İşler Güçleşince, Güçlüler Akıllanır

29 Nisan 2002

Colin McRae Kıbrıs'ta bilinçaltına yenildi: yarışan takımların planlama yeteneklerini ve bütçe kullanımlarını sınayan Ralli sporu, pilotlar üzerinde çok daha acımasız baskılar kuruyor; Rekabetin tarihi boyutlara ulaştığı bu sporda kazanmak için bir pilotun sadece fiziksel ve zihinsel kaynaklarını en iyi şekilde kullanması yetmiyor, aynı zamanda bilinçaltında yatan kimi zayıflıkları ile mücadele etmeleri de gerekiyor. Geçtiğimiz hafta sonu Kıbrıs rallisinin son gününde yaşadıklarımız geçen sezon İngiltere Rallisinin ilk günü yaşananların bir kopyası idi sanki.


Fast Company, 'Yeni Ekonomi' kavramının en basın sektöründeki en çağdaş temsilcilerinden biri. Bu enteresan yayın organı yayınladığı makalelerinde iş hayatı ile ilgili birçok klasik anlayışı sorguluyor ve yeniden yorumluyor. Bundan çok değil sadece 10 yıl öncesine göre çok farklı bir boyuta gelen profesyonel hayattaki rekabet kavramı ile ilgili olarak çok sık kullandığı bir deyim var: 'When the going gets tough, the tough get smarter' – yani işler güçleştiğinde, güçlüler akıllanır...

Geçtiğimiz hafta sonu koşulan ve yılın ilk ciddi toprak rallisi olması açısından sonucu merakla beklenen Kıbrıs rallisinin hem güçlüsü hem de akıllısı Marcus Gronholm ve Peugeot ekibi oldu. Halbuki hızı ve içgüdüsel pilotluk yeteneğini kimsenin sorgulamadığı Ford pilotu Colin McRae yarışın başından son günün ilk etaplarına kadar ne kadar da rahat ve kontrollu görünmüştü. Üç ayaklık yarışın ilk iki ayağını lider geçen McRae, son güne 26sn'lik bir farkla girince çok da ümitlenmişti arka arkaya gelen Peugeot zaferlerinin kanıksanmasından korkan ve rekabeti seven rallisever kitle... Ama McRae, 2001 yılı İngiltere Rallisinde tek yapması gereken Richard Burns'ü geçmek olmasına rağmen, yarıştaki liderliğini korumak uğruna perspektifini nasıl kaybettiğini ve ne tesadüftür ki yine Marcus Gronholm'un kendisini geçmemesi uğruna girdiği anlamsız tempo sonucu attığı takla ile hem yarışı, hem de şampiyonluğu nasıl kaybettiğini unutmuştu. Kıbrıs'ta tarih kendini tekrarladı – hem de sadece bir sene ara ile...

Kıbrıs Rallisi'ne kadar gördüğümüz tabloyu kısaca hatırlayalım: İlk yarış olan Monte Carlo'da kurt pilot Tommi Makinen, yeni aracı Subaru ile kazandıktan sonra tam bir Peugeot fırtınası izledik. Peugeot, önce Finlandiya'da karlı zemin üzerinde daha sonra da arka arkaya 3 asfalt yarışta, hem de bu zeminde ürkütücü seviyede kuvvetli olan Citroen'e rağmen, devamlı kazanmayı bildi. Asfaltta Gilles Panizzi, kaygan zeminlerde de Marcus Gronholm, ara sıra iyi zamanlar yapan Ford'un Colin McRae'i ve Subaru'nun Petter Solberg'i dışında pek büyük engelle karşılaşmadı. Özellikle Marcus Gronholm, çok hızlı olmadığı asfalt yarışlarda da sabırlı ve akıllı pilotajı ile sürekli ilk 5'te bitirerek şampiyonluğa en yakın isim olduğunu kanıtladı.

Kıbrıs Rallisinden hemen önce hemen herkes Peugeot'nun asfalt üzerinde yenilmesinin imkansıza yakın olduğunun farkına varmıştı – ama ya toprak? Beraberinde birçok bilinmezli faktörü getiren ve her zaman sürprizlerle dolu kaygan toprak zemin üzerinde özellikle riskli pilotajını rekabet avantajına dönüştürmeyi başarmış nadir pilotlardan olan Colin McRae, her koşulun pilotu Tommi Makinen ve özellikle Subaru'nun paralayan yıldızı Petter Solberg'in neler yapabileceği büyük merak konusu idi.

