Türkiye'nin motorspor konusunda en hareketli internet forum forumlarından biri olan www.rally-sport.com 'un katılımcıları, Sebastian Loeb'i geçen yıl Anatolia rallisinde izledikten sonra bu genç Fransız pilotun ismini 'Sebahattin Düzgider' olarak revize etmeyi uygun bulmuştu! Mütevazi ama kararlı Sebahattin fanatik motorspor sevenlerimiz için bizden biri olmuş ve yarışta da izleyenlerin tabiri ile 'düzgiderek', yani kendine has gösterişsiz stiliyle ulusal takdirimizi toplamıştı!
Aslında geçen sene Monte Carlo'yu birinci bitirdikten sonra tamamen bürokratik bir servis alanı kuralı yüzünden birinciliği elinden alınan ancak sezonun ikinci yarısında Almanya Rallisini hiçbir şekilde kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kazanan Sebastian Loeb'in takdir toplama gibi bir endişesi yoktu. Loeb'in gelişi dikkatli sporseverler açısından daha birkaç sezon öncesinden belliydi: 1999 yılında Fransa Super 1600'de, 2000 / 2001 yıllarında Super 1600 / WRC karışımı sezonlar ile, 2002'de ise sadece yarım sezon yarışmasına rağmen sergilediği performansla en gelecekli birkaç isim arasında adı anılmaya çoktan başlamıştı. Loeb'in sessiz sakin ve mütevazi zaferleri gelmekte olan fırtınanın işaretiydi.
Sezon açılışı
Son iki yıldır Dünya Ralli Şampiyonasının gidişini izleyen Ralliseverler 2003 yılına az da olsa tedirgin başladı: F1'de yaşanan Ferrari sendromunun bir benzeri Ralli'de Peugeot adıyla yaşanıyor muydu? Eğer böyle bir tehlike varsa acaba yıldızı hızla parlamaya başlayan Ralli sporunun yönetimi bu tehlike ile nasıl başa çıkacaktı? Formula 1'i nerede ise karman çorman kurallar yumağına çeviren 'önlemler paketleri'nin bir benzerini Ralli'de de görmeye başlayacak mıydık?
Aslında endişeler tamamen yersiz olmasa da, Ralli alanında şimdilik çok da büyük tehdit oluşturmuyor. Ralli'nin formatı, son derece kompleks yapısı ve rekabetçi olabilmenin daha ucuz olması yüzünden üreticilerin artan ilgisi gibi nedenlerle Ralli sporu şimdilik büyül ölçüde güvende.
Sürpriz Faktörü
Spor seyircisi için en önemli unsur ''Sürpriz Faktörü''. Birçok diğer spor dalının aksine takım fanatikliğinin düşük seviyede olduğu Ralli'de kimden gelirse gelsin sürpriz bir zafer herkesin hoşuna gidiyor. Genç ve parlak bir isim bir anda herkesin kahramanı olabiliyor. Mekaniğin hala insanın önüne tam olarak geçemediği nadir alanlardan biri olan Ralli sporu, o sihirli sürpriz faktörünü taşımaya devam ediyor.
Geçen hafta koşulan sezonun ilk Rallisinde yaşananlar belki şok edici değildi ama bu sporda sonucun hiçbir zaman garanti olmadığının bir göstergesiydi. Son yılların hem en tutarlı hem de en hızlısı Marcus Gronholm uzun sürede bu yana ilk defa ciddi bir hata yaptı. Fiziksel ve teknolojik olduğu kadar psikolojik savaşı da içeren bu çok boyutlu mücadelenin ortalarında ilk gün açtığı 1 dakikaya yakın farkın hızla eridiğini gören Gronholm'un neden telaşlandığına biraz yakından bakmakta fayda var.
Monte Carlo Rallisi'nin ilk günü adtea geçen yılın devamı gibi başladı. Citroen beklenenden biraz hızlı, Subaru Petter Solberg ile formda, Makinen ile keyifsiz, Ford ortalarda... Ama Peugeot Gronholm ile aynen bıraktığı yerde – en tepede. Gün sonu gelmeden, önce Makinen sonra da Solberg aynı etapta kalınca ilk 5'in Citroen ve Peugeot arasında geçeceği belli oldu.
Monte'nin azizliği
Aslında Gronholm ilk günün sonunda ertesi gün başına gelecekleri görmüştü. Kaygan zemini seven Finli pilot, etaplar kar ve buzun etkisindeyken epey bir fark açmıştı ama öğleden sonra yollar yavaş yavaş kurumaya başlayınca Loeb ve yeni Citroen'li Colin McRae'in enteresan zamanları da yavaş yavaş asabını bozmaya başlamıştı. Tecrübeli Marcus ikinci günün zor geçeceğinin farkına Cuma günü bitmeden vardı.
