El mi Yaman, Bey mi Yaman?

24 Mart 2005

Ege Rallisi’nde 5. etabın stop masasında zorlukla durdu Ercan Kazaz. Frenlerinden dumanlar çıkan Renault Clio S1600’ün sınırları belli ki oldukça zorlanmıştı. Kazaz’ın ko-pilotu Cem Bakançocukları, zaman karnesini hakeme uzattı. Kazaz ve Bakançocukları önce tek kelime etmeden Fiat pilotu Volkan Işık’ın 04:58’lik zamanına baktılar, sonra diğer hakemin zaman tahtasına yazacağı kendi zamanlarını beklemeye koyuldular. Hakem telsizden duyduğu zamanı doğruladıktan sonra tahtaya dönüp Ercan Kazaz’ın hanesine yazdı: 05:01. Kazaz’ın yüzü asıldı, kaşları çatıldı: Neden olmuyordu? Yepyeni Clio, yabancı teknik ekip, o kadar antrenman! Nasıl oluyor da Volkan hala geçiyordu? Nasıl ve neden...? Neden? Aracın içi birden karardı ve ortam değişti: Otel odasındaki yatağında hızla doğrulan Ercan Kazaz ter içinde uyandı ve aceleyle saatine baktı: 05:45. Daha yarış başlamamıştı bile! Kazaz gözlerini kapattı. Renault’un tecrübeli pilotu rahat bir nefes aldı ve yüzünü yıkamak için yataktan kalkıp banyoya yürüdü. Hepsi kötü bir rüyaydı sadece...


Volkan
“Yine lastik!” Fiat pilotu Volkan Işık sinirle vurduğu direksiyonu neredeyse elinden kaçırıyordu. Daha etabın yarısına bile varmamış olan Işık, patlayan lastiği değiştirmek için durmalı mı, durmamalı mı diye düşünmeye çalışıyor ama zihni bu soruya konsantre olamıyordu. Neden sürekli lastiği patlıyordu? Neden o sessiz İngiliz’in lastiği değil de kendi lastiği? Hızlıydı, bunu gayet iyi biliyordu; ama bir yerlerde bir hata vardı işte. Ya istediği dereceler çıkmıyor ya da sürekli lastik patlaması gibi teknik engeller yaşıyordu. Sinirle çevresine bakınırken gözleri yolda duracak uygun bir nokta aradı. Patlayan ön lastiklerden biriydi ve muhtemelen jant da kırılmak üzerindeydi. Yeni Fiat Punto’nun içindeki vibrasyon dayanılmaz boyuta gelmişti ama şampiyon pilotun kafasının içindeki sarsıntının da bundan aşağı kalır yanı yoktu: Neredeydi hata? Nerede?

Aracın içi birden karardı ve ortam değişti: Otel odasındaki yatağında hızla doğrulan Volkan Işık ter içinde uyandı ve aceleyle saatine baktı: 05:45. Daha yarış başlamamıştı bile, Işık gözlerini kapattı... Fiat’ın tecrübeli pilotu rahat bir nefes aldı ve yüzünü yıkamak için yataktan kalkıp banyoya yürüdü. Hepsi kötü bir rüyaydı sadece...

Nejat
“3 ve 5. vitesler gitti...” Nejat Avcı, sesini telsizden dinleyen Serdar Bostancı’nın yüzünün asıldığını görür gibi oldu. Ford’la ilk senesinde sonuç almayı herkesten, her şeyden çok istiyordu. Çok çalışmıştı ve hayatındaki bu yeni sürece çok ümit bağlamıştı. Mutlaka kazanmak, ya da en azından hala kazanma potansiyelinde olduğunu göstermek istiyordu. Artık pek genç sayılmazdı ama hala içindeki o yarışçı ruhun varlığını hissediyordu. Kazanabileceğinden en ufak bir kuşkusu da yoktu. Bu seneyi kazanarak, şampiyonlukla bitirmek istiyordu. Nereden çıkmıştı şimdi bu şanzıman arızası? Diğer vitesler de kırılır mı acaba diye düşündü. Servis alanına varabilse? Ah oraya bir varabilse, ne yapar eder devam ettirirdi onu servistekiler, ama oraya varabilecek miydi? Acaba aracı oraya kadar dayanabilecek miydi? Acaba?

Aracın içi birden karardı ve ortam değişti: Otel odasındaki yatağında hızla doğrulan Nejat Avcı, ter içinde uyandı ve aceleyle saatine baktı: 05:45: Daha yarış başlamamıştı bile, Avcı gözlerini kapattı... Ford’un tecrübeli pilotu rahat bir nefes aldı ve yüzünü yıkamak için yataktan kalkıp banyoya yürüdü. Hepsi kötü bir rüyaydı sadece...

