Taşı gediğine koy(ama)mak!

17 Eylül 2003

2003 yılı Avustralya Rallisi genç pilotların gösterisiydi adeta. Donuk bakışlarının bile gizleyemediği kazanma hırsını toprak zeminde ilk defa gösteren Sebastian Loeb, çok konuşan, biraz arsız ama çok hızlı Petter Solberg ve tam bu yarışta ''taşı gediğine'' koyması beklenirken yanlışlıkla otomobilinin bagajına koyunca diskalifiye olan Markko Martin'le genç pilotlar Avustralya'da çok renkli bir ralli geçirdiler.


Avustralya Rallisi birçok pilot için önemliydi ama Ford pilotu Markko Martin için gerçekten de ''taşı gediğine koymanın'' belki de en ciddi fırsatıydı. Bu yıl ikinci zaferini Finlandiya'da ve son derece kararlı şekilde kazanmayı bilen genç Martin hem hızı hem de hatasız performansıyla gözleri bir anda üzerine çevirmişti. Avustralya'da bir zafer ya da iyi bir podyum derecesi Martin'i hala şampiyonluk potasında tutmaya rahatlıkla yetecekti.

Dikkatlerin bu şekilde parlayan genç yıldızlara hızla dönüvermesindeki en büyük neden liderliği elinde tutan pilotun bunu son derece heyecansız ama ölçülü bir stratejiyle yapıyor olmasıydı. Peugeot pilotu Richard Burns'ün sezon başından bu yana hiç yarış kazanmadan şampiyona liderliğini sürdürüyor olması neredeyse motor sporlarının rekabetçi ruhuna aykırı geliyor ralli severlere! Ancak özellikle psikolojik olarak kendini ve yapabileceklerini en iyi ölçüp biçen pilotlardan biri olan Richard Burns'ün ise bu duruma pek aldırdığı söylenemez doğrusu. Burns aslında Avustralya Rallisindeki 3.'lüğüyle ikinciyle arasındaki puan farkını artırmayı başararak sürat/istikrar çelişkisine farklı bir boyut getirmeye başladı.

Ava Giden avlanır!
Geçen yılın şampiyonu Peguot pilotu Marcus Gronholm 1999'dan bu yana Avustralya'da hiç geçilmemişti. Bu parkurlaru seven Gronholm'un yarışı bu yıl da iyi başladı ama bu durum kısa sürdü. Şampiyon pilot, özellikle genç Fransız Loeb'in hızına şaşırdığını ama bu rekabetten de korkmadığını beyan ederken 7. etap sonunda 16 saniyelik farkla liderliği elinde tutuyordu. Kendi süratineyse en çok kendi şaşıran Citroen pilotu Sebastian Loeb ise bir sonraki etapta sol ve yokuş yukarı bir U virajın banketine takılıp kalan Gronholm'u görünce donuk mavi gözleri bir an için parladı! Genel klasmanı ilk defa toprakta kazanma olasılığını ufukta gören genç Loeb, ya da bizim taraftarımızın taktığı lakapla Sebahattin Düzgider, başka bir boyuttaydı artık. Elbette sadece 1 saniye arkasındaki Subaru'nun genç ümidi Petter Solberg de!

Avustralya'da Gronholm'un kaldığı an, genç neslin ayakseslerinin en çok duyulmaya başladığı andı. Bu yıl bir yarış daha kazanacaksa onun burası olduğunu bilen Marcus Gronholm belki ava giderken avlanmıştı ama ortadaya çıkan resim o kadar parlaktı ki kendisi bile bu talihsizliğine üzülemedi. Nasıl kaldığını ve artık şampiyonada şansının pek kalmadığını kameralara anlatan Gronholm neredeyse gülümsüyordu. Zaman gençlerin zamanıydı ve bu basamakları birer birer tırmanmış Gronholm'dan bunu daha iyi anlayacak kıimse olamazdı...

