Dolma Kalemle Bulmaca Çözmek

12 Mart 2004

Yukarıdan aşağıya, sekiz harfli, ilk harfi Ş, son harfi N. Bir dizi spor müsabakasını kazanarak sezon sonu büyük ünvanının sahibi olan sporcu ya da takım anlamına geliyor. Geçtiğimiz yıl bu günlerde 2003 sezonunun planını yapan Ford ekibinin direktörü Serdar Bostancı, bu soruyu kolayca yanıtladı: Şampiyon! Soldan sağa, altı harfli, ilk harfi ''S''. Türkiye'nin hızlı ve istikrarlı pilotlarından birinin ilk ismi. Bu da kolay: Serkan Yazıcı'nın Serkan'ı tabi! Serdar Bostancı, yüzünde rahat bir gülümsemeyle bulmacanın ilk soldan sağa satırına bunu da kolayca yazdı. Ama bir terslik vardı sanki ortada: ''Serkan''ın ilk harfi, ''Şampiyon''un ilk harfiyle uymuyordu! Çok uzak değildi aslında S ve Ş harfleri, ama uymuyordu işte! Oturduğu koltukta sıkıntıyla kımıldayan Bostancı, ilk yazdığı kelimeyi silip yerine bir başka çözüm düşünmeye karar verdi.Verdi vermesine ama, kullandığı kalemin mürekkepli olduğunu o anda şaşırarak farketti!


Yeni sezon geldi çattı! Sezon öncesi telaşının ve dedikodu mekanizmalarının hızla işlemeye başladığı bugünler, geçen sezonu kısaca hatırlamak için en uygun zamanlar. 2004 yılına bakmadan önce, zaman içinde kısa bir yolculuk yapıp 2003 yılında olan bitene son bir defa göz atmakta fayda var.

Çözülemeyen Bulmaca!

2003 sezonunda Tofaş'ın kazandığı Pilotlar ve Markalar şampiyonluklarını değerli kılan unsur, güçlü bir rakibe karşı kazanılmış olmasıydı. Tofaş ekibinin geçen sezon yaptığı tek bir hataya bile işaret etmek zor. Tofaş'ın, o zamanki patronu Saffet Üçüncü tarafından ustaca biraraya getirilen ekip, ve şans faktörünü minimuma indirgeyen astronomik bütçesiyle, rakibinin en ufak hatasını dahi affetmeyeceği ilk günden aşikardı.

Ancak gerçek şu ki 2003'te şampiyonluk kazanılmadı, kaybedildi. Ford aslında sezon başında çözmeye çalıştığı bulmacanın yanıtlarını gayet iyi biliyordu. Öyle ya, Türkiye'nin tek WRC yarış otomobili, Focus Kit Car ve Puma S1600'den oluşan kuvvetli araç parkı Ford'u kağıt üzerinde en iddialı paket haline getirmek için yeterliydi. Türkiye motor sporları tarihinde eşine az rastlanacak bir marka uyumunun yakalandığı yepyeni Turkcell – Hazır Kart sponsorluğu, mavi-turuncu tulumlarıyla pırıl pırıl parlayan pilot ve ko-pilotları, onbinlerce motorsporları meraklısına yollanan e-mail'ler, sms'ler, özel tasarlanmış internet siteleri gibi modern pazarlama yöntemleriyle Ford Hazır Kart Ralli Takımı, 2003'te Şampiyonluktan başka bir hedef seçebilir miydi?

Seçemezdi, seçmedi de. Ancak 2003 sezonu, motorsporlarının en baştan çıkarıcı tarafı olan sürpriz faktörünün Ford için en dramatik olarak yaşandığı sezonlardan biri oldu. İyi başlayan şampiyonluk mücadelesi, yarış kazanan Focus WRC dışındaki diğer araçların ilk 10'a girememesi ve Tofaş'ın kararlı sonuçlarıyla önce riskli, sezon ilerledikçe de sıkışık hale geldi. Serkan Yazıcı – Can Okan ikilisi WRC ile çok hızlıydılar ama Pirelli'de kırılan debriyaj, Hitit'te bu tecrübedeki bir ikiliden beklenmeyen bir dizi hata ve sonucunda gelen ihraç kararı, son perde Kocaeli'nde sırtına yüklenen kazanma baskısı altında ezilen bir pilot resmi, Ford'un sezonu nasıl kaybettiğinin özetiydi. Son iki yarışta yardıma gelen tecrübeli Adnan Sarıhan - Orhan Çelen ikilisinin çabaları bile matematiksel gerçeklikleri ortadan kaldıramadı. Tüm yumurtaları tek bir sepete koyan Ford, aldığı riskin sonucuna katlandı. Sepetin teorik olarak sağlam olması, sonucu değiştirmedi.

