Türkiye Şubat ayının son haftasında belki de tarihinin en önemli spor olayına ev sahipliği yaptı: Uluslararası Türkiye Rallisi, dünya ralli şampiyonasının bir ayağı olarak Kemer'de koşuldu. Yarış uluslararası gözlemcilerin kriterlerine göre çok başarılı geçti. Seyirci güvenliği konseptini, seyircileri etaplara almayarak sağlayıp spor tarihinde bir çığır (!) açmış olsak da etaplara girmedikleri için seyirci güvenliği kelimenin tam anlamı ile dört dörtlüktü! Yarışın dökümantasyonu başarılı, uluslararası yarışmacı ve takımlarla ilişkiler sorunsuz, Türkiye'ye gümrük kapılarından giriş ve çıkışlar pürüzsüz, ekiplere verilen lojistik destek eksiksiz, özellikle yabancı basın ve yarışmacılar için organizasyon ekibindeki esneklik ise sonsuzdu. Geçen yıl en çok eleştirilen taraf olan servis alanı son anda yetişse de çoğu Avrupa yarışından daha iyi düzenlenmişti. Yani yabancı gözüyle herşey saat gibi işledi.
Aksayan taraf yok muydu – vardı elbette. Örneğin yerli basının, özellikle sarı basın kartı olmayan motorsporları ihtisas basınının Federasyon'dan gerekli desteği görmemesi, birçok gerçek motorspor basın mensubunun yarışı seyirci 'pass'larıyla izlemek zorunda kalmasıyla sonuçlandı. Bunun yanında birçok güncel ve magazin basını boyunlarında belki de tüm yarış boyunca hiç kullanmadıkları ve her noktada geçerli 'pass'larıyla dolanıp durdular ne işe yaradıklarını pek de anlamadan. 'Carlos Sainz ya da Marcus Gronholm'un sıçrattığı taşlardan biri de benim kafama gelir mi?' umuduyla etaplara koşan birçok cefakar ralli seyircisi, trafiğe açık olması gereken normal etapların girişlerinde 'yassak kardeşim' diyen günvenlik görevlilerinin nuh deyip peygamber demeyen ve insiyatifsiz tavırları karşısında mutsuz ve kızgın bir şekilde otellerine dönmek zorunda kaldılar. Organizasyonun kendi seyirci operasyonu da genel olarak başarısız oldu – özel seyirci otobüslerinin birçoğu ya kalkmadı ya da yollarını kaybederek piknik otobüsleri haline geliverdiler. Biletler sadece tek bir noktadan satıldığı için çoğu kişi bilet alamadı, çoğu kontrol noktasında ise bilet kontrolu yapılmadı.
Hedefler ve yöntemler...
Aksilikler listesini uzatmak mümkün ama amaç bunlara takılıp kalmak değil. Aslında Federasyon Başkanı Tahincioğlu ve ekibi yarışın stratejik olarak önemli birçok noktasını kontrol altına almıştı. Yıllardır hemen hemen aynı ekiple çalışan Tahincioğlu, takımının önceliklerini çok da iyi belirlemişti doğrusu: yabancı gözlemcinin genel işleyişe odaklancak raporunun temiz çıkması, yabancı ekipler ve yabancı basın mensuplarının memnuniyeti ve ne pahasına olursa olsun etap güvenliği!
Bu hedeflere rahatça ulaştı organizayon ekibi – ne de olsa ne yaptığını bilen küçük ama gayretli bir merkezi ekibin emrinde sayıları binlerle ifade edilen ve sadece Türkiye'de bu yarış olsun diye herşeyi yapabilecek fanatiklikte bir gönüllü ordusu vardı. Plan işe yaradı. Birçok kritik konu son anda yetişmiş, çoğu zaman bireylerin şahsi fedakarlıklarıyla ve kimi zaman da şansın yardımıyla gerçekleşmiş olsa da yarış, uluslararası yarışma kriterleri açısından son derece başarılı geçti.
Değişen Boyut
Türkiye Rallisiyle istesek de istemesek de başka bir boyuta geçmiş buluyoruz; artık kendi küçük dünyamızda değil dünya arenasındayız ve bunun getirdiği paradigma değişikliğine de hazırlanmamizda fayda var.
Sportif olarak bizim pilot / co-pilotlarımızlarımızın dünyanın en iyileri arasında oldukları hayalinden, takımlarımızın da dünya çapında oldukları yanılsamasından kurtulmamızın zamanı geldi! Bizim pilotlarımız da dünyanın diğer pilotları gibi spor ilerledikçe ve farklı rekabet ortamlarına girdikçe büyüyecek, gelişecek ve hızlanacaklar. Tüm tecrübesi ve bizim gözümüzdeki efsaneleşmiş ismiyle Volkan Işık neden Super 1600'deki rakiplerini geçemedi ya da yepyeni takımında teknik olarak her türlü altyapı kendisine verilen 'çılgın' yarışçımız Serkan Yazıcı neden yarışı bitiremedi soruları anlamlı değil artık. Çok iyi bir savaş uçağı pilotu belki iyi bir astronot adayı olabilir, ama henüz astronot olmamıştır. Muhtemelen gerekli kapasiteye sahiptir ama uçak kok-pitinden inip uzay mekiğinin kok-pitine binmek ve uzayın derinliklerine açılmak sabır, planlama ve dolayısıyla zaman alır.
