedeflerine hizmet ederse anlamlı olur.”
“Birçok kişi Ercan Kazaz’ın yeni Federasyon başkanı adayı olacağını iddia ediyor. Siz ne dersiniz bu konuda?”
“Federasyon başkanlığı görevinin bugün için Kazaz’ı ilgilendireceğini hiç sanmıyorum. Hele uluslararası alanda yaratmaya çalıştığı yeni sportif pakedi hayata geçirebilirse bunu yapmak için ne zamanı kalacak ne de geçerli bir sebebi olacak…
Türkiye Federasyon başkanlığı bugün gelinen noktada ateşten gömlektir. Kazaz bu gömleğin ışıltısına kapılmaz ve ancak çok geçerli bir nedeni olursa giyer. Ben bugün için böyle bir neden göremiyorum.”
“Gelelim Fiat’a…”
“Geçen yılın bence en parlak markasıydı. Yakın geleceğin de en yüksek potansiyele sahip markası olacak…”
“Neden?”
“Geçen senenin en parlak markasıydı çünkü Volkan Işık çoğu Super 1600 aracıyla geçirdiği sezona rağmen birçok WRC pilotunun arasından sıyrılmasını bildi ve Kazaz’ın ardından ikinci bitirdi.
Yakın geleceğin en parlak markası olacak çünkü çok yakında lokal şampiyonaların hepsi Super 2000 formatına dönmek zorunda kalacaklar. Fiat’ın bu aracı 2 yıldır yarıştırdığını unutmamak gerekir…”
“Geçen hafta 2007 yılında sadece Avrupa şampiyonasında yarışacaklarını açıkladılar sanıyorum.”
“Volkan’ın Avrupa Şampiyonasında yarışacağı kesin. Ancak Türkiye şampiyonasıyla ilgili kesin bir karar verildiğini sanmıyorum. Fiat politik olarak yıllardır Türkiye şampiyonasında WRC araçların yasaklanması için baskı yapıyordu. 2007’de de Türkiye’de WRC klasmanının serbest olması yurtdışı programı kararının alınmasında etkili olmuştur. Yine de en azından Türkiye’de koşulan ve Avrupa Şampiyonasının bir ayağı olan Fiat Rallisi’ne girecekleri kesin. Bu süreç Fiat’ı ve Super 2000 Punto’yu Türkiye koşullarında rekabetçi hale getirecek ve Fiat çok kısa süre içinde dönecektir."
“Neden ülke şampiyonalarının Super 2000’e döneceğini düşünüyorsunuz?”
“WRC araçlardaki maliyet yapısı beklendiği gibi ucuzlamadığı için. WRC sınıfında Ford, Citroen ve Subaru dışında süreklilik sağlayan bir ekip olmadı ve onların da araçlarının maliyetleri azalmadı. Bugün giriş seviyesi bir WRC aracın yıllık yürütme maliyeti yarım milyon Euro’dan fazla ve lokal pazarlardaki operasyonlar için bu miktarlar artık büyük geliyor. Daha ucuz ve pratik bir çözüme ihtiyaç var.”
“2007 için öngörüleriniz var mı?”
“Motorsporları, doğal olarak otomotiv sektörüyle çok paralel bir gelişim sergiliyor. Bu seneyi %10 civarı bir düşüşle kapatan ve 2007’de de benzer bir tabloya hazırlanan sektörün yeni sezonda motorsporlarına harcayacağı paranın düşeceğini sanıyorum. Fiat ve Renault’nun resmi olarak şampiyona kovalamayacağı, Kazaz kendi kaynaklarını daha fazla harcamak istemeyeceğine göre Subaru’nun da muhtemelen yarışmayacağı, Ford’un ciddi oranda tasarrufa gideceği ve Opel’in ise rallideki varlığını tamamen terkedip piste döneceği bir sezon olacağını düşünüyorum.”
“Yani sönük bir sezon mu bekliyorsunuz?”