Tofaş Parladı, Citroen Uyandı

Tofaş ise belki de tarihinin en iyi performansını gösterdi. Volkan için tereddütlü başlayan Palio Super 1600 macerasında taşlar sezon içinde yavaş yavaş yerine oturdu. Sezon ortasında Palio artık ''eldiven'' gibi olmuştu eski şampiyon için: Tofaş'ın tecrübeli pilotu, sezon ilerledikçe Palio S1600 ile asfaltta Focus WRC'ye yakın gidebilen bir tempo yakalamayı başardı. Takımın ikinci pilotu Nejat Avcı, Volkan kadar süratli olmasa da, ilk 5 içindeki finiş performansıyla takımının şampiyonluğunda en az onun kadar önemli rol oynadı.

2003 yılının önemli karakterlerinden biri de Ercan Kazaz'dı. ''Atölye Kazaz'' oluşumuyla motorspor alanında yarı profesyonel takım kavramının Türkiye'deki öncülerinden Kazaz ve Citroen ekibi, sezon başında S1600'ü kazanmayı hedefledi. Ama sezon ortası geldiğinde Volkan'ın form seviyesinin bugün için yakalanmasının çok zor olduğunun farkına vardı. Yine de mücadeleden vazgeçmeyen Kazaz, hızlı temposunu istikrarla birleştirdi. Ege Rallisi dışında sonuç alamadığı yarış olmadı ve Volkan üzerindeki baskıyı hep canlı tutmayı başardı.

Tofaş'ın imkanlarıyla başedecek teknik ekipman, yedek parça ve lastik desteğinin olmaması, Ercan'ın Volkan'dan yavaşlığının bir kısmını açıklıyor, ancak tamamını değil. Ercan Kazaz – Nejat Avcı arasında oluşan kendi lehine fark ise, Kazaz'ın temposunun yüksek olduğunu gösteriyor. 2003 sezonu, Kazaz'ın eldeki koşullarla en iyisini yaptığını ancak bu şartlarda Volkan'ı geçecek seviyede olmadığını gösterdi.

2003 sezonunda markalar lisansı çıkaran sadece 3 firmadan biri olan Citroen, bu yolla çabasının geçici olmadığının mesajlarını verdi. Bu herkes için iyi haber: Marka bazlı rekabetin artması sporun pratik olarak erişiminin artması anlamına geliyor. Citroen'in 2003 yılında kaynaklarıyla orantılı olarak aldığı sonuçlar takdire fazlasıyla değer.

Diğerleri

Opel ekibini rekabet yeteneği açısından artık Fabrika Takımı klasmanına almak zor. Amacı belirsiz stratejiler, sürekli değişen başrol oyuncuları ve sonuçsuzluk, Opel takımını 2003 yılında sporseverin radar ekranının dışına çıkardı. Alışılmış teknik sorunlarıyla sezonu açan ekip önce birinci pilotları Hamdi Ünal'ı, sonra da İbrahim Okyay'ı kaybetti. Tecrübeli Okyay'ı devre dışı bırakmak için tarihe geçecek bir ''bilimsel yöntemlerle pilot seçme'' komedisi oynayan ekip, ısrarla yaptığının anlamını açıklamaya çalışarak tek perdelik komediyi ''dizi'' haline getirdi ve bu tavrıyla seyircisinin gözünde kalan sınırlı kredisini de yitirdi.

Ne ilginçtir ki Opel'in 2003'teki tek kazancı, bu ilginç ''bilimsellik'' polemiğine konu olan yeni pilot Tarık Öktem'in kendisi oldu. Öktem, takımının gereksiz yere kendini soktuğu karmaşa ve suni kriz ortamına rağmen katıldığı sınırlı sayıda yarışta başını dik tutup konsantrasyonunu kaybetmemeyi başardı. Sorunlu Astra'ya rağmen tek bitirdiği Ralli olan Hitit'te iyi bir yerde finiş gördü, Bursa'da kalana kadar hızlı bir tempo yakaladı. Hatta Okyay'ın bıraktığı tırmanma şampiyonası mücadelesini devralıp kendi kategorisinde şampiyon olmayı da başardı. Öktem, 2003'te Opel ekibinin tek olumlu tarafıydı.

