Hyundai pilotu Serkan Yazıcı, Bursa Rallisi’nin finiş noktasına yüzünde utangaç bir gülümsemeyle geldi. Sanki kazandığı zaferi beklemiyor gibiydi; çok istiyor ama beklemiyor gibi. Hareket ediyordu, ama sanki ağırlığı yokmuş gibiydi. Konuşuyor ama ne konuştuğunu duymuyordu. Yarış boyu yüz ifadesini gizleyen Pirelli şapkasını çıkaran Yazıcı’nın gözleri ilk defa açıkça ortadaydı. Geçmek bilmeyen iki günün ardından aracının durumu da aynıydı: Yorgun. Zor da olsa finişe gelmeyi başaran Hyundai Accent WRC’nin ön gösterge paneli, tüm ışıkları bir arada yanan bir trafik lambası gibiydi; ne kadar arıza lambası varsa hepsi yanıyordu! “Sadece 3. vitesim var” dedi yanına yaklaşan eski bir arkadaşına sessizce, ama gülümseyerek. O gün gülümsemeye en çok onun hakkı vardı: Sezonun en zor mücadelesinden zaferle ayrılmıştı!
“Bitirmeye Çalışacağız” - “Hataya yer yok!” - “Kazanmak için buradayız!”
Serkan Yazıcı yarış öncesi röportajların hemen hepsinden kaçmayı başardı; start takından inerken yüzüne uzatılan mikrofon hariç. Kameraya bakmadan konuşarak verdiği mesaj kısa ve açıktı: “Bitirmeye çalışacağız...”
Ford Pilotları her zamanki gibi yarış öncesinde iddialı görünmediler. Kazanmak istediklerini söylemediler, yarıştan bahsettiler; kısa ve hızlı bir yarış olduğunu, hata yapmaya yer olmadığını, iyi hazırlandıklarını anlattılar. Aslında Ford pilotlarının beyanatları iddiasız değildi. Söylemleri aynı sezon başından beri olduğu gibi alışılmadık, sessiz bir iddia taşıyordu.
Hyundai’nin pilotlar şampiyonasındaki ümidi Ali Deveci ise verdiği röportajda puantaj olarak ikinci sırada olduğunu hatırlattı seyircisine. Bu pozisyonu koruma önceliğinin her şeyden önce geldiğini ima ederken olası düşük temposu için özür diler gibiydi. Yıldızı beklenmedik şekilde parlayan Hyundai pilotunun amacı, şampiyona lideri Nejat Avcı’nın önünde olmaktı, yarışı kazanmak değil.
Super 1600 pilotları Volkan Işık ve Ercan Kazaz ise hemen hemen aynı şeyi söylediler: “Kazanmak için sahaya çıkıyoruz!” Türkiye Ralli’sini bitiremeyen Fiat pilotu Volkan Işık kaybedecek bir şeyi yokmuş gibi sakindi. Renault pilotu ve bu grubun lideri Ercan Kazaz’ın ses tonu ise biraz daha tedbirliydi: “Biz her zaman kazanmak için sahaya çıkıyoruz. Ancak rakiplerimiz de çok güçlü!”
Toprağın Kokusu...
Meraklı ralli izleyicisi Sezgi Öztürk 3. özel etap Çınarcık’ın en hızlı bölümünde, uzun bir düzlüğün çok hızlı bir sağ virajla sonlandığı noktada yerini almıştı. Fotoğraf makinasını çıkardı ve çekmek istediği kareyi düşünerek duruşunu ayarladı. Dakikalarca yürümüştü buraya gelebilmek için. Aslında yavaş karakterli ve sert virajlar daha hareketli oluyor ve daha iyi resim veriyordu, ama o doğru yere gelmiş olduğuna emindi. Hareket görmek değil hızı hissetmek istiyordu. Toprağı ve havayı kokladı. Birazdan yanından altıncı vitesle, canlarını dişine takmış halde geçecek araçları düşündü. Pilotların yüzlerindeki ifadeyi merak etti; kasklarının açık noktalarından yüzlerini görebilir miydi acaba?
