Yıl 1993: İstanbul Şampiyonasındayız. Kılıçlı isimli kısa ama hızlı etaptaki bir hendeğe burun üstü çakılarak yoldan çıkmış yeşil Renault 9'un kaputu üzerinde sıkıntılı bir şekilde oturan genç pilot İbrahim Okyay, yıllar sonra Opel Motor Spor Türkiye takımının birinci pilotu olacağını hayal bile edemezdi. Bundan tam on yıl sonra aynı takımda almayı beklediği diğer bir pilot koltuğunu, takımın patronu İskender Aruoba'nın tabiriyle ''bilimsel verilere'' dayanan bir değerlendirme sonucu kaybedeceğini de!
İlk adım: Hamdi Ünal ayrılıyor
Yazımızın konusunu oluşturan bu ilginç pilot seçimi süreci başlatan, Opel takımının Ralli dalında başarılı birinci pilotu Hamdi Ünal'ın uzun süredir sonu gelmeyen teknik sorunlara dayanamayıp takımdan ayrılması oldu. Geçen sezonun başından beri başı sorundan kurtulmayan Ünal, Ege Rallisinde de tekerleği koarak yolda kalınca uzun süredir yarıştığı takımıyla ipleri atmaya karar vermişti. Son yıllarda rekabet profili iyice düşen takımın herhangi bir şampiyonada iddialı olmaması kamuoyunda takımla ilgili haberlere kayıtsızlık yaratsa da, motorspor camiasında son derece sevilen bir isim olan Hamdi Ünal'dan boşalan yere kimin geleceği sorusu ister istemez spor meraklılarının gündemini kapladı.
Öyle ya, aslında takımda en az Hamdi Ünal kadar parlak bir pilot daha vardı: İbrahim Okyay. Bir süredir kendisine Ralli dalında yakın gelecekte yapılacak programlar vaad edilerek takımda tutulan Okyay, doğal olarak Astra Kit Car için ilk akla gelen pilot olmalıydı.
"2003 yılı sezon ortası pilot seçimi festivali!''
Ancak hiçbirşeyi kolay ve direk yoldan yapmayı sevmeyen Opel Motor Spor enteresan bir senaryo yaratıverdi: Astra Kit Car'ın koltuğuna oturacak pilot bir dizi aday arasından seçilecekti!
Seçimde ismi geçenler konusunda bahisler başlarken takım yetkilileri yapılacak seçimin kriteri konusunda kendinden emin ve ketum bir tavır izlediler. Bu arada ne tesadüfdür ki Norveç'li kaygan zemin hocası John Haugland da takımın davetlisi olarak Türkiye'ye geldi ve takımın yaptığı bir organizasyonla Türkiye'de Opel marka araçla yarışmış, yarışmamış kimi pilotlar basının da bulunduğu bir organizasyonla bir araya getirildi ve bu toplantıda gelen hocanın yapılacak seçimle alakası olmadığı sık sık vurgulandı! Seçilecek pilotlar Opel Motor Spor'la bu konuya özel olarak direk ilişkiye geçmiş kişiler olacaktı ve bunun resmi bir başvuru süreci dahi vardı!
Gerçekten de Haugland'ın hazır bulunduğu bir kaç saatlik brifing/toplantı karışımı bir ortamda dağıtılan 2 sayfalık bir süspansiyon ayarı prensipleri dökümanıyla geçiştirilen eğitimin ardından seçilme şansı olduğu iddia edilen pilotların bir kısmı sudan nedenlerle elendiler. Kalan iki pilot olan İbrahim Okyay ve Tarık Öktem ise John Haugland'la körfez pistinde kısa bir eğitime daha gitti. Körfez pistinin yıllardır kullanılmayan ve toplamı 1.5 km'yi dahi geçmeyen, neredeyse 3. vitese dahi çıkılamayan toprak bölümünde atılan göstermelik birkaç turdan sonra Opel Motor Spor yetkilileri karar mekanizmalarını işletmeye başladılar. Çok geçmeden de Opel Motor Spor yetkilileri herkesin bildiği sırrı açıkladı: Astra Kit Car'ın pilotu Tarık Öktem olacaktı. Hatta açıklarken eklemeyi de ihmal etmediler: ''seçimimiz bilimsel verilere dayanılarak yapılmıştır''...