2000 cc araçlar sınıfını kazanan Ethem Genim ve Performans Team, Renault'nun sessiz ve derinlere gömülmüş 'geri dönme' arzusunu kamçıladı. Uzun süredir fabrika katılımı olmayan Renault'nun eksikliğini hissetmemek elde değil. Ancak 2003 yılı, Performans Team'in sabırlı gayretinin, Renault'nun üst düzey yöneticilerinin artık gözardı edemeyeceği seviyelere geldiği sezon ve Renault için sessiz bir dönüm noktası oldu.

Son yarışa kadar çözülmeyen Grup N mücadelesini ise Murak Akdilek az farkla aldı ama Ender Alkoçlar ve Celal Gülerhan, kimi yarışlarda Ahmet Burkay ve Emre Ergökçen gibi isimler de rekabetteki etkilerini hissettirdiler. Aslında Grup N, 2003 sezonunda kendi içinde rekabetin en yoğun yaşandığı sınıf oldu. Atölye Kazaz, GP Garage ve benzeri yarı profesyonel ekiplerin çoğunluğunu oluşturduğu bu gruba ilginin gitgide artması sporun yavaş yavaş kazanmakta olduğu ivmenin bir işaretiydi.

Sporun Geleceği: Bilinçli Kamuoyu

'
'Dramatik'' sıfatı, 2003 sezonu için en doğru tanımlama. Rekabetin çok yoğun yaşandığı, takım ve bireylerin varını yoğunu ortaya koyduğu, ter, gözyaşı, sevinç ve gerilim içinde geçen sezonun ardından akıllarda, ilk defa konuk ettiğimiz bir Dünya Şampiyonası yarışı, Avrupa Şampiyonu Bruno Thiry'nin kazandığı Tofaş Rallisi, olaylı bir Hitit Rallisi ve nefeslerin tutulduğu bir final havasında geçen bir Ford Kocaeli Rallisi oldu.

Ancak seyircisi olmayan gösteri dramatik de olmaz! Aslında 2003 sezonunda motorsporlarının en büyük kazancı, kendi kendini yaratan bilinçli, tartışan, öğrenen ve düşünen bir izleyici kitlesinin, diğer adıyla bir ''kamuoyu''nun oluşumuydu. Gitgide artan TV ve radyo programları, özellikle naklen yayınlar ve yüksek profilli uluslararası yarışlar sayesinde sadece motorsporları meraklısı kitlesini yakalamakla kalmadı, klasik spor izleyicisinin de dikkatini çekti.

Motorspor iletişimi sadece TV ve Radyo gibi klasik iletişim araçlarıyla sınırlı kalmadı. Günümüzün çağdaş ve popüler iletişim kanallarından biri olan internet forumları, özellikle fanatik seyirci kitlesinin buluştuğu bir platform haline geldi. Bunlar arasında en ciddisi Rally-Sport.com, tartışmalı Hitit Ralli'sinden sonra verdiği hassas kararın nedenlerini sporseverlerle paylaşmak ve tartışmak isteyen resmi yetkililerinin dahi aktif olarak kullandığı bir medya oldu. Hatta başını Ercan Kazaz'ın çektiği kimi karakterler, bu platformu kendi bilinirliklerini yönetmek, sporseverlerin kendileri ya da kurumları hakkında düşündüklerini etkilemek amaçlı kullanmaya dahi çalıştılar. ''Forum'' kelimesi gerçek anlamını burada buldu. Spor seyircisi sadece birkaç yıl önce yüzünü dahi görmekte zorlanacağı karakterleri klavyenin ucunda bulmayı ve onlarla herşeyi konuşabilmeyi, beğenmeyi ya da beğenmemeyi, yani katılımcı bir fikir sahibi olmayı çok sevdi.

İnternetteki hareketin farklı boyutları da vardı: Cihat Gürkan gibi yüksek profilli bir ismin liderliği ve Yiğit Top gibi genç kuşaktan bir motorspor gazetecisinin pratik katkısıyla oluşan RalliSpor.com, aynı isimli ve sadece ralli konulu bir dergiyle birleşince, sadık bir okuyucu kitlesine kısa sürede ulaştı. Aydın Hoşgör'ün liderliğindeki yılların Ralli Dünyası dergisi, yerini Ralli Ajansı ismi taşıyan, sadece bir haber sitesi değil aynı zamanda sporculara kendilerini tanıtmaları amaçlı internet siteleri tasarlayan bir kuruma bıraktı ve bu alanda farklılaşmaya çalıştı.