Cumartesi sabahı ise beklenen oldu: Loeb üstüste yaptığı zamanlarla arayı hızla kapamaya başladı. Etaplar tamamen kurumuş değildi ama artık hemen hemen herkes kuru ağırlıklı süspansiyon ayarları ve kuruya yakın desenli lastiklere geçmeye başlamıştı. Etaplar kısmi olarak buzlu olsa da kuru olan kısımda kazanılacak zaman, kaygan noktalarda kuru ayarlarla gitmekten dolayı kaybedilecek zamandan çok daha büyüktü. Loeb için kazanacak, Gronholm için ise kaybedecek çok şey vardı...
Gronholm gibi kazanmayı çok fazla seven pilotların tek zayıf noktaları gelen tehlikeyi görseler de akıllıca kaybetmeyi bilememeleri, ya da becerememeleri. Finli pilotun planı son derece basitti: kaygan etaplarda mümkün olduğunca gazlayacak, kurularda ise yakın gitmeye çalışarak aranın kapanmasına engel olacak – öyle ya ertesi gün havanın nereye gideceğini kim bilebilirdi?
Ama Marcus'un kok-pitteki planı Monte'nin gitgide kuruyan yollarına uymadı! Marcus'un startejik avantajı gitgide daraldı ve sonunda Finli pilot en avantajlı olduğunu düşündüğü karlı etaplardan birinde, kuru – ıslak karışımı süspansiyon ayarları yüzünden sürekli önden kayan Peugeot 206 WRC'si ile yoldan çıkıp direksiyon sistemini hasarladı. Şampiyonun aracı sol virajları dönmez olmuştu.
Citroen patlaması
Gronholm'un kaybettiği 33 dakika Citroen'e ilaç gibi geldi; Loeb liderliğe yerleşir ve McRae ile en iyi etap zamanlarını paylaşırken Carlos Sainz de tipik akıllı pilotajını kararlı zamanlara çevirip 3.'lüğe rahat bir şekilde yerleşti. Peugeot cephesinde ise ne 2001 yılının şampiyonu Richard Burns ne de daha yarış başlamadan aldığı bir dakika cezanın moral bozukluğunu üzerinden atamadığı gibi bir de sğrekli tansiyonu düşen Gilles Panizzi Citroen'e ciddi bir tehlike yaratamıyordu.
Bu yıl son derece akıllı bir iletişim startejisi ile tecribesiz ama genç ekipleri üzerindeki beklentileri son derece düşük tutmayı başaran Ford'da ise herşey yolunda gibiydi. Hatta son gün bir ara Sainz'ın yaşadığı fren sorunundan yararlanan Markko Martin üçüncülüğe kadar tırmandı. Ancak kurt Sainz son iki etapta yaptığı atakla kaybettiğini geri almayı başardı. Loeb bu sefer birincilik kürsüsüne tartışmasız çıkarken, McRae ve Sainz da podyumun geri kalanını doldurdular.
Monte Carlo'da kazanan takım ve pilotun Fransız olmasının önemi çok büyük – bu Türkiye Rallisini bu yıl bir Türk'ün kazanması kadar değerli Fransızlar için. Türk Ralliseverlerin de yakından tanıdığı Jean Ragnotti'nin 1981'de Renault 5 Turbo ile kazandığı zaferden sonra hiçbir Fransız pilot Monte Carlo Rallisini kazanamıştı.
Dünya Ralli şampiyonasında bir takımın bir yarışta ilk 3 sırayı birden kazanması da bir o kadar nadir rastalanan bir durum. Bu da en son 1989 yılında Lancia tarafından başarıldığından bu yana ilk defa gerçekleşiyor.
Diğer göze batanlar
Rallinin pırıltısının rekabetin yarışın her noktasında ayrı ayrı hissedilebilmesi olduğunu hep söylüyoruz – işte birkaç örnek daha: Carlos Sainz son iki etapta yaptığı atakla genel klasman 3.'lüğünü Markko Martin'den ancak 3,3 sn farkla alabildi.
Yarışa fabrika takımı olarak değil özel kayıt yaptıran ve Peugeot'nun 'uydu' takımı Bozian tarafından yarıştırılan genç Fransız Cedric Robert ise Ford'un yeni umudu Belçika'lı Francois Duval'den sadece 0,4 sn önde 6.lığı elde etti – yani şöyle bir perspektife koyalım bu bilgiyi: bu iki pilot 415 km özel etap yarıştılar ve birbirlerine ancak saniyenin onda dördü kadar bir fark yapabildiler – saniyenin onda dördü, pilotun bir virajda ayağını hafifçe gazdan kaldırması demek sadece!
Peugeot ve Subaru beklediğini bu yarışta bulamadı, Ford ise beklediğinden fazlasını aldı. Saşlık sorunlarıyla uğraşan Martin 4.lükten daha iyisini hayal bile edemezdi. Richard Burns ise yarış boyu herşeyden şikayet etti durdu ve genel klasman 5.liğine de burun kıvırdı. Ancak aslında belirsiz ortamları ve riskli zeminleri hiç sevmeyen Burns'un bundan daha iyi bir sonuç alması da kolay değildi.
