David Coulthard McLaren- Mercedes takımındaki sekizinci sezonuna enteresan bir zaferle başladı. Kabus gibi geçen sıralama turlarından sonra kendisi 11. sırada, takım arkadaşı genç Kimi Raikkonen ise 15. sırada yarışa başlayacak olunca, McLaren için iyi bir sezon başlangıcı beklemek gerçekçi görünmüyordu. Sıralama turları sonuçlarına bakılırsa Ferrari neredeyse geçen sene bıraktığı yerden başlamış, Williams da ancak Montoya'nın rüzgarıyla kendini üçüncü sıraya atabilmişti; Montoya'nın sıralama zamanıysa Schumacher'den tam 1 saniye yavaştı. Yani heyecanlanacak pek birşey yok gibiydi. Sıralama turlarında asıl göze batan ise Frentzen (Sauber), Panis (Toyota) ve Villeneuve (BAR) gibi hızlı pilotların nispeten yavaş olduğu varsayılan araçlarla Montoya'nın zamanına ne kadar yakın olduklarıydı. Bunun aslında çok teknik bir nedeni var ve bu konuya yazının sonunda kısaca değineceğiz.
Cumartesi günü durumun böyle olmasına ve Pazar günü sürpriz beklemek için pek de geçerli bir neden bulunmamasına rağmen, yine de geçtik sabahın saat 4 sularında televizyon ekranlarının başına!
Kumar faktörü
Bir yağan, bir duran yağmur sezonun ilk yarışı Avustralya için aslında karakteristik bir durum değil ama lastik seçimi işini oldukça karmaşıklaştırdı. Böyle bilinmezli koşulları çok seven Schumacher'in yaptığı 'yağmur lastikleri' seçimin oluşturduğu kitle psikolojisi hemen herkese yayıldı ve herkes yağmur lastiklerini takarak başladı yarışa.
Yarışın kaderini, formasyon turunun başnda pistin kurumaya başlamasıyla henüz ilk turun sonunda lastik değişimine karar veren McLaren ekibinin stratejistleri belirledi. Schumacher ilk turdan sonra pite giren McLaren'ları görünce bıyık altından güldü ve ıslak lastiklerde ısrar ederek aslında zaten kolayca kazanabileceği bu yarışı daha da risksiz bir şekilde kontrol altına almayı hedefledi. Ancak bu sefer şansını fazla zorladı! Şampiyon, genellikle kazandığı lastik kumarını kaybettiğini ancak sekizinci turun sonunda yağmur hala yağmaya başlamayınca anladı ve pite girerek kuru lastiklere geçti. Schumacher, bu noktadan sonra yarışı kazanmasının teorik olarak neredeyse imkansız olduğunu biliyordu.
Sonunda mücadele!
Çok uzun zaman olmuştu ciddi bir tampon tampona mücadele izlemeyeli ve Avustralya GP'si bu açıdan iyi geldi F1 seyircisine. Aşırı ısınan ıslak lastikleriyle kuruda adeta 'dans etmeye' çalışan Ferrari ikilisi yarışı lider götürürken ilk hata yapan Barrichello oldu. İçgüdüsel bir araç kontrolu yeteneği isteyen bu zor koşullar Barrichello'ya fazla geldi. Kötü bir starttan sonra toparlanan Montoya'nın 3.lüğe çıkmasından da telaşlanan Ferrari'nin ikinci sürücüsü 6. turda yoldan çıktı ve ağır bir kaza yaptı.
Çıkan güvenlik aracı ve takip eden yarışın orta kısmında, pite girip kuru lastiklerini taktıktan sonra hızlanan Schumacher'in atağını ve Montoya'nın liderlikle beraber yarışın hızını kontrol altına aldığını izledik. Orta sıralardaki karışık mücadelenin içinde kırılan arka süspansiyonuyla Mark Webber'in Jaguarı yolun ortasında kalınca güvenlik aracı ikinci defa piste çıkmak zorunda kaldı. Arka sıralarda başlamasının dezavantajını kuru lastiklere çabuk geçerek bir ölçüde kapatan McLaren'in ikinci şansıysa iki defa piste çıkan güvenlik aracı oldu. Yarış duraksadıkça McLaren'in ilk lastik değişiminden sonra geçtiği tek pit-stop taktiği daha da güçlendi. Coulthard ve Raikkonen basamakları sabırlı ve yavaş yavaş tırmandılar Avustralya'da.
Finalde de sürpriz!
Yarışı kazanamadı ve hatta podyuma dahi çıkamadı ama Schumacher için tek birşey söylenebilir: bu adam hiç vazgeçmiyor! Neredeyse 15 saniye süren pit stop'un ardından ağır yakıt yüküne rağmen sürekli atak yarışan, sonunda Raikkonen'le mücadele ederken kerb'den (kerb: pistin fiziksel sınırını çizen viraj içlerindeki kavisli kaldırım taşları) atlamak zorunda kalan ve Ferrari'sinin alt ve yan aerodinamik pakedinin büyük kısmı kopan Schumacher nasıl oluyordu da hala yarışın lideriyle aynı tur zamanları yababiliyordu? Aracından kopmak üzere olan parçalar yüzünden yarışma hakemleri tarafından zorla içeri alınmasaydı Schumacher hala ikinciliği zorluyor olacaktı. Sportif olarak yaklaşımı sorgulanabilir olsa da Schumacher, ya 'dahi' seviyesinde bir pilot ve kimsenin bilmediği birşeyler biliyor ya da aerodinami denen bilimin araçlar üzerindeki etkisi abartıldığı kadar büyük değil!