Ne başardık, ne başaramadık?
Yarışın sonuçlarıyla ilgili olarak Türk motorspor basını ve kamuoyundan gelen ilk tepki organizasyonun sınıfı geçtiği, sporcu ve takımlarımızın ise ikmale kaldığı yolundaydı. Tipik bir Türk, hatta Akdenizli tepkisi olan bu reaksiyon aslında sevindirici: Türkiye'de bu spora ne kadar ateşli ve ihtiraslı baktığımızı gösteriyor. Ancak hayalkırıklıklarıyla ilgili olarak anlaşılması gereken bir nokta var: Türkiye Rallisi'nde bir şekilde yer alan herkes elinden geleni, ve hatta fazlasını yaptı. Spor ya da iş dünyasında önemli olan da budur – bıkmadan, usanmadan ve konsantrasyonu da kaybetmeden küçük de olsa hedefe doğru giden adımlar atmak...
Fiat ekibi yepyeni bir araç yarıştırdı – sorunlar yaşadı ama en azından bunlardan yılmayarak ilk ciddi yarışında aracını finişe getirdi. Biraz daha büyük oynayan Ford ise sevse de sevmese de daha büyük riskler almak zorunda kaldı ve üstüste gelen, Focus WRC'nin hiç de karakteristiği olmayan arızalarla boğuştu durdu yarış boyu. Serkan Yazıcı – Can Okan ikilisi her türlü aksiliğe rağmen ilk 10'un hemen dışında bir sonuca doğru giderken kaldılar. Herşey yüzeyden bakınca görüldüğü kadar kötü değildi sportif açıdan.
Aynı durum organizasyon için de geçerli. Son derece kısıtlı finansal kaynak ve zor zaman hedefleriyle çalışan ekip bu yarışın uluslararası bir yarış olduğu gerçeğinden yola çıkarak varolan kaynaklarını bu yönde gelecek talepleri karşılamak üzere kanalize etti. Herkesi memnun edemedi belki ama en azından yarışın kısa vadedeki geleceğini garantiledi.
İleriye bakarken
Geçen yıl bu satırlarda dünya ralli şampiyonası adayı olan rallimiz için değerlendirmelerimi yaparken birçok değişik boyutta eleştiri getirmiştik. Bu yılki yarışta bu noktaların çoğunun üstesinden gelinmiş olduğunu gördük. Ancak hala doğru yöntemlerle değil – sistemler ya da iyi işleyen düzenler değil yine çok gayretli ama anlık ve çoğu zaman geçici çözümler üreten bir organizasyon ekibi gördük bu yarışta. Kısa vadede sonuç verdi ama uzun vadede bu yöntem eninde sonunda tıkanacaktır; bu kadar fanatik bir gönüllü çalışan ekibine gerekli ilgi ve alaka gösterilmez, Türk motorspor ihtisas basını Federasyon tarafından en hızlı şekilde sahiplenilmez ve hatta kucaklanmaz, etaplara neredeyse koşarak gelen seyirciler kapıdan çevrilmek yerine ilk fırsatta baştacı edilmezlerse spor kısa zamanda kamuoyu desteğini kaybeder. İşte o zaman herşey için çok geç olur – olumlu bir kamuoyu fikri, kuvvetli bir ihtisas basını ve fanatik seyircisi olmayan bir spor, spor değildir artık.
Ford, Fiat yada Opel ve Volkan Işık, Serkan Yazıcı, Ali Deveci ve diğerleri için de durum benzer. Takımlar ve pilotlar da artık başka bir dünyadalar. Artık Volkan'ı Nejat'la karşılaştırmıyor Türk seyircisi, dünyanın en yoğun rekabet ortamından yetişen gencecik ama kafalarında bu spordan başka birşey olmayan bir Sebastian Loeb ile, Francois Duval ile karşılaştırıyor. Takımlar da artık kendilerine diğer Avrupa ekiplerini kıstas almak zorundalar. Kamuoyu, sporcu ve takımlarımızdan bunu bekliyor.
Ralli sporunun güzelliği derinliğinde. Ancak tehlikesi de aynı noktada – derinlik sarhoşluğuna kapılıp çok diplere inmek ve kaybolmak işten bile değil. Hayale kapılmadan ama yaptığımızın değerini de bilerek yapalım ''Türk Motorsporları derin dalışımızı''. Bu yarışın yarattığı fırsatlar her açıdan çok büyük ama dalışımızı planlayalım: ne zaman girip ne zaman çıkacağımızı, ne kadar oksijenimiz olduğunu ve bunu nasıl kullanacağımızı iyi bilelim. Doğru yöntemleri belirleyip ona doğru çalışalım ama hemen dünya rekoru beklemeyelim.
Yarışı boks maçı/at yarışı havasında sunan spikerimizin dahi kendi ölçülerinde bu yarış için elinden gereken gayreti gösterdiğini unutmayalım. Rally of Turkey hepimizi farklı bir boyuta taşıdı – bu değişime bir an önce hem sporcu hem yönetim hem de basın olarak ayak uyduralım. Bundan sonraki ilk önemli sınav Mayıstaki Avrupa Şampiyonası yarışımız Anatolia Rallisi. Orada görüşmek üzere...
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
verbal@verbalkint.com