Bagajdaki taş...
Finlandiya'nın galibi ve Ford'un genç ümidi Markko Martin, yarışın başındaki birkaç iyi zamanı dışında sıkıntılı başladı Avustralya Rallisine. İlk günü ilk 7'nin içinde tamamladıktan sonra yavaş yavaş tırmanışa geçti ve ikinci gün 4.'lüğe kadar tırmandı. Yine de eksik birşeyler vardı sanki genç Martin'de. Finlandiya'daki sorunsuz, kararlı Martin gitmiş, zaman çıkarmakta zorlanan, tereddütlü bir Martin gelmişti adeta.

Sorunlar bu kadarla kalsa genç pilot için büyük sorun yoktu ortada; 4.'lük Martin'e bu yarış için yetecek bir dereceydi. Ancak 2. günün son servis noktasında Martin'in aracını özellikle inceleyen yarışma komiserleri bagajda 5-6 kilo civarı geldiğini tahmin ettikleri bir kaya buldular ve durumu yazılı olarak raporladılar. Sonrasinda yapılan komiserler kurulu toplantısındaysa bagajda bulunan kayanın ağırlığı itibarıyla 'ballast' (safra) sayılacağına karar verildi ve bu tanıma giren bir cismin araçta sabitlenmeden taşınmasının yasak olması kuralına istinaden Martin'in yarıştan ihraç edildi.

Şimdi gelelim işin detayına. Komiserler kurulu tutanağı yazılı olarak ihraç nedenini aynen şöyle açıklıyor: ''Aracın içinde bulunan 5-6 kiloluk kaya Appendix J Article 252 2.2'ye uygun değil olmaması''. Appendix J Article 252 2.2 ise araçta taşınabilecek safra kavramını ''aracın ağırlığını minimum ağırlık seviyesine çıkarmak işin kullanılan ek ağırlık ya da ağrılıklar'' tanımlıyor ve bu safranın araç içinde sabitlenmiş olması gerektiğini söylüyor.

Bu noktada komiserlerin verdiği karar, beyan ettikleri neden açısından hatalı görünüyor.

Şöyle ki: Markko Martin'in aracı aynı servisteki tartıda 1253 kg çıkıyor (yani minimum ağırlık olan 1230 kg'dan zaten 23 kilo ağır). Araçta bulunan safra ise 5-6 kilogram. Bu durumda aracın içindeki kaya, kuralın tanımladığı safra kapsamına girmiyor. Çünkü aracın ağırlığını, minimum ağırlığa tamamlamak amacıyla kullanılmıyor. Yani o kaya, FIA'nın kendi tanımına göre aslında safra kabul edilemez. Bu durumda verilen ihraç kararı, beyan edilen ihraç nedeni açısından yanlış!

Ford neden itiraz etmedi?
Aslında verilen kararın doğru ya da yanlış olmasının çok önemi de yok. Ancak bu kararın verilmesinden sonra olanları incelersek bu yarı karanlık olaya biraz daha iyi anlayabiliriz. Ford ekibi verilen ihraç kararına sözlü ya da yazılı olarak hiçbir itirazda bulunmadı. Ve Ford ekibinin yöneticileri kuralları bizden daha az bilmiyor elbette!

Bu tarz tartışmalı bir ihraç nedenine, belki de motorsporları camıasının en tecrübeli isimlerinden biri olan Malcolm Wilson'un liderliğindeki bir yönetici ekibi tarafından, hele hele Markko Martin'in hala dünya şampiyonluğu şansı varken itiraz edilmemesinin tek bir açıklaması olabilir: Malcolm Wilson'un ihraç kararının alınacağını daha önceden bilmesi ve karara itiraz etmeyeceğinin garantisini vermiş olması...

Bu nasıl mı olur? Çok basit: ihracı gerçekten gerektirecek, muhtemelen ağırıkla ilgili bir sorun önceden tesbit edilmiş, bu konu takım yöneticileriyle tartışılmıştır. Takım yönetimi de konu hakkında eğer yapılan tesbite ağır bir itirazları yoksa komiserlerle hemfikir kalmış ama bir talepte bulunmuştur: genel kamuoyu tarafından takımı küçük düşürmeyecek bir neden beyan edilmesi. Sabitleme strap'ı kopan yedek lastiği güvenlik açısından sıkıştırarak yuvasına sabitlemek için kullanılan bir taş parçasından daha da masum bir neden olabilir mi?