Serkan
Ege Ralli’sinin ilk etabında, stop masasında duran Serkan Yazıcı’nın aklındaki soru şuydu: “Beni geçen olur mu acaba?” Sorunun yanıtını öğrenmenin o an için mümkün olamayacağını bilen 1 kapı numaralı aracının koltuğunda sıkıntıyla kıvrandı. Bir an önce stop masasında ayrılmak, birazdan da telsizden gelecek etap zamanlarını duyup rahatlamak istiyordu. O an gözleri aracın dışında sol tarafta duran kollarını göğsüne kavuşturmuş uzun boylu adama ilişti: Adnan Sarıhan... İki senedir takım arkadaşı, belli bir ölçüde de rakibi olan Sarıhan’ı bu şekilde etap sonunda, gözlerindeki güneş gözlüklerinin arkasından kendini dik dik süzerken görmek sinirlerini bozuyordu.

Nereden çıkmıştı şimdi bu Ford’un uydurduğu pilot menajeri işi? Eski köye yeni adet! Adnan’la pilot olarak rakip olmayı geçen sene gayet güzel yaşamış ve onu altetmeyi başarmıştı. Şimdi de pilot olarak çıksaydı ya karşısına! Ford’un takım direktörünün sezon açılış konuşmasındaki sözleri aklına geldi: “Adnan’ın yeni görevi yeni pilotlarımıza kazanmayı öğretmek!” Şimdi bu sayede Ford pilotları onu geçecekler miydi yani? Gerçekten merak ediyordu: Nasıl olacaktı acaba Ford pilotlarının dereceleri? Yazıcı aklından geçen tüm bu soruların yanıtlarını bilmiyordu ama bildiği bir şey vardı: Eski takım arkadaşının gözlerini böyle üzerinde hissetmeyi hiç sevmiyordu! Hem neden vermiyordu hakem karneyi geriye? Bir aksilik mi vardı? Çok mu kötüydü yoksa şampiyon pilotun zamanı, ona mı şaşırmışlardı?? Neden vermiyorlardı karneyi geriye? Neden?

Aracın içi birden karardı ve ortam değişti: Otel odasındaki yatağında hızla doğrulan Serkan Yazıcı, ter içinde uyandı ve aceleyle saatine baktı: 05:45. Daha yarış başlamamıştı bile, Yazıcı gözlerini kapattı...Hyundai’nin tecrübeli pilotu rahat bir nefes aldı ve yüzünü yıkamak için yataktan kalkıp banyoya yürüdü. Hepsi kötü bir rüyaydı sadece...

Sezgi Öztürk
“Bu kavşaktan sağa mı, sola mı?” Sade vatandaş, mütevazi ama çok meraklı ralli seyircisi Sezgi Öztürk sağ elindeki haritaya bakarken sol eliyle de aracının direksiyonunu tutmaya çalışıyordu. Bir internet sitesinden indirdiği etap seyirci noktası tarifi bir türlü onun gittiği yola uymuyor gibiydi. Tarifte kaybolduğu yeri bulmaya çalışıp birkaç adım geri gitmişti ama nafile! Seferihisar yolu üzerinde Küçükkaya’ya sapan yolu bir türlü bulamıyordu. Genç kadın aracını sağa çekip Ege Rallisi’nin bu kez zaman çizelgesini eline aldı: İlk etabın başlamasına sadece 10 dakika kalmıştı ve o daha seyirci noktasına giden sapağı dahi bulamamıştı! 1 Kapı numarasıyla çıkan Serkan Yazıcı’yı, yeni aracı Hyundai Accent WRC ile seyredemeyecek miydi şimdi bu sezonun ilk yarışının ilk etap geçilişinde! Birilerine sormalıydı ama kime? Ne olurdu sanki şu etap tariflerini biraz daha detaylı yapsalardı? Kaçıramazdı, kaçırmamalıydı bu ilk yarışın ilk etabını! Kime sorsaydı acaba? Kime?

Aracın içi birden karardı ve ortam değişti: kendi yatağında hızla doğrulan Sezgi Öztürk, ter içinde uyandı ve aceleyle saatine baktı: 05:45. Daha yarış başlamamıştı bile, Öztürk gözlerini kapattı... Sade vatandaş, mütevazi ama çok meraklı ralli seyircisi Sezgi Öztürk rahat bir nefes aldı ve yüzünü yıkamak için yataktan kalkıp banyoya yürüdü. Hepsi kötü bir rüyaydı sadece...