Motorsporları 2003 sezonunda özellikle iletişim anlamında çağ atladı.

2004'te neler olacak?

2003 ''dramatik'' idi, 2004 ise ''kaotik'' olacak. Geçen sene Tofaş, Ford ve Citroen'le 3 olan markalar lisanslı takım sayısı bu sene Renault ve Opel'in de katılmasıyla 5'e çıktı. Hyundai'nin de adı geçiyor, ancak resmi bir açıklama henüz yok. Önümüzdeki sezonun geçen sene kadar sürprizli olup olmayacağını kestirmek zor, ama resmin ana hatlarına bakarak rekabetin boyutlarını kestirmek mümkün.

Önce şampiyonla başlayalım. Tofaş'ta 2004 için önemli bir değişiklik var: takımın uzun yılladır başında olan Saffet Üçüncü, Doğuş Grubu'nun motorspor operasyonunun başına geçti. Tofaş'ın kurumsallık seviyesini düşünürseniz ilk bakışta çok da büyük bir değişiklik gibi görünmeyen bu detay, aslında pratik olarak ekibin üretkenliğini önemli ölçüde etkileyebilir. Üçüncü'nün liderliğindeki Tofaş ekibi özellikle çok büyük kaynaklar harcayarak belirsizlikleri ortadan kaldırmaya ve bu sayede rakibinin zayıflıklarını yakalamaya yönelik bir rekabet gücü oluşturmuştu. Geçen sezon kazanılan şampiyonluğun değeri tartışılmaz ama harcanan kaynağın ölçüsü, ekonomik olarak sıkıntılı bir dönem geçiren Tofaş'ın koruyabileceği seviyede değil. 2004 sezonunda Tofaş ekibi uzun süreden bu yana ilk defa kısıtlı kaynakla yaşamayı öğrenecek.

2004 için takımın başına geçirilen Emin Ali Sipahi genel anlamıyla pozitif bir isim. Değişik seviyelerde sporuculuk tecrübesi taşıyan Sipahi'nin takıma katacakları olduğunu ve gelişiyle Volkan Işık'ın sırtından önemli ölçüde yük kalkacağını varsayabiliriz.

Ancak Emin Ali Sipahi'yi beraber yürütmesi kolay olmayan birkaç süreç bekliyor. Büyük ölçüde yabancı olduğu bir kurumsal kültür, sporculuktan yöneticiliğe geçmenin sorunları, pratik olarak Tofaş dünyasına yabancılık ve finansal kaynağın kısıtlı ve yakın gözetim altında olacağı yeni dönemin ilk yöneticisi olmak, Sipahi'nin ilk mücadeleleri olacak. Gerçekçi bakılırsa Sipahi'nin şirket içi düzeni bilen bir ortağı olmadan sistemi sağlıklı olarak işletmesi zor.

Tofaş 2004 yılında ilk pilotlarının Volkan Işık ve Hamdi Ünal olacağını kesinleştirdi. Üçüncü aracın planı ise şimdilik esnek. Ekip, bu son derece kritik olabilecek üçüncü araçla ilgili kararı vermek için biraz daha bekleyecek.

Dolma Kalemi Kenara Bırakınca...

2003'te hedeflerini beklemediği şekilde kaçıran Ford, artık işini şansa bırakamayacağı noktaya geldi. Bugün için söylentiler 2 adet Focus WRC ve en azından sezon başlangıcı için takımın güvenilir Focus Kit Car'ından oluşan 3 araçlık bir ekip olacağı yolunda.

Serkan Yazıcı ve Adnan Sarıhan Focus WRC'lerin pilot koltuğuna oturması en olası pilotlar. Üçüncü aracın sürücü koltuğuna kimin oturacağını kestirmek için ise iki açıdan zihin cimnastiği yapmak yeterli. Yeni kurallara göre takımlara markalar şampiyonasında 3. bir pilotun puan getirmesi mümkün ama bunun için bir şart koşuluyor: bu pilotun 24 yaşın altında olması gerekiyor. Bu yaşta bir pilotun ilk 10'da yer alıp markalara puan taşıyıp taşıyamayacağı tartışılır, ama bu ihtimali canlı tutmak dahi takımlar açısından yeterince çekici. 2003 sezonunda ilk bakışta bu kritere uyan 2 pilot göze çarpıyor: Fatih Kara ve Yağız Avcı. Fatih Kara'nın erken davranan Citroen ile anlaştığını düşünülürse Ford açısından Yağız Avcı'dan daha iyi bir alternatif yok.