Çok geçmeden ilk aracın sesini duydu: Onun kahramanı, Serkan Yazıcı geliyordu. Garip, diye düşündü. Sezon başından bu yana Serkan’ın ilk etaplarda yarış dışı kalmasına o kadar alışmıştı ki, sesi duyuyor olmak onu rahatlatmıştı. Tek parça, kesiksiz bir sesti Yazıcı’nın aracından gelen ses. En hızlı pilotları buradan ayırt ediyordu: Onların sesi “tek parça” geliyordu, tonu değişiyor ama hiç kesintiye uğramıyordu. Kulağını iyice kabartarak kendine doğru yaklaşan sesi dinledi. Birazdan görüş alanına giren ilk virajdan kayarak çıktı Serkan Yazıcı. Sezgi Öztürk artık duyduğu sesle beraber aracı da görebiliyor olmanın tadını çıkardı, bu anın kısa süreceğini biliyordu.
Kendine doğru ve tam karşıdan gelen toz bulutunun içinden hızla yaklaşan araca çıplak gözle son defa baktı. Resmi çekerken elini titretmemek için derin bir nefes alıp tuttu ve kamerasını gözüne yaklaştırdı. Gözü dijital kamerasının kadrajında gitgide büyüyen yarış aracında, kulağı yaklaştıkça daha koyu, daha bas bir ton alan aracın sesindeydi. Sesin en yoğun olduğu anda, aracı ekranının tam ortasında ve kocaman gördüğü saniyede deklanşöre bastı genç kadın. Yanından kükreyerek geçen aracın sesi kulaklarını doldurdu: Paaaaaavvvvv!..... Hızla arkasını döndü, kamerasını kucağına saklayıp başını dizlerine doğru bastırdı, ve olduğu yerde çömeldi. Aracın rüzgarıyla beraber vücüduna çarpan küçük taşları hisseden Öztürk, yere kapanmış pozunu bir süre daha bozmadı. Kahramanının aracından sıçrayan taşlar, toz ve rüzgar vücudunu yalarken sesin uzaklaşmasını dinledi. Gayet iyi biliyordu ki gözünü açsa da tozdan hiç bir şey göremeyecekti. Yere doğru çömelmiş dururken uzaklaşan sesin hala aynı kararlı ve kesiksiz tonunu koruduğunu fark etti. Sevinerek gülümsedi. Serkan Yazıcı sonunda gerçekten yarışıyordu, şampiyonu geri dönmüştü!
Yarış Var!
Serkan Yazıcı’nın ardından gelen araçların ilk beşi hemen hemen aynı kararlı ses tonuyla geçtiler. Ford pilotu Mehmet Besler ve Serkan’ın takım arkadaşı Ömer Tolon diğerlerine göre daha düz bir çizgide ve daha az kayma duygusu vererek, ama hepsi aynı kesiksiz sesle... Volkan Işık’ın aracından gelen sesin yarattığı hissi tanımlamak zordu. Sanki yere temas etmiyor gibiydi Fiat Punto S1600, tekerlekleri yerden yarım santim havada dönüyor, onun rüzgarıyla gidiyor gibiydi! Ercan Kazaz’ın Renault Clio’su çok saldırgan ama daha güven verir gibiydi. Punto’dan farklıydı görüntüsü, yere sımsıkı basıyor gibi göründü “Ercan’ın Clio’su”. Kazaz’ın her röportajında aracından “Clio’muz” diye bahsetmesinden çok hoşlanıyordu genç kadın. Değişik bir şey vardı Ercan Kazaz’ın aracını sahiplenmesinde; verdiği röportajlara ona sahip olmaktan duyduğu gururu yansıtıyordu sanki...
Ali Deveci geçmemişti. Bu ana kadar geçmemiş olması yarış dışı kalmış olduğunu gösteriyordu. “Nazar değdirdiler adama” diye düşündü genç kadın. O kadar çok konuşulmuştu ki Deveci hakkında. Fatih Kara’nın Palio’sunun sesi uzaklarda duyuluncaya kadar geçen kısa aralıkta “Ne oldu acaba?” diye düşündü.