“Üretici katılımı açısından çok zayıf bir sezon olacak. ”
“Bu şampiyonayı ne kadar renksizleştirir?”
“Bugünki halinden çok farklı olacağını sanmıyorum. Üç markanın aktif olarak yarıştığı bu sezon da ciddi bir marka iletişimi görmedik. Subaru kaynak eksikliğinden, Fiat gündemi değiştiğinden, Ford ise elinde iletişim yapacak bir başarı olmadığından dolayı bu sene sessiz kaldılar. 2005 yılında Hyundai – Ford çekişmesinin yarattığına benzer bir ‘markalar diyaloğu’ olmadı bu sene…”
“Ya gençlerimiz?”
“Fatih Kara, Emre Yurdakul ve Yağız Avcı’nın Türkiye’nin geleceği olduklarını düşünüyorum. Hepsi farklı yapı ve yaradılışta olan bu gençlerin ortak bir yanları var: Ne istediklerini biliyorlar ve hepsinin bir fabrika takımı tecrübesi var.”
“Sizce 2007’de yarışabilecekler mi?”
“Şu ya da bu şekilde yarışacaklardır. Renault Türkiye ekibinin yurtdışı programına devam edeceğini sanmıyorum. Subaru’dakine benzer bir durum var burada; Renault bu işe kurumsal olarak mesai harcamıyor. Ancak Fatih Kara, muhtemelen Ercan Kazaz’la ortak çalışmasına devam ederek farklı bir formatta da olsa yarışacaktır.
Emre Yurdakul’un Ford’la devam edeceğini umuyorum; Focus WRC’nin koltuğuna çok erken oturmak zorunda kalan bu genç pilot için süreklilik en önemli unsur.
Yağız Avcı’nın ise 2007’yi bir geçiş sezonu olarak yaşamasını ve muhtemelen Grup N bir araçla yarışmasını bekliyorum.”
“Peki bu Formula1’de yediğimiz ceza için ne düşünüyorsunuz?”
“Gayet normal diyorum”
“5 milyon dolar ceza yedik, yarısını da federasyon verecek. Bu durum normal mi?”
“Evet. Çünkü ceza sportif değil, politik. Bu tür olaylar politik süreçler sonucu oluşur ve o platformda çözülür…”
“Peki nasıl ödeyecek bizim federasyon bu parayı? Yıllık bütçesinden bile fazladır?”
“Cezayı Federasyonun ödeyeceğini sanmıyorum.”
“Kim ödeyecek peki?”
“Onay veren kimse o ödeyecek…”
“Yani?..”
“Sence başbakanın yarışa gelmemiş olması bir tesadüf mü?”
“Bilmem, hiç düşünmedim.. Değil mi?”
"...Ya onun yokluğunda tesadüfen KKTC başkanının yarışta bulunması?”
“Yani bilerek mi yapıldı?”
“Belki, belki de değil. Ama bunun önemi yok; önemli olan bu olayın politik olması ve sonucuna da sportif olmayan bir kurumun katlanacağı..”
“Yani parayı devlet mi ödeyecek sizce?”
“Adam yere bakarak gülümsedi: Onu bilemem, kimse bilemez. Bizim için önemli olan Federasyonun ödemeyecek olması.”
Sonuç
“Dikkatimi çeken bir nokta var: Yanıtlarınızın hemen hepsi zor bir dönemden geçtiğimize ve yakın gelecekte de durumun değişmeyeceğine işaret ediyor: Cezalar, azalan üretici katılımı, yarışacak koltuk bulmakta zorlanacak genç pilotlar vs… Ben pek de pozitif bir duyguyla ayrılmayacağım bu röportajdan. Siz yakın geleceğimizi nasıl görüyorsunuz?”
“Yaşadığımız (ve yaşayacağımız) sürecin zor olduğu kesin. Ancak bu süreçten kaçış yok. Uzun süreden beri geldiği belli olan bir kısır döngüydü bu.”