Kıbrıs'ta Liderlik Savaşı: Ford ve Peugeot
Seyirci her zaman rekabeti sever ve sürpriz ister – hemen herkes içten içe istiyordu Kıbrıs'ta Peugeot statükosunun bozulmasını. İstenen de aslında oldu gibi: yarışa çok hızlı başlayan Ford ekibi önce MacRae, sonra yeni umudu Francois Duval, sonra da Markko Martin ile ilk üç etapta en iyi zamanları yapınca rekabetin seviyesi ve şekli belli oldu; zira Ford'un iyi zamanlarına karşın Marcus Gronholm de sürekli ilk 3'te zamanlar yapıyor ve Makinen de Subaru Impreza'sı ile hiç de geride kalmıyordu. İlk etaplarda elektronik ve aktarma organları karışımı arızalarla yavaşlayan Solberg ve Carlos Sainz da sorunlarını hallederek ikinci günün başında yaptıkları ataklar, yarışın son derece zevkli geçeceğinin göstergeleri idi. Ama Kıbrıs Rallisinin akışını belirleyen isim geçen yıl son yarışta kaçırdığı şampiyonluk ve bu yıl da çok şanssız başlayan sezon ile iyice bilenmiş ve artık kaybetmeye tahammülü olmayan Colin McRae idi. Yarışın ilk etabından itibaren yarışın kontrolünü eline alan McRae ve yardımcı sürücüsü Nicky Grist oldukça rahat ve kontrollü göründüler; ta ki üçüncü günün ilk etabına kadar...

Aslında McRae'in başına gelen son derece basit ve üstesinden de rahatlıkla gelinebilecek bir sorun idi. Ford ekibi, birçok diğer ekip gibi, uzun özel etapların içine ellerindeki kronometreler ile kendi pilotlarınının ara zamanlarını rakipleri ile karşılaştırarak ölçen ve bir tabela yardımı ile etabın içinde pilota bilgi veren görevliler yerleştiriyordu. Üçüncü günün ilk etabında bu işi yapan kişi, muhtemelen basit bir matematik hatası yaptı ve McRae'e, en yakın rakibi Gronholm'un 1 saniye arkasında olduğunu bildirdi. Bu mesajı aldığında etabı yarılamış olan McRae, 26 saniye önde olmanın da verdiği rahatlıkla biraz daha da yavaşlayıp daha da az risk alabileceğini düşündü ve temposunu biraz daha düşürdü. Ancak etap sonuna geldiğinde gördüğü manzara beklediğinden çok farklı idi; Gronholm sadece bu etapta kendisini 13 saniye geçmişti! Belli ki ara zamanı veren kişi ciddi bir hata yapmıştı...

İşte bu noktada McRae, aynı geçen yıl İngiltere Rallisinde olduğu gibi, kontrolünü kaybetti. Aslında kalan 13 saniye farkın da yarışı kazanmak için yeterli olabileceği gerçeğini gözden kaçıran McRae bir defa daha kendi sınırlarını aşan bir tempoya çıkmakta sakınca görmedi ve bilin bakalım ne oldu..? Etabın tam ortasında büyük bir çalı kitlesinin gizlediği büyük bir beton bloğun üzerinden geçen McRae yumuşak bir takla attı, dört tekerleği üzerine düştü ve devam etti, ama takla sonucu Focus'un hidrolik direksiyon sistemi zarar görmüştü. McRae hem kaza hem de hidrolik direksiyonunu kaybetmesi yüzünden bir sonraki servis alanına varıncaya kadar 50 saniye kaybederek 4.lüğe geriledi. Ama daha sorunlar bitmemişti – serviste teknik sorunlarının bir kısmını halleden McRae panik içerisinde bir defa daha atağa kalktı ve ilk hatasını klasikleştirme yolunda önemli bir adım daha attı; Bu defa da 18. etapta 5. viteste önden kayarak önce çamurun içine, oradan da çok hızlı bir şekilde yolun dışına taşan McRae iki tam takla atarak ve yine şanslı bir şekilde dört tekerleği üzerine düştü. Yön duygusunu tamamen kaybeden McRae özel etabın içinde yardımcı pilotu Grist farkedene kadar bir müddet ters yönde gitti ve 4 viraj sonra geri dönerek etabı bitirdi. Ama artık iş işten geçmişti. Bir dakikanın üzerinde zaman kaybeden ve 7.liğe düşen McRae hala şaşılacak kadar hızlı gidebilen Focus WRC'si ile ancak son etapta yaptığı atakla Hyundai'si ile Armin Schwarz'ı geçerek 6.lığa tırmanabildi.