Ercan, Volkan, Nejat ve Serkan
Bu kadar şaçma bir rüya gördükleri için kendi kendilerine kızan Renault, Fiat, Ford ve Hyundai’nin fabrika pilotları, hemen hemen aynı anlarda yüzlerini yıkayıp aynada kendilerine baktılar. Pek itiraf etmeseler de gördüklerinin gerçek olmadığına sevinmiş ve rahatlamışlardı. Hepsinin ortak yönü kazanmayı istemeleriydi. Ve bunun için de her şeyi yapmaya, her riski almaya, her türlü kişisel yeteneklerini ortaya koymaya o kadar hazırdılar ki! Kaybetmeye ise ne kadar hazırlıksız olduklarını belki de ilk o an fark ettiler. Ve bu olasılığı hemen unutmak için aynanın önünden ayrıldılar...

Ellerinde havluyla otel odasının camına yürüyen pilotlar perdeyi aralayıp Ege Denizi’nin sakin sularına baktılar. Tekrar saatlerine bakıp biraz daha uyumak gerektiğini düşündüler. Önlerinde uzun bir gün, zorlu etaplar ve geçilecek çok rakip vardı!

Yatağa tekrar uzandığında ne Ercan, ne Volkan, ne Nejat ne de Serkan kaybetmeyi düşünmedi. Aslında gerginliklerinin start noktasında geri sayan hakemin yavaş yavaş bulanıklaşan sesiyle beraber kaybolacağını da gayet iyi biliyorlardı. Türkiye’nin en büyük fabrika takımlarının pilotları yarışın bir an önce başlamasını dileyerek uykuya daldılar...

Sezgi Öztürk
Mütevazi ama çok meraklı ralli seyircisi Sezgi Öztürk yüzünü yıkayıp aynada kendine baktı. Pek itiraf etmese de yolunu kaybetmesinin bir rüya olduğuna sevinmişti. Yolu o kadar iyi biliyordu ki bulamaması imkansızdı. Yarışın haritasını neredeyse ezbere çizebilirdi. Sabah erkenden çıkıp etapların yolunu tutmaya o kadar hazırdı ki!

Elindeki havluyla odasının camına yürüyen genç kadın perdeyi aralayıp dışarı baktı. Onun odasından deniz görünmüyordu ama aradığı da o değildi zaten, bir an önce yola çıkmak için güneş ışığını bekliyordu ralli seyircisi Sezgi Öztürk. Gökyüzünde sabahın ilk ışıkları vardı ve sokaklar hala bomboştu... Biraz daha beklemeye karar veren Öztürk perdeyi kapatıp yatağının kenarına oturdu.

Fabrika pilotlarının aksine, uykuya geri dönmedi genç kadın. Düşünmeye koyuldu: Yeni sezonu, takımları, pilotları, transferleri ve sezon öncesi dedikodularını. Ford’un şampiyon pilotu Serkan Yazıcı’yı transfer eden Hyundai’yi düşündü. Önceleri iki senedir Ford’un koltuğunda görmeye alıştığı Serkan’ı, Hyundai’nin direksiyonunda görme düşüncesini yadırgamıştı. Ancak sonra arka arkaya gelen basın bültenleri ve gösterişli imza törenleri gözünü biraz da olsa alıştırmıştı. Ayrıca Serkan Yazıcı’da bir şeytan tüyü olduğu da kesindi; bu spora duygusal bakmayı seven kendisi bile kızamıyordu Serkan’a. Ne de olsa profesyonel bir pilotun daha uygun koşulları bulduğu bir takıma geçmesi kadar doğal bir şey olamazdı.

Süper 1600’ün en hızlı aracı olduğu hemen herkesçe kabul edilen Clio’yu bu sene kullanacak kurt pilot Ercan Kazaz’ı düşündü Sezgi Öztürk. Ercan’ın bitmek tükenmek bilmeyen kazanma hırsına ne kadar da yakışmıştı Clio S1600. Citroen’deki hayal kırıklığından sonra bu otomobil ve Fransız teknik ekibin iyi geleceğini düşündü Kazaz’a. Tamamen ve sadece kazanmaya odaklanmış bir Kazaz’ı parkurda görmek için sabırsızlanıyordu.

Ve tabi Volkan Işık ve Opel’in yabancı pilotu David Higgins! Nedense S1600 deyince bu ikilinin mücadelesinin ne olacağı sorusunun yanıtını arıyodu zihni. Sanki Türkiye’de aday yokmuş gibi yurtdışından pilot getirdikleri için önceleri Opel ekibine kızmıştı. Ama şimdi özellikle merak ediyordu David Higgins’in, Volkan, Ercan ve istikrar abidesi Hamdi karşısındaki durumunu? Avrupa Şampiyonası Türkiye ayağında yabancı pilotlar bizimkileri geçmişlerdi ama bu pilotların rekabet seviyesi çok daha yüksek bir ortamdan ve çok farklı bir form seviyesinden geliyor olduklarını da unutmamak lazımdı. Hem bizimkiler de hiç de kötü dereceler yapmamışlardı Fiat Rallisi’nde. Acaba önlerindeki hedef yabancı bir pilot olunca bizimkilerin de hız ve süreklilikleri artacak mıydı?