Fiat’ın üçüncü pilotu Fatih Kara’da bir farklılık hissetti meraklı ralli izleyecisi Sezgi Öztürk. Genç pilot o gün her zamankinden daha hırslıydı. Aracının sesi Volkan ya da Ercan’ınkinden farklı değildi ama genç pilot daha fazla gayret gösteriyor gibiydi. Sanki bir arayış içindeydi, kendine herkesten hızlı bir iz bulmaya çalışır gibi...
İlk 10 araçtan sonra sesler değişmeye başladı. Artık o kadar kararlı değildi geçen araçların ses tonları, hala istekli ve gayretli ama zemini tırmalar gibi değil de sanki yoklar gibi. Yine de kalıp tüm araçları seyretmek istiyordu Sezgi Öztürk. Ayakta durduğu yere çömeldi ve bağdaş kurarak oturdu, daha seyredecek çok araç vardı.
O sırada yanından yürüyerek geçen mavi gömlekli adama ilişti gözü. Uzun boylu adam cep telefonuyla konuşuyordu: “Serkan 10:32, Besler 10:39. Bu etaba gelene kadar aynı saniyedeydiler, burada 7 saniye oldu araları. Evet...” Mavi gömlekli adam kısa bir an durakladı sonra devam etti: “Yarış var Serdar, çok fena yarış var!..” Sezgi Öztürk uzun boylu adamın telefonu kapatıp yürüdüğünü gördü. Ford ekibinin pilot menajeri Adnan Sarıhan’ı tanımıştı.
“Tepe gibi Sol Yok, Hemen Sol İki!”
“Yarış var!” tabiri motorspor literatüründe çok yüksek rekabet olduğunu temsil etmek için kullanılan sembolik bir tanımlamaydı. Yarış sürerken “yarış olmadığı” durumlar da çok olurdu. Bu sezonun hemen tüm yarışlarında ilk ayak sonunda bitmişti yarış. Bursa’daysa durum farklıydı; ilk gün sonunda 30 saniye içinde 4 pilot birden vardı. Birinci Yazıcı ile ikinci Besler’in arası 10 saniye, üçüncü Avcı ile dördüncü Tolon arasındaki fark ise sadece 6 saniye. Herkes birincilik için potada sayılırdı ama yarışın Besler ile Yazıcı arasında geçeceği belliydi. Bunun en iyi farkında olan da Serkan Yazıcı’nın kendisiydi. Ve bu kez yolda karşılaşacağı sürprizlere yenik düşmemeye, yarışı sonuna kadar götürmeye kararlıydı.
Serkan Yazıcı belki de bu yüzden 2. gün sabahında Mehmet Besler’den gelen atağa şaşırmadı. Endişelendi, ama şaşırmadı. Ford ekibi bunu sene başından beri yapıyor, kimi noktalarda henüz tam olarak çözemediği yöntemlerle olmayacak zamanlar yaptırabiliyorlardı pilotlarına. Besler onu ikinci günün ilk etabında 8 saniye birden geçmişti. Ama yağma yok! Bu sefer aynı hatayı tekrarlayamacaktı. Sırada onun en sevdiği ve yarışın en uzun etabı vardı. Nadir rastlanan gözüpekliğinin ona zaman kazandırdığı, aracını zorlayarak değil, adeta bir virajdan diğerine oradan da uzun düzlüklere akıtarak gidebildiği bir etap.
Yazıcı – Okan ikilisi bu sezon ilk defa bir önceki etabı bittiği yerde bıraktılar ve bir sonraki etabın startını temiz bir sayfa açarak ve bir önceki sayfayı tamamen geride bırakarak aldılar. Dış dünyayla ilişkileri tamamen kesilmiş, başka bir boyuta geçmişlerdi. Tecrübeli ko-pilot Can Okan’ın kararlı ve hırslı sesi, Türkiye’nin en hızlı pilotlarından birinin direksiyon başındaki kararlı çabasına eşlik etti: “Tepe gibi sol yok, hemen sol iki!” Tepe, viraj, düzlük yoktu artık Yazıcı için. Verdiği savaş bir gurur savaşıydı.