Super 1600: Clio geliyor, Suzuki'ye dikkat!
Citroen'e benzer bir rekabet kültürü de Renault firmasında var. Yaklaşık 12 aydır geliştirimi süren Renault Clio Super 1600 aracı ilk defa Fransa'da resmi olarak bu grupta yarıştı – ve ortalığı sildi süpürdü! Yaş sınırlaması yüzünden yarışmasına rağmen S1600'e puan alamayan Simon Jean Joseph teknik olarak bu grupta Clio'nun herkesten bir gömlek ileride olduğunu gösterdi.
S1600 klasmanını ilk gün sonunda önde bitiren ise sürpriz bir marka oldu: Suzuki İgnis. İsveç'li genç Daniel Carlsson biraz yolda durma sorunu çekse de kategori'de puan almayan Jean Joseph dışında herkesi geride bırakmayı başardı – ta ki ikinci gün lokal polisle yaşadığı ve yarışa devam etmesini engelleyen soruna kadar. S1600 sınıfını Renault'nun ikinci pilotu Brice Tırabassi Clio'su ile kazandı. Simon Jean Joseph'in diğerlerine yaptığı farkın büyüklüğüne bakılırsa S1600'de parlak bir mücadele olmayacak gibi görünüyor. Joseph'in zamanlarına yaklaşan bir pilot olmaması, pilot profilinin de geçen yıllara göre düşük olduğunun bir göstergesi.
İsveç'te ne olur?
Monte Carlo rallisinde Citroen'in elde ettiği ezici üstünlüğe aldanmamakta fayda var: bu yarıi sezonun geneli için kesinlikle bir ölçüt değil. Zemin çok belirsiz, lokal bilgi çok değerli, lastik seçimi ise Monte Carlo'nun kumarhanelerinde oynanan kumardan farksız...
Citroen'in büyük aşama kaydetmiş olduğu ve Colin McRae ve Carlos Sainz'ı alarak oynadığı kumarın yerinde bir hareket olduğu belli. Ama bu yarışın sonucu hiç bir şekilde Peugeot ve hatta Subaru'nun rekabet seviyelerinin düşüklüğüne işaret etmiyor. Yaptığı hatadan dolayı özgüveni biraz kırılmış olsa da İsveç'te çok ama çok hızlı bir Gronholm göreceğinize kuşkunuz olmasın. Peugeot açısından bu zeminleri çok seven Harri Rovanpera'yı, Subaru tarafında ise her an patlamaya hazır bomba kıvamındaki Petter Solberg ve biraz moralsiz olsa da çok tecrübeli Tommi Makinen'i gözardı etmeyelim.
Citroen İsveç'te yine rekabetçi olacaktır: özellikle McRae ve Sainz bu yarışı çok seviyorlar ve İsveç'in karlı ama çok hızlı yapısı, Citroen'e uygun – geçen sene bir çok iyi zaman yapan o zamanki pilot Thomas Radstrom'un sonuç alamamış olmasının tek nedeni 2. etapta yaşadığı geçici sorun olmuştu. Citroen'in tökezleyeceği yarışlar zeminin gerçek anlamda ağırlaştığı ciddi toprak ralliler olacak. Takımın tecrübeli patronu Guy Frequelin McRae'den aldığı ilk reaksiyonlarla yepyeni bir toprak süspansiyonu üzerinde çalışmaya başladı bile. Tanımayanlar için söyleyelim, Guy Frequelin 1980'li yıllarda Peugeot'nun uzun mesafe rallilerine katılan resmi fabrika pilotlarından biriydi. Ko-Pilotu kimdi dersiniz? Ferrari F1 takımının bugünki patronu ve ekibi şampiyon yapan Jean Todt!
Ford ise İsveç'te yine pusuya yatacak ve bekleyecek. Skoda zaten yeni Fabia'yı geliştirmekle meşgul. Hyundai ise finans sorunları ile boğuşuyor.
Sonuç olarak İsveç'te yarışın Peugeot ile Subaru arasında geçmesi, Citroen'in ise fazla uzak kalmadan fırsat kollaması büyük olasılık. En büyük soru işareti Monte Carlo sonucunun buzdan adam Gronholm'u ne kadar etkilemiş olduğu. Finli pilotun 2001'de yaşadığına benzer bir gerileme dönemi yaşayıp yaşamayacağını izlemek ilginç olacak. Sağduyu ve içgüdü diyor ki Marcus bunun üstesinden gelecek. Ama ya gelemezse? Rallinin güzelliği işte tam burada – bir sonraki virajın arkasında ne olduğunu görmek hiç mümkün değil.
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
verbal@verbalkint.com