Bu senaryo kısmen ya da tamamen doğru olabilir. Ya da tamamen yanlış da olabilir. Ancak kesin olan birşey varsa o da Ford'un karara itiraz etmemesinin Martin'in aracının bir sıkıntısı olduğunun açık bir göstergesi.

Martin'in yaşadığı aslında son derece tipik bir 'büyük takımın kazanma zorunluluğu' sendromu. Ford ekibinin ancak sezonun ortasında lanse ettiği 2003 spesifikasyonlu Focus WRC beklenmediği kadar hızlı çıktı ve erken gelen başarılar takımı fazlasıyla ümitlendirdi. Ford ekibi erken gelen başarının kalıcı olduğunu göstermek baskısı altına girdi. Ancak motorsporlarında bu tür süreçleri hızlandırmak pek mümkün değil. Bu arenada kalıcı başarı ancak ve ancak zamanla geliyor.

Son gün düellosu
Avustralya rallisinin son gününe girerken Fransız pilot Loeb, Norveç'li Petter Solberg'in 5 saniye önünde lider girdi. Ancak 5 saniyenin bu seviyedeki rekabette çok da minimal bir fark olduğunun da bilincideydi. Rakibiyle ilgili sözlü ve üstü kapalı tehdit içeren hafif çocukça tahrikleri ince düşünülmüş psikolojik oyunlar gibi kullanmaya çalışan ama pek başarılı olamayan Solberg son güne girerken ikincilikten memnun olduğunu söylüyordu. Ancak soğukkanlı Loeb, başını iki yana sallayarak Solberg'e yanıt verirken rakibinin aksine çok dürüsttü: ''bence Petter doğru söylemiyor, ikincilikten memnun olduğunu hiç sanmıyorum...''

Aslında bu zeminde Citroen'le Subaru'ya karşı kazanmanın oldukça zor olduğunu bilen Loeb yine de mücadeleyi son ana kadar bırakmadı. Karşılıklı best time'larla geçen ilk iki etaptan sonra çok hatalı bir lastik seçimi yaparak aşırı yumuşak bir hamura geçen Loeb, yarışın başından bu yana hiç görmediğimiz, neredeyse kilometre'de yarım saniyeye varan bir fark yemeye başladı rakibi Solberg ve Subaru'sundan. Sondan bir önceki etapta liderliği kaptıran genç Fransız son etaba girmeden önce kaybedeceğini sakince kabul edip gözlerini bir sonraki yarışa dikmişti bile.
Burns Gerçeği
''Burns yavaş giden, garantici bir pilot'' gözlemini neredeyse tüm spor kamuoyu kabul etti artık. Ancak olaya bir de şu boyutuyla bakalım: Avustralya Rallisinde Burns, Colin McRae ve Carlos Sainz'ı rahatlıkla geçiyor, kalana kadar Markko Martin ve Tommi Makinen'i de arkasında tutuyordu. Yavaş...? Bu tempo pek de yavaş sayılmasa gerek!

Her yarış farklı pilot ya da pilotların tarzına uyabiliyor, farklı özellikler öne çıkıp kazanan formülü ortaya çıkarabiliyor. Peugeot'nun İngiliz pilotu Richard Burns belki herkesi şok edecek sürate sahip değil ama her koşuldan sonuç çıkarmayı gayet iyi biliyor. Koşullara kendini adapte edebilme konusunda belki de tüm pilotlara örnek teşkil etmesi gereken Burns bunu sanılanın aksine yavaş ve temkinli giderek yapmıyor. Burns'ün stili ve pilotluk karakteri kimi riskleri almaya uygun değil o kadar. Ama Avustralya'da gördük ki gerektiğinde McRae'i arkasın alacak kadar hızlı. Bu da şampiyonluk için Burns'ü hala en güçlü adaylardan biri yapmaya yeter de artar bile.