Konuya bir de Avrupa Şampiyonu Nejat Avcı'nın oğlu genç ve yetenekli Yağız açısından bakalım; Türkiye'deki hangi takım 20 yaş civarındaki bir pilot adayına Ford'un sunduğundan daha parlak bir paket sunabilir? 2003 şampiyonu Tofaş iyi hoş ama geleceğini profesyonel pilot olmak üzere planlayan bir genç için, sonu WRC araçlara giden bir yol haritasından daha çekici ne olabilir?

Serkan, Adnan ve Yağız'dan oluşan pilot üçgeni, Ford'u sadece markalar, pilotlar ve takımlar arası prestij savaşında öne çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda ileriye dönük olarak önemli yatırımlar yapıldığı mesajını da açıkça vermiş olur.

Dolma kalemi kenara bırakıp bulmacayı çözmeye kurşun kalemle başlayacak olan Ford, rekabetin her boyutunu kapsayan, yukarıda tanımladığımız senaryoyla birebir aynı olmasa da prensip olarak yakın bir paket oluşturacaktır. Ford için yıllardır sergilediği kararlı çizgiye ters düşmemenin başka ve daha güvenli bir yolu yok.

Citroen'in Atağı, Renault'nun Dönüşü

Şampiyon Tofaş'ın Volkan ve Hamdi'si varsa, Citroen'in de Ercan ve İbrahim Okyay'ı olacak. Kazaz her fırsatta 2 adet Citroen C2 Super 1600 araçtan bahsediyor ancak ilk aşamada Citroen Türkiye ekibinin iki araç birden getirmesi teorik olarak zor. Mart ayı içinde homologasyonu tamamlanacak olan C2'nin hem pratik hem de ekonomik nedenlerden iki tanesinin Türkiye'ye verilmesi pek gerçekçi değil. Takımın hem patronu hem de birinci pilotu Kazaz, her zamanki hırslı karakteri ve C2'nin teknolojik yenilikleriyle bu sezon Volkan'ın üstesinden gelmeyi hedefleyecektir. Özellikle Citroen'in son yıllarda motorsporuna yaptığı mühendislik yatırımının yoğunluğu düşünülürse, bunun gerçekleşmesi gözden çok da uzak tutulmaması gereken bir olasılık. Kazaz, özellikle sezon ilerledikçe geçen sezona oranla çok daha ciddi rakip olacaktır.

Citroen'de bu sezonun önemli yeniliği İbrahim Okyay'ın resmi olarak ekibe katılması. Geçen sezonun sonunda iki mahalli yarışa girerek elini ısındıran bu tecrübeli ve hızlı pilot, uzun bir aradan sonra ralli parkurlarına dönmesinin riskini, tecrübesi ve pilotluk konusuna her zamanki analitik yaklaşımıyla aşmaya çalışacak.

Ama bu dönüş süreci ancak doğru yönetilirse başarılı olabilir. Bu tür bir ara verdikten sonra hemen iddialı bir araca oturan ve kendinden performans beklenen bir pilot için en riskli konu, hızlı bir şekilde kendine güvenini kazanmak ve şok hızıyla ilerleyen teknoloji ve rekabete ayak uydurmak. Bu da ancak huzurlu bir ekip çalışması ve daha da önemlisi pilotunu anlayan, ona her anlamda destek olabilecek, rekabet ortamını iyi analiz edebilecek bir ko-pilotla mümkün. Bu kalite ve kariyerde bir pilot için en riskli konu ''kan uyumunun'' yakalanacağı bir ko-pilot bulunması. Okyay kendine iyi bir ortak bulabilirse tökezlemeden ve hızla ayağa kalkabilir.

Citroen'in 2004 planının son karakteriyse genç pilot Fatih Kara. Dedikodular bu pilotun grup N bir Citroen C2 ya da eski bir Saxo Cup aracıyla yarışacağını söylüyor. Ancak Kara, yaşı itibarıyla markalar şampiyonasına puan verebilecek sınıfa giriyor. Yani bu konuda sürpriz beklemek için yeterli neden var!

Yıllar sonra sonunda Renault'nun markalar şampiyonası için lisans çıkarmış olduğunu görmek mutluluk verici. Bir süredir dışarıdan desteklediği Ethem Genim ve Performans Team spordaki varlıklarını ciddi oranda güçlendirmesiyle başlayan süreç, Genim ve ekibinin Renault adına Markalar lisansı almasıyla mutlu sona bağlandı.