Yarışın son çeyreğine girilirken tüm yarış boyu neredeyse hiç hata yapmayan, yarışın en kaygan bölümlerinde dahi sorunsuz giden Montoya spin atıp birinciliği hemen arkasında ve avcı pozunda bekleyen Coulthard'a hediye etmesiyle yarışın son sürprizini de yaşamış olduk. Çok fazla zaman kaybetmeyen Montoya toparlanıp en azından ikinciliği kaptırmadı, takımın dışarıdan kumanda ettiği pit alanı hız sınırlayıcısında sorun yaşadığı için pite girma cezası alan Raikkonen ise çok mücadele ettiği bu yarışta üçüncüğülü aldı.
Bu yarıştan ne öğrendik?
Bu yarışın aşırı mücadeleli geçmesini FIA'nın yaptığı kural değisşikliklerine yoranlar erken karar veriyorlar. Yarışın belirsiz gidişiatının yapılan kural değişiklikleriyle hiçbir ilgisi yok: havanın bu kadar hızlı kuruyacağını kimse tahmin edemezdi. Birileri bunu tahmin etse de McLaren gibi çok geri bir start pozisyonundan başlıyor ve dolayısıyla ''kaybedecek bir şey yok'' durumunda olmadıkça risk alınması mantıklı değildi. Yarışın ilk yarısında üstüste defa güvenlik aracı çıkacağını öngörmek de mümkün değildi. Bu olmasaydı McLAren'in tek pit-stoplu stratejisi bu kadar rahat işlemezdi. Schumacher'in hakemler tarafından çağrıldığı için ikinci piti yapmak zorunda kalması, Barrichello'nun devre dışı kalmasıyla oluşan Ferrari'nin taktiksel boşluğu vs vs. Avustralya GP'sinin sonuçları yeni kuralların işlediğini ve işe yaradığını henüz göstermiyor.
Ancak bu demek değil ki hiçbir değişiklik yok. Örnek: Frentzen, Panis ve Villeneuve'ün entersan sıralama zamanları ve yarışın startı anında yaşanan ilginç ilk 5 pozisyonu. Start verildiği anda Ferrari'lerin hemen arkasındaki sıralara yerleşen Sauber, Toyota ve BAR'ın performansları değişen kuralların bir getirisi – şöyle ki: araçlar sıralama turlarından hemen sonra 'kapalı parka' (Parc Ferme) alınıyor ve starta kadar çok acil tamiratlar dışında herhangi bir servis yapılamıyor. Yani yakıt da koyulamıyor.
Bu da demek oluyor ki sıralama turlarında aracınıza koyduğunuz yakıt miktarı ve dolayısıyla aracın ağırlığı, sadece sıralama turlarındaki performansı etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda o takımın yarışa nasıl bir yakıt yüküyle başlayacağını da gösteriyor. McLaren ve Williams'a göre nispeten yavaş araçlar olan Toyota, Sauber ve BAR'ın iyi dereceler çıkarmaları, sıralama turlarına çok hafif çıktıklarını gösteriyor. Yarıştan önce yakıt alınamadığına göre bu da yarışa da hafif başlayacakları ve muhtemelen en az iki pit stop stratejisi uyguladıklarına da işaret ediyor. Takımlar şimdi hafif araçla sıralama yapmak ve dolayısyla yarışa da hafif başlamak ya da mütevazi bir sırlama turu derecesine razı olmak ve yarışta az pit stop yapmanın getireceği zamanı kazanmak çelişkilerini yaşayacaklar. Bu da yarışın stratejik boyutunda hesaba katılması gereken yeni bir değişken demektir.
Malezya yaklaşırken
David Coulthard'ın Avustralya zaferi takdire değer ama sezonun gerisi için gösterge değil – takım arkadaşı Kimi dahi yarış boyu Coulthard'dan hızlıydı. Ancak yaklaşan Malezya GP'si özellikle 'downforce'un önemli olduğu bir yarış ve McLaren bu alanda Ferrari'ye yakın bir noktada. Williams'ın ise bu yarışta mutlaka göstermesi gerek birşeyler var – Montoya, asıl rakibin hala Schumacher olduğunun bilincinde.
Ferrari kampında ise endişeye gerek olmadığı açık – Schumacher ve takımın stratejik patronu Jean Todt Avustralya gibi anormal belirsizlikler içinde geçen bir yarışın sezonun kalanı için bir ölçüt olmadığının farkındalar.
Malezya'da hala geçen yılın aracını kullanacak olan Ferrari bu durumu, kendi açısından belirsizlikleri azaltmak şeklinde kullanacaktır. Test ve antrenman kısıtlamarıyla beraber yenilik denemek her zamankinden riskli ve maliyetli hale geldi. Geçen seneden bilinen motor ve şasi ayar kombinasyonlarını kullanarak bildik yoldan gidecek olan Ferrari hala F1'in en güçlü pakedine sahip.
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
verbal@verbalkint.com