O etapta Serkan Yazıcı rakibi Mehmet Besler’i 10 saniye birden geçti. Yarışın birincilik mücadelesi de pratik olarak o noktada bitti.
“Çek ayağını...”
Serkan’ın 6. özel etaptaki zamanını gören Ford tarafı mesajı çabuk aldı. Bu yarışta şanslarını daha fazla zorlamanın teorik olarak bir fayda getirmeyeceği belliydi. Hem Hyundai, hem de Serkan bu yarışı çok istiyordu. Serkan’ın kazanmasının çok da büyük bir negatif etkisi olmayacaktı Ford için: Mehmet Besler’in ikinci durumda bitirmesi şampiyonada liderliğe yükselmesi anlamına gelecek ve liderlik bir pilotlarından diğerine kayacaktı. Asıl korktukları rakipleri Ali Deveci’nin yarış dışı kalmış olması Ford’a yine rahat bir strateji yapma imkanı tanımıştı.
Durum açık, yapılması gerekense daha açıktı. Besler günün geri kalanını potansiyel bir fırsatı kaçırmayacak kadar hızlı, risk almayacak kadar tedbirli geçirecekti.
Ford’un beklemediği tek şey şampiyona lideri pilotları Nejat Avcı’nın gün ortası servisten sonra motor problemiyle yolda kalması oldu. Teknik sorun diye bir olgunun varlığını neredeyse unutmuş olan mekanikler elleri bellerinde birbirlerine şaşkınlıkla bakarken, ekibin hesap uzmanları hemen gelmekte olan Hitit ve Kocaeli Rallileri için olası puan senaryolarını hesaplamaya başladılar. Çok geçmeden Besler’e talimat gitti: “Çek ayağını gazdan...”
“Bırakmıyor!”
Super 1600 grubunda da yarış kolay kazanılmadı. İlk günü 6 saniye farkla önde kapayan Volkan Işık, ikinci günün ilk servisine kadar farkı 4 saniyeye indiren Ercan Kazaz’ın ataklarına şaşırmış gibiydi. “Bırakmıyor peşimi!” diye itiraf etti takım yöneticisi Emin Ali Sipahi’ye.
Ancak aslında rakibine nerede zaman verdiğini gayet iyi biliyordu Fiat pilotu. Volkan yarışın tek kırıcı karakterli etabı Karakova’da tedbirli olmanın dozunu biraz fazla kaçırmıştı. Akıllı rakibi Kazaz’ın bu fırsatı fazlasıyla iyi kullanacağını biliyor olmalıydı aslında. Aracına mekanik olarak çok güvenen ve bunu her fırsatta dile getiren Kazaz servis alanında “Clio’muz çok iyi gidiyor” dedi gülümseyerek. “Son iki etap çok zor olacak. Umarım ipi biz göğüsleriz...”
Ancak Volkan Işık – Levent Gür ikilisi böyle bir atağa yenik düşmeyecek kadar tecrübeliydiler. İkili, sabah ilk geçilişinde 6 saniye birden verdiği bu etapta temposunu biraz toparladı ve sinir bozacak kadar az bir farkla da olsa ustaca kazandı Super 1600 kategorisini. Yarışın finişinde iki ezeli rakip arasında sadece 3 saniye vardı! Kazaz gerçekten de son ana kadar bırakmamıştı mücadeleyi.
Kara’nın ikilemi
Birinci günün sürprizi Fiat pilotu Fatih Kara oldu: Genç pilot günü Volkan’ın 6 saniye arkasında ve Ercan Kazaz’ın da hemen önünde günü tamamlamayı başardı. Ancak ikinci gün, genç pilot için küçük ama mide bulandıran sorunlarla başladı. Kısa bir süre için interkomu arızalanan ve ko-pilotu ile iletişimi kesilen Kara, önce Ercan Kazaz’a geçildi. Ardından da Takım arkadaşı Hamdi Ünal’a.