Yeni kurallar, yeni planlar
FIA geçen hafta önümüzdeki sezon için kimi yeni kurallar ve taslak bir takvim açıkladı. Yeni kuralların en önemlileri 2004 yılında fabrika takımlarının sadece 2 fabrika pilotu deklare edip markalar şampiyonası için sadece o pilotların ilk 10 içindeki pozisyonlarından puan alabilmeleri ve yarış öncesi antrenmanlarla ilgili getirilen kısıtlamalardı. Takvimdeki en önemli değişiklikse Japonya ve Meksika'yı da kapsayacak şekilde yarış sayısının 14'den 16'ya çıkmış olmasıydı.

Takım yöneticileri ve özellikle antrenman kısıtlamaları konusunda pilotlar, yapılan değişiklerden pek de memnun değiller. Özellikle de maliyetlerin çok arttığı bu dönemde 2 ayrı kıtalararası seyahat daha gerektirecek yeni yarışların eklenmesi takımların finans yüklerini ciddi oranda artıracak. Takım ve pilotların yeni takvim ve kurallara olan tepkilerini izlemeye ve bundan sonraki haftalarda tartışmaya devam edeceğiz.

Citroen'den Colin'e veda!
Avustralya Rallisinden hemen sonra yeni kuralların açıklanmasını takiben bir enteresan gelişme daha yaşandı motorsporları dünyasında. Citroen ekibi Colin McRae ile kontratını 2004 için yenilemedi!

Bu senenin başında sadece 1 yıllık yapılan kontrat ekibin kısa vadede esnek olmaya çalıştığının göstergesiydi ama konu Colin McRae gibi bir isim olunca spor kamuoyunun bu kararı çok da beklediği söylenemezdi.

Özellikle geldiği günden bu yana toprak tecrübesiyle Xsara WRC'nin zayıf tarafı olan kaygan zemindeki araç geliştirimine çok büyük katkısı olduğu da düşünülürse, McRAe'in 2004'de takımda kalması beklenen bir gelişme olacaktı.

Ama olmadı. Nedeni de basit: artık McRae gibi gösterişli stile sahip ralli pilotu ekolü yavaş yavaş sahneden siliniyor. Aktif süspansiyonlar, çok karmaşık traksiyon kontrol sistemleri ve ileri süspansiyon tasarımlarıyla donanmış araçlarla hızlı gidebilen, gösterişsiz ve daha mekanik stile sahip yepyeni bir ekol yetişiyor. Loeb, Solberg, Martin, François Duval gibi isimler bu ekolün ilk göze batanları. Araçlar da bu pilotlara göre tasarlanıyor ve ayarlanıyor. Colin McRae gibi metrelerce yan giden, kronometre'den çok göze hitap eden tarz hızla tarihe karışıyor. Teknoloji, özellikle aracın kayma hareketini kullanmayı tercih eden stili artık büyük oranda gereksiz kıldı. İyi mi kötü mü, doğru mu yanlış mı onu zaman gösterecek ama Citroen'in patronu tecrübeli Guy Frequelin'in takımın genç ümidi Loeb'e destek amaçlı olarak Colin McRae'den daha yaşlı olmasına rağmen daha tutarlı sonuçlar üreten Carlos Sainz'ı tutmayı tercih etmesi önemli bir gösterge.

San Remo'ya giderken...
Ralli dünyası çok ama çok hızlı değişiyor. Rekabet avantajının nerede, hangi pilotta, hangi teknolojide ya da hangi stratejide gizli olduğunu tahmin etmek hiç kolay değil. Ralliyi diğer sporlardan ayıran da bu karmaşık yapısının gerçekten kararlı pilot ya da markaya tanıdığı sınırsız fırsatlar.

Sezonun kalan 4 yarışının 3'ü asfalt ve Citroen ve Peugeot bu zeminde çok hızlılar. Ancak Focus WRC 03'ün eski araca göre asıl avantajının asfaltta ortaya çıkacağını da unutmamak lazım. Almanya Rallisinde Markko Martin kaldığı noktaya kadar en az Loeb kadar hızlıydı.

San Remo'da taşı bu sefer bagaja değil, tam gediğine koymaya niyetli Markko Martin'e ve kariyerinin bu erken noktasında ilk defa şampiyonluk fırsatının kokusunu alan Sebastian Loeb'e dikkat!

Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
verbal@verbalkint.com