Adam sırt çantasından arabada okuduğu kitabı çıkardı ve son okuduğu sayfayı buldu. İşaret parmağını bu sayfaya koyup diğer adama verdi.
“Şu paragrafı okur musun lütfen?”
Diğer adam okudu: "Bilgi ve tecrübenin gelecekle ilgili karar verme konusunda en büyük yardımcımız olduğuna inanılır. Bu hem doğru hem de yanlıştır. Bilgi birikimimiz geçmişe dayanır. Yeni ve geçmişte yaşanmamış bir durumla karşılaşırsak bu birikim bir pranga haline dönüşebilir.”
“İşte şu anda böyle bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye’de motorsporları bugüne kadar sahip olduğu bilgi ve tecrübe ile üretebileceklerinin sonuna geldi. Bugün için sahip olduğu kapasitenin sonuna dayandı ve tıkandı.
Hatta bilgisinin neredeyse tamamen geçmişten geldiği ve tanımadığı bir geleceği şekillendirmeye çalıştığı için ürettiklerini de kaybetmeye başladı.
Motorsporlarında varolan yönetim yaklaşımı, Türkiye’nin ülke olarak yükselişinin de yardımıyla, bize bir çok yarış kazandırdı. Ancak bunlar sadece yabancı kaynaklarla beslendiği için Türk motorsporlarına fazla bir katma değeri olamadı. Bu yöntemlerle olamayacak da…
Bizim kendimize ait güçlü ve renkli karakterlere ihtiyacımız var: Cesur yöneticilere, hırslı pilotlara, kararlı ve sürekliliği olan markalara, güçlü kulüp ve organizatörlere ihtiyacımız var. Bu karakterlerin mutlaka bizim olması gerekiyor.
Yerel kahramanlar lazım bize: Fatih Terim'lerin ve Hakan Şükür'lerin, Serkan Yazıcı ve Serdar Bostancı'dan teorik olarak bir farkı yok. Motorspor seyircisi de bu açıdan futbol seyircisinden farklı değil: Bir takıma ait olarak gerçek anlamda taraftarlık tecrübesi yaşamayı istiyor. Bunu yaşayamazsa spordan yabancılaşıyor.
Bu noktada sporun ciddi bir vizyon değişimine ihtiyacı var. Yeni yöntemlere, yeni iş ortaklarına, yeni kaynaklara... Kisacası yeni bir yönetim anlayışına...
Spor yönetiminin ihtiyacı, önce kendi sporcusuna, kendi kulübüne, kendi yarışına ve kendi takımlarına geri dönmesi. Çünkü Marcus Gronholm Türkiye’ye yılda bir kez geliyor. Ercan, Serdar, Volkan, Fatih, Emre ve Yağız ise İstanbul’da yaşıyor.
Kazaz'ın ticaretini yurtdışına taşıması, Volkan Işık ve Fiat'ın buradaki şampiyonayı bırakıp Avrupa Şampiyonası'na gitmesi tesadüf değil. Ercan Kazaz, Türkiye'de tatmin edici motorspor ticareti yapamadığı için, Fiat takımı ise kendine göre doğru rekabet koşullarında yarışıyor olmak için Türkiye dışında arayışa giriyorlar.
‘Tümden gelim’ yöntemi denendi, çalışmadı. Şimdi ‘tüme varım’ yöntemini denemenin zamanı... Artık şunun farkına varalım: Kendi yarışlarımızın altından hakkıyla kalkmadan harika bir dünya şampiyonası yarışı yapmanın hiçbirimize kalıcı bir faydası yok.”
Diğer adam teybin stop düğmesine tekrar basarak kaydı durdurdu. Dışarı baktı; hava kararmak üzereydi.
Adam sordu: “Artık servis alanına insek mi?”
Sevgi ve Saygılarımla,
Mutlu Yıllar!
Verbal Kint
Soru ve eleştirileniz için verbal@verbalkint.com