Bilimsel? Hangi bilimsel?
Bugüne kadar Türkiye'de pilot seçimini ''bilimsel'' verilere dayandırmayı başarabilen ''bilim adamı'' tanıdığımız olmadığı ve de bilmemek değil öğrenmemek ayıp olduğu için Opel Motor Spor yetkililerine sorduk: acaba bu seçim ne gibi bilimsel verilerle dayanarak yapılmıştı? Aldığımız yanıt bu konuda ne kadar cahil olduğumuzu bize bir defa daha hatırlattı: Opel takımı basın bültenine koyduğu bilgiden başka bilgi veremiyordu. Yani aslında ihtiyacımız olan bilgi oradaydı ve bu bizlere yeterli olmalıydı – seçim bilimseldi, daha fazlasına da elbette gerek yoktu!
Gelin bilgi dünyasındaki bu yolculuğumuza bilimsel kelimesinin anlamına sözlükten bakarak işe başlayalım: ''Bilime ait, kanıtlanabilir metodlar kullanılarak elde edilen bilgi'' anlamına geliyor bu kelime. Bu durumda elbette İbrahim Okyay – Tarık Öktem seçiminde kullanılan kriter de ölçülebilir ve kanıtlanabilir olmalı!
İşte bilimsel veriler!
Opel takımının verilerini bilemiyoruz ama Türkiye Motorsporları tarihinde yapılmış herşey, her pilotun elde ettiği yarış sonucu ve hatta her etap dercesi kayıtlı. Gelin şimdi bu iki pilotla ilgili gerçekten bilimsel, yani kayıtlı, kanıtlanabilir birkaç rakama bakalım.
Önce Tarık Öktem'le ilgili bulabildiğimiz kayıtlar:
· 1998 Tipo Cup 13.sü
· 1999 Grup N Ralli Şampiyonu
Ve İbrahim Okyay:
· 1992 İstanbul Ralli Şampiyonası TRN ikincisi
· 1992 Er Meydanı (8 saatlik yerli araç maratonu) genel klasman beşincisi
· 1993 Ralli Şampiyonası Grup TRN8 ikincisi
· 1994 Tırmanma Şampiyonası Kategori 1 ikincisi
· 1995 Pist Şampiyonası Kategori 1 ikincisi
· 1996 Tırmanma Şampiyonası Kategori 1 ikincisi
· 1996 Pist Şampiyonası Kategori 1 ikincisi
· 1997 Türkiye Pist Şampiyonası birincisi
· 1998 Pist Şampiyonası Grup N+ ikincisi
· 1999 Atatürk kupası birincisi
· 1999 Türkiye Tırmanma Şampiyonası birincisi
· 1999 Pist Grup N Şampiyonası birincisi
· 2001 Pist Şampiyonası Grup A birincisi.
Listeye bakınca Takımın bilimsel olarak değerlendirdiği seçim kriterinin yarışmacıların tecrübe ve başarıları olmadığı açık. Okyay hemen hemen her disiplinde yarışmış, her tür aracı kullanmış ve hemen her platformda da kayda geçmiş başarıları olan bir pilot. Öktem'in ise bu perspektiften geçmişi '99 yılı Grup N şampiyonluğu dışında fazla birşey söylemiyor. İyice dikatli bakarsak 1998 ve 2000 yılından birkaç iyi etap zamanı da bulmak mümkün, ama hepsi o kadar.