Öyle olmasını umdu Sezgi Öztürk ve bu kez de fabrika takımlarını düşündü: Bu konudaki resim biraz daha kalabalıktı bu sezon. Fiat ekibinin yöneticisi Emin Ali Sipahi yaptığı bir açıklamada şampiyon olacaklarını şimdiden ilan etmişti bile! Bunu büyük ve köklü bir takım olmalarına bağlıyordu. Volkan Işık, Hamdi Ünal ve Fatih Kara’nın var olduğu ekibin güçlü olduğu kesindi. Ancak Sipahi’nin tezinin, özellikle Hyundai ve Ford’un birbirleriyle mücadelesi sırasında oluşacak fırsatları değerlendirmeye dayalı olduğu da belliydi.

Hyundai’nin takım stratejisi ise daha da yüksek yerden, firmanın genel müdüründen gelmişti. Onlar da Fiat gibi markalar şampiyonu olmayı hedeflediklerini söylemişlerdi. Ne de kıymetli şeymiş bu Markalar Şampiyonluğu... Belli ki geçen sezondan sonra çok daha hırslı ve kararlı olacaktı Hyundai; Serkan ve Can Okan’ın transferleri de bunu gösteriyordu zaten. Kuvvetli bir iddiası vardı Hyundai’nin bu sezon. En iyi pilot, en iyi ko-pilot, gereken her türlü teknik imkanı sağlayarak kazanmak için ne gerekiyorsa yapacağının mesajını açıkça vermişti Hyundai.

Peki ya geçen senenin şampiyonu Ford? Orada kafası biraz karışmıştı. Ford ekibi geçen yıl tüm yarışları kazanan bir takım için fazlasıyla mütevazi bir ekip kurmuştu: Nejat Avcı ve Mehmet Besler parlak isimlerdi ama geçen seneye oranla daha gösterişsiz bir pilot kombinasyonu olduğu da açıktı. Basın açıklamasına göre Adnan Sarıhan takımda kalmış, pilotluk görevini tamamen bırakmamış olmasına rağmen sezona “Pilot Menajeri” diye bir pozisyonla başlamıştı. Ayrıca takım yönetimi, Türkiye şartlarında hiç de alışık olunmayan 3 yıllık bir plan koymuştu ortaya. İyi ama ya bu sezon? Şampiyonluğu hedefliyoruz diyordu takım yöneticileri ama pek de üstünde durmadan söylüyorlardı bunu. Projeler güzel, 3 yıllık plan etkileyiciydi ama “satır aralarını” okumayı seven Sezgi Öztürk pek ikna olmamıştı. Kafasını iki yana salladı. Ford ekibi ya dikkatleri başka yöne çekerek kendini olası bir başarısızlık için hazırlıyordu ya da kimsenin bugün için anlamadığı bir planı vardı ekibin.

Bu senaryoda bir nokta kafasını kurcalıyordu Sezgi’nin: Hayatında hiç WRC kullanmamış pilotlarla dahi Ford yine şampiyon olursa bu ne anlama gelecekti? Bu olasılığı hiç düşünmemeye çalıştı. Çünkü bu, bireyler değil ekipleri öne çıkaracak bir durumdu. Halbuki onun kahramanı Serkan Yazıcı’ydı. Ve kahramanlar hep kazanırdı!

“El mi Yaman Bey mi Yaman!”
Mütevazi ama çok meraklı ralli seyircisi Sezgi Öztürk ailesini uyandırmamak için parmaklarının ucuna basa basa evinin kapısına kadar geldi. Dışarı çıktıktan sonra sokak kapısını usulca kapatıp arabasına doğru yürüyen genç kadının aklına Ercan Kazaz’ın sezon başında yaptığı açıklamasındaki ifadesi geldi: “Bekleyelim ve görelim, el mi yaman bey mi yaman!”

9 Nisan günü sabahın ilk ışıklarıyla beraber aracına binen Sezgi Öztürk, sağ elindeki Ege Ralli’si etap haritasına bakıp gülümsedi. O da çok bilmek istiyordu; el mi yamandı, yoksa bey mi?

Genç kadın aracını çalıştırıp park yerinden çıkardı ve haritayı yan koltuğun üstüne bıraktı; gideceği yolu gayet iyi biliyordu...

Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint

verbal@verbalkint.com