Fiat ekibi açısından aslında Hamdi Ünal’ın yarışı Fatih Kara’nın önünde tamamlaması daha avantajlıydı. Super 1600 grubunda Hamdi’nin sürekliliği geçen sezon ekibe şampiyonluk getirmişti ve Hamdi’yi Ercan’dan uzak tutmamak takımın bir numaralı stratejisi olmalıydı. Kara ilk etaptaki interkom sorunu yüzünden Ercan Kazaz’a geçildi ama ya ekip arkadaşı Ünal’a neden geçildi? Takım emri?
Bu sorunun yanıtını bilmek imkansız. Aslında yanıt çok önemli de değil. Bu noktada gelmiş olabilecek bir takım emrini kimse eleştiremeyeceği gibi gelmemiş olması da sadece ekip yönetiminin uzun vadeli bir bakış açısı olduğunun ve genç pilotları Kara’yı kolladığının bir kanıtı olabilir.
Önemli olan bu andan sonra Fiat ekibinde benzer durumların tekrarlanabilecek olması. Hamdi Ünal hala Ercan Kazaz’a en yakın puana sahip Fiat pilotu ve Fatih Kara, Ünal’ın hızına bugünden fazlasıyla ulaşmış durumda. Fiat ekibi ve Kara’yı yakın gelecekte enteresan test bekliyor; belki bu yarış yapmadı ama bundan sonraki yarışlarda ekip yönetimi zor seçimler yapmak zorunda kalınabilir. Bu testin sonucu ise bir kurum olan Fiat Motorsport’tan daha çok bir birey olarak Kara’yı ilgilendiriyor. Yarışçı ruhu tam bu anlarda şekillenmekte olan bu geleceğin şampiyon adayının artık geri adım atacak zamanı yok.
Aşk, Nefret, İhtiras ve İhanet!
Bursa’da tüm ekipler başarı aşkıyla yarıştılar. Ancak genel klasmanda Hyundai’nin, Super 1600’deyse Fiat’ın ihtirası ve kazanmaktan elde edeceği katma değer daha büyüktü. Bursa’da kazanmayı daha fazla isteyen taraflar kazandı. Araçlarının ihanetine uğrayanlar ise şampiyona lideri Nejat Avcı ve ikincisi Ali Deveci oldular!
Yarışın finiş noktasında, Hyundai Assan’ın genel müdürü Kurthan Tarakçıoğlu’nun yüzünde yorgun ama rahatlamış bir ifade vardı. Yanındaki rakip takımın yöneticisine döndü ve samimi bir ses tonuyla Serkan Yazıcı’yı kastederek konuştu: “Çok ihtiyacı vardı bu zafere...” Birkaç saniye geçtikten sonra uzaklara bakarak aynı samimiyetle gülümsedi. Kelimeler ağzından dökülmedi, ama şunu söyler gibiydi: “Bizim de ihtiyacımız vardı!” Rakip takımların iki yöneticisi sessiz kaldılar. Birbirini gayet iyi anlayan ikilinin fazlaca söyleyecek bir şeyleri yoktu o anda... Konuyu değiştirip otomotiv sektöründen konuşmaya başladılar.
Bursa’da Ford ekibi yolun sonunda kazanmayı umduğu ünvanı daha kıymetli hale getirecek kadar güçlü bir rakip buldu; Hyundai ekibi harcadığı emeğin boşa gitmediği ve rekabet gücünün fazlasıyla yerinde olduğunu gördü; sade vatandaş ve meraklı izleyicisi Sezgi Öztürk ise onu etaplara çeken kahramanına tekrar kavuştu.
Şampiyonanın bitmesine 3 yarış kala Hyundai’nin sezon başında kullandığı slogan kulaklarda yankılandı: “Yarış asıl şimdi başlıyor!”
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
Soru ve eleştirileniz için verbal@verbalkint.com