Demek ki aradığımız bilimsel veriler pilotların tecrübe ya da geçmiş baarıları değildi. Bu durumda ne olabilirdi takımın sır gibi sakladığı bilimsel veriler? Acaba Tarık Öktem'in kısa yarış geçmişinde daha çok ralli dalında yarışmış olması ve Okyay'ın son yıllarda pist disiplinine konsantre olması mı? Bu mantıklı değil çünkü Okyay'ın yarış kariyeri ralli alanında da birçok başarı kapsıyor. Hatta dikkatli seyirciler hatırlayacaklar, fuar aracından bozma her tarafı dökülen bir Proton Wira ile yarıştığı 1999 yılında, Volkan Işık'ın birinci olduğu Pirelli Rallisinin ıslak ve hızlı bir etabında genel klasman best time'ı dahi var Okyay'ın. O zaman ralli ya da pist pilotu ayrımı da ciddi bir kriter olmuş olamaz...
Peki neydi o zaman bu bizim bulamadığımız bilimsel veri?
Acaba takım yöneticileri ''finansal veriler'' dermeye çalışırken dilleri sürçmüş de ağızlarından yanlışlıkla ''bilimsel veriler'' sözleri mi dökülmüştü?
İşin aslı
İşin aslını anlayabilmek için sezon başına, Opel takımının sezon açılışına bir geri dönüş yapmak gerekiyor. Açılış gününde o zaman takım pilotu olmayan Tarık Öktem'in hazır bulunması bir tesadüf değildi. Takım sponsorlarından birinin ekibe katılmasında önemli rol oynayan Öktem doğal olarak bu emeğinin karşılığını istiyordu. Haklıydı da, öncelikle finansal kaynağa dayanan bu sporda bu tür kontakları kurmayı başaran pilotlar genellikle yarışma şansını da yaratması gayet doğaldı.
Ancak projenin hayata geçmesinde bir küçük sorun vardı: takımın uzun süredir sabırla ve sadakatle görevini yapan başarılı birinci pilotu Hamdi Ünal! Ama bu durumun teşkil ettiği engel de çok uzun süreli olmadı; hem çok hızlı hem de tecrübeli bu pilotun son yıllarda sürekli yaşanan teknik arızalara karşı sabrı sezonun daha başında taşınca Astra'nın koltuğu da boşalmış oldu. Ve sonra da pilot seçme parodisi başladı!
Takım kararları
İşin aslına bakarsanız mootorsporu takımlarının yöneticileri pilot seçimi gibi kararları her türlü insiyatifi kullanarak rahatlıkla alabilirler. Bu yöneticiler aslında rahatlıkla kendi kriterlerini kullanıp takımını ve markasını en doğru şekilde temsil edeceğine inandığı ve takımın hedefleri doğrultusunda en başarılı sonuçları elde edecek pilotları seçmekte tamamen özgürler. Bu karar mekanizmaları geleneksel olarak takımların tasarrufunda olan ve kimi zaman eleştirilse de sorgulanmayan süreçler. Zaman içinde geri dönüp de başka türlü yapsaydık ne olurdu sorusunun yanıtını bulmak da mümkün olmadığı için reel olarak yanlış ya da doğru karar diye bir kavram yok aslında motorsporlarında.
Yani Opel takımının bu şekilde gereksiz bir seçim prosesine girmesine ve bunu da temeli olmayan argümanlarla karmaşıklaştırmasına hiç gerek yoktu aslında. Eğer bu seçimin ardında saklanmaya çalışılan birşeyler yoksa elbette!
Durum her ne olursa olsun eğer bir markanın logosunu taşıyan ve basın yoluyla kitlelere hitap eden bir takım yaptıklarını açıklayabilmek için olmayan kriterleri varmış gibi göstermeye çalışıyorsa iletişiminin ulaştığı hedef kitleye, yani spor kamuoyuna karşı dürüstlüğünü kaybetmiş demektir. Opel takımı finansal kaynak getiren bir sporcuyu takım almak için bu enteresan mizanpajı tasarlayacak kadar zamana sahipse bunun bir kısmını da iletişim kurduğu kitleye karşı açık ve dürüst olmak için harcamalıydı. Aslında finansal değerlere dayanan bu kararı beğenen de beğenmeyen de olabilirdi elbette ama iletişim açık olduğu sürece karar takımın olur ve herkes de gereken saygıyı gösterirdi bu duruma.
Kaybetmeyi çok sevmek!