Burns ve Makinen'in son saniye düellosu
Torpak'ta hala Peugeot'suna alışmaya çalıştığını iddia eden Richard Burns son günün sürprizini yaparak son etapta Makinen'i geçerek 2.'liğe oturdu. Aslında yarış boyu çok da hızlı görünmeyen Burns, buna çok da aldırıyor gibi görünmüyor ama Gronholm'den ciddi şekilde yavaş olduğu da gözden kaçmıyor. 'Öğreniyor olma' durumu ve dolayısı ile bahanesi çok uzun ömürlü olamaz. Burns sezonun kalan toprak yarışlarında hızlanmazsa Peugoet takımının birinci pilotunun Marcus Gronholm olduğu gerçeği daha da açık şekilde algılanmaya başlayacak. Yine de sezon başına göre hızlı ve kararlı şekilde iyiye giden performansı ile Burns'ün sürekli ileri doğru adım attığını kabul etmek gerekiyor. Takımın diğer toprak uzmanı Rovanpera da bir en iyi etap zamanına rağmen yarışın genelinde Gronholm kadar hızlı değildi. Hem Burns'ün hem de Rovanpera'nın Gronholm'un bu kadar gerisinde kalıyor olmaları çok ilginç – ya bu iki pilot yavaşladılar yada Gronholm herkesten hızlı adımlarla ilerliyor.

Sezon başından bu yana ikinci zaferini kazanan Gronholm pilotlarda arayı açarken, Monte Carlo dışında tüm rallileri kazanan takımı Peugeot da markalarda çok rahat bir şekilde liderliğini sürdürdü. Peugeot 206 WRC, asfaltta çok rahat yarış kazanırken toprakta da en az rakipleri kadar hızlı. Gronholm'un de yarış sırasında söylediği gibi 206 WRC her zeminde yarış kazanma potansiyeline sahip bir araç.

Diğer göze çarpanlar
Ford'un gençleri Markko Martin ve Francois Duval birer en iyi zaman yaparak oturdukları koltukları yakın gelecek için biraz daha sağlamlaştırdılar. Ama yarışın asıl genç yıldızı bir defa daha Norveç'li Petter Solberg idi. Solberg ilk iki etap sonucu ikincilikte iken yaşadığı arka diferansiyel arızası ile 32.liüe geriledi. Ancak ikinci güne fırtına gibi başlayan Solberg arka arkaya yaptığı en iyi zamanlarla toplam 65km'lik etap kilometresinde yarış lideri Colin McRAe'den tam 1 dakika 2 saniye zaman almayı başardı! Her ölçekte büyük başarı sayılabilecek bu çok hızlı zamanlar Solberg'i 32.likten yarış sonunda 5.'liğe tırmandırdı. Kendimi tekrar etme riskini de göze alarak Solberg'e dikkat diyorum; yarış kazanacağı günler çok uzak değil. Tek ihtiyacı Subaru'nun dayanıklılık sorunlarının üstesinden gelmesi.

Sonuç
Kıbrıs'ta sabırlı ve akıllı olan kazandı. Sezon sonu hem markaları hem de pilotları kazanmak için stratejik olarak en doğru pozisyonda olan Gronholm ve Peugeot yarış ikinciliğine rahatlıkla razı olacakken Colin McRae'in küçücük hatası ile birinciliği fazla gayret göstermeden alıverdi. Ama bu kadar yüksek rekabetin yaşandığı bir ortamda hataya yer çok az – hele hatanın ardından gelen baskı altında ezilmeye hiç yer yok; İşler güçleşince, güçlüler akıllanıyor. Colin McRae Kıbrıs'ta her zaman olduğu kadar hızlıydı ama artık sadece hızlı olmanın yarış kazandırdığı zamanlar çok geride kaldı, artık yarış kazanmak için her anlamda güçlü olmak gerekiyor.

Sevgi ve saygılarımla,

Verbal Kint
verbal@verbalturkey.com