Pilotlar cephesinde de değişiklik var: Ethem Genim'e, eski Ford pilotu Burak Çukurova katılıyor. Bu değişiklik, neredeyse tüm motorspor kariyerini Ford'da yaşayan Burak Çukurova - Baran Alpay ikilisi için yeni ve ilginç bir deneyim olacak. Kariyerinin en kritik noktalarından birinde olan genç pilotun bu tür bir değişikliğe ihtiyacı vardı doğrusu. İyi başlamasına rağmen sorunlu geçen 2003 sezonundan sonra Burak ve Baran ikilisine taze bir başlangıç yapmak iyi gelecek. Bu sezon genç ekibin hem her iki takım arasındaki kültür ve uygulama farklarını görmesi, hem de yeni ve hızlı bir araçla neler yapabildiklerini göstermesi açısından çok değerli bir süreç olacak.
Opel Toparlanacak mı?
Karmaşık yapısı, tuhaf uygulamaları, sürekli değişen pilotları ve yıllardır tırmanma/kros gibi amatör dallar dışında hiçbir ciddi sonuç alınamaması Opel ekibini, seyircisinden çok yabancılaştırdı.

Ancak 2004 için küçük de olsa umut kırıntıları var. Opel markasının Türkiye'de sattığı araç sayısıyla orantılı olarak azalan ya da çoğalan bütçe yapısı, bir önceki seneye göre üç misline yakın araç satan Opel'in bu sene oldukça geniş bir kaynağı olması anlamına geliyor. Geçen senelerde yapılanlara bakılırsa bunu ''israf edilecek daha çok kaynak olması'' olarak da yorumlamak mümkün elbette ama daha sezon başlamadan kötümser olmayalım, bekleyelim. Takımın sorunlarını çözmek yolunda atacağı adımları ve takımın tek olumlu yanı Tarık Öktem'in ekibe neler kazandırabileceğini beraberce görelim.

Kehanet!

Türkiye motorsporları mozaiğinin en az fabrika takımları kadar önemli bir parçasını oluşturan yarı profesyonel ve amatör yarışmacılar cephesinde ne gibi yenilikler olduğunu şu aşamada kestirmek güç. Bu ekipler hummalı bir hazırlık sürecinde olmalarına rağmen yapıları gereği sezon açılana kadar detayların tam olarak kesinleşmiyor. Ancak Geçen senenin Grup N şampiyonu Murat Akdilek'in eski fabrika araçlarından olan bir Hyundai WRC satın aldığı, yine geçen yıl Grup N'in hızlı isimlerinden Bursa'lı Ender Alkoçlar'ın da Grup A bir araç projesi üzerinde çalıştığı dolaşan söylentiler arasında. Ali Ersin, Hakan Dinç, Celal Gülerhan ve Emre Ergökçen de bu sezon 4 çeker araçlarla yarışacağı konuşulan isimler. Gitgide hızlanan, teknolojik olarak yürütmesi kolay, rekabet gücü yüksek ve ekonomik olarak da Subaru ve Mitsubishi firmalarının sübvansiyonuyla her geçen gün daha da ucuzlayan olan Grup N araçlar kategorisinde en az geçen sezon olduğu kadar yüksek rekabetin olacaktır.

En az 5 fabrika takımı, biri Avrupa Şampiyonası biri de Dünya Şampiyonasına puan veren iki uluslararası Ralli, parkurlara dönen tecrübeli pilotlar, parlamak isteyen genç pilotlar ve her zamankinden daha ilgili, bilgili ve her geçen gün katlanarak büyüyen bir spor izleyici kitlesiyle 2004 Türkiye Motorsporları sezonu, her zamankinden daha hareketli ve eğlenceli olacak.

''E hani kehanet?'' diye soranlar için söyleyelim: Zirvedeki savaş çetin ama kısa olacak. Taraflar önce seri ve sert yumruklar atarak birbirlerini tartacaklar, ama siklet farkı kısa sürede kendini gösterecek. Resim kısa sürede netleşecek. Ancak rekabet hiç de az olmayacak; tam tersi, hem takımlar arasında hem de takımların kendi içlerinde çok ilginç ve renkli mücadeleler izleyeceğiz.

2004 sezonunda kazanmaya odaklanmış ekipler, karizmatik ve renkli karakterleriyle bize çok enteresan senaryolar izletecekler. Son yılların en renkli geçecek Türkiye Ralli Şampiyonası, Nisan ayının ilk haftasında Ege Rallisiyle start alıyor.

Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
verbal@verbalkint.com