Ne üzücüdür ki bir zamanların en büyük ekiplerinden biri olan bu takım, motorsporlarının kazanma ruhuna oldukça zıt bir çizgide son yıllarda; sanki kazanmaya değil, kaybetmeye çalışıyor. Parkurların sevilen ismi Hamdi Ünal'ın gidişi bu sürecin en önemli işaretiydi. Şimdiyse takım, verdiği bu bilimsel(!) kararla benzer bir riski diğer pilotu İbrahim Okyay için taşıyacak.
Aslında bu aşamada yaşanan tüm komediye rağmen henüz kaybedilmiş birşey yok. Henüz takımın pilotu Okyay'dan bir ayrılma kararı çıkmadı. Ümit ederiz ki çıkmaz da... İbrahim Okyay ''türünün son örneklerinden'' denilecek profilde bir pilot. Türkiye'de rekabetin en yoğun olduğu 90'lı yılların başlarında yetişen bir kuşağın az sayıda kalan temsilcilerinden biri. Günümüzün yeni jenerasyon sürücülerinin aksine 'birisi gelsin de elimden tutsun' diye beklemeyen, kariyerini taştan çıkarmaya alışmış, kararlı ve herşeyden önemlisi akıllı bir pilot. Bu konuda verilen kararı muhtemelen kişisel boyutuyla değil profesyonel açıdan değerlendirecek ve takımda kalacaktır. Ancak Okyay'ın takımına kaybettiği güvenini geriye kim kazanacak?
Takımın yeni ismi Tarık Öktem de hızlı bir pilot aslında. Bunu anlamak için '99 yılı etap zamanlarına bakmak yeterli. Ancak kırılgan Astra'yı yürür durumda tutmayı başarabilecek mi? Okyay bu ince noktayı herkesten iyi yapacak teknik altyapıya sahipti. Neredeyse 3 senedir yarışmayan ve hemen hızlı gitmek isteyecek Öktem'in aynı olgunluğu göstermesini beklemek gerçekçi mi? Herşey bir yana, yeni bir pilotu takıma entegre ederken bu gereksiz polemiklerin içine atmak ne kadar doğru?
Tek gerçek bilimsel veri: Kronometre.
Aslında Opel takımına Türk motorsporları terminolojisine kazandırdığı bu kavram yüzünden minnet borçluyuz! Ancak yorumlanması konusunda takımın görüşünden ayrılıyoruz. Hiç gerek olmamasına rağmen ekip eğer gerçekten de bilimsel bir yöntemle pilot seçmek isteseydi, ikisini de aynı araca koyar ve kronometrenin start tuşuna basardı. Ama bunu yapmadı, birkaç nedeni var aslında ama en önemlisi çıkacak sonucun yaratılan senaryoyla uyuşmayacağı korkusuydu!
Opel Motor Spor takımı, logosunu taşıdığı markanın ağırlığı altında eziliyor. Her geçen gün sportif rekabet gücü düşüyor, spor kamuoyundaki kredibilitesi de böyle gereksiz manevralarla zarar görüyor. Bir zamanların en çok tabana yayılmayı başarmış, 'Bayi Takımı' konseptini yaratmış ve hala uygulayan ekibi bu durumda görmek gerçekten üzücü.
Belki de bu ağırlık yüzünden Opel takımı son iki senedir markalar lisansı dahi çıkarmıyor; Tomsfed'in markalar şampiyonası klasmanına baktığınızda Opel ismi yok artık listede.
Ancak araçların üzerinde taşınan markanın logosu yerini koruduğu sürece takım yöneticilerinin böyle bir lüksü yok. Marka logosunu taşımak kurumsal bir sorumluluk ve olgunluk gerektiriyor. Opel Motor Spor takımı bir an önce ayaklarını yere basıp markasının hakettiği ciddiyete hızlı ve kesin bir dönüş yapmalı.
Bunu kaputunda logosunu taşıdığı markaya olduğu kadar sporcusuna ve spor kamuyouna karşı da borçlu.
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
verbal@verbalkint.com