Ne mutlu bize ki artık bir dünya şampiyonası rallimiz var! Şaka değil, koskoca Dünya Ralli Şampiyonası'nın bir ayağı artık Türkiye'de yapılacak. Bu olay aslında Türkiye'de Olimpiyat Oyunları'nın yapılma hakkının kazanılmasından daha az önemli değil, hatta olimpiyat oyunlarının tersine her yıl tekrarlanan bir aktivite olduğu için hem ekonomik hem de politik anlamda Türkiye'nin bilinirliğini çok daha güçlü oranda etkileme potansiyeline sahip. Peki bu haber bu kadar büyük ise neden sadece kısıtlı bir kesim tarafından 'tedbirli bir sevinç' ile karşılandı?
WRC'nin önemi
Bu sorunun yanıtı birçok küçük detayda gizli ama isterseniz önce kısaca son iki yıldır şampiyona adayı olan Anatolia Rallisi'nin Dünya Ralli Şampiyonası yani WRC takvimine nasıl girdiğine bakalım. WRC takviminin dinamikleri, Formula 1'inkine çok benzer bir yapıda, yani son derece büyük politik mücadeleler sözkonusu. Ralli, izlenme ve canlı yayınlanma konusunda Formula 1'e oranla çok daha sorunlu, zira genellikle trafiğe kapatılan, şehir dışı yollarda yapılıyor ve birbirinden oldukça uzak noktalarda koşulan özel etaplardan oluşuyor; bu da canlı yayınlanmasını teknolojik olarak çok zorlaştırıyor. Ancak diğer bir yandan da yaşanan rekabetin çok yoğun olması ve birçok fabrika takımının bu sporu bir teknoloji gösterisi olarak görmeleri yüzünden takip edebilen seyirci açısından çok zevkli mücadeleler yaşanıyor. WRC, bugünkü motorspor disiplinleri içerisinde rekabetin en yüksek olduğu ve iletişim sorununun çözülmesi durumunda geleceği en parlak dal olarak kabul ediliyor.
Türkiye'de son üç yıldır koşulan Anatolia Rallisi ilk gününden bu yana sadece dünya şampiyonasına aday olması amacıyla tasarlandı. Halihazırda Avrupa Şampiyonası'na puan veren bir rallimiz; Uluslararası Türkiye Rallisi, zaten bulunuyor. Ancak, Avrupa Şampiyonası nispeten küçük profilli bir katılımın olduğu ve fabrika takımlarının yarışmadığı bir şampiyona, dolayısı ile bu şampiyonadan dünya şampiyonasına atlamak pek mümkün değil.
Dışa Açılma
Federasyon Başkanı Mümtaz Tahincioğlu'nun bundan üç sene önce başlattığı ve Türkiye'nin motorspor alanındaki 'dışa açılma' stratejisinin iki önemli ayağı var: Formula 1 ve WRC alanları. Tahincioğlu, bundan önce gördüğümüz 'başkan' profillerinden oldukça farklı bir görünüm çiziyor. Öncelikle uluslararası boyutta ticaret deneyimi olan bir başkan, yani özünde bir işadamı. Aynı zamanda Tahincioğlu son derece kıvrak bir politik kimliğe sahip. Bugüne kadar hiçbir başkan uluslararası spor otoritesi FIA'nın bu kadar içine girememişti; geçtiğimiz yıl sadece FIA Uluslararası Ralli Komisyonu'na en kuvvetli üyelerden biri olan İngiltere temsilcisinin yerini alarak girmekle kalmadı, aynı zamanda Başkan Max Mosley ve Formula 1'in gizli patronu Bernie Ecclestone ile olan ilişkilerini de son derece güçlendirdi. Gerçi F1 cephesinde istenilen gelişmeler henüz olmadı ama yine de Ecclestone Türkiye'ye iki defa geldi ve olası bir Formula 1 projesi ile ilgili görüşmeler yaptı.
Dünya Ralli Şampiyonası olayında ise işler çok daha değişik gelişti. Anatolia Rallisi, yarışa gelen fabrika takım yetkilileri tarafından genel olarak sorunsuz işleyen, güvenli ama henüz birçok önemli detayda WRC standardından uzakta bir ralli olarak değerlendirildi ( bkz. 'Sebahattin'in Ettiği' yazisi). İkinci defa WRC adayı olduğu bu sene, yarış öncesindeki tüm yüksek beklentilerimize ve şampiyonaya girdi söylentilerine rağmen önce 'yedek ralli' olarak açıklandı. Peki nasıl oldu da son anda WRC takvimine dahil edildi?
Parası biten Safari Rallisi
Yarıştan sonra yapılan tüm değerlendirmeler Anatolia için hemen hemen aynı noktayı işaret ediyordu: Potansiyel var ama henüz erken! Buna rağmen, yerine girmemiz beklenen Kıbrıs ile karşılaştırıldığında hala umut vardı – zira başta Ford olmak üzere kimi takımların patronları Türkiye'yi, Kıbrıs'tan çok daha yüksek potansiyelli bir pazar olarak görüyor ve Avrupa'nın bu ucunda bir yarış yapılacaksa bunun Türkiye olmasını çok daha uygun buluyorlardı. Bu seneki yarışımızı izlemeye gelen Ford, Peugeot ve Citroen yetkilileri yarışın kalitesi hakkında ortalama bir değerlendirme yapsalar da, iyi bir yılında 600,000 aracın satıldığı bir otomobil pazarı olan Türkiye'yi, nüfusu toplamda birkaç milyonu geçmeyen Kıbrıs ile karşılaştırmak dahi zordu. Yani Türkiye'de bir yarış yapılması tüm üreticiler için ekonomik açıdan çok daha mantıklıydı.
Ancak bu noktada herşey bizim lehimizdeyken beklenmedik bir politik etki daha ortaya çıkıverdi: FIA'nın Kıbrıs'a karşı borçlu olduğunu savunan ve başını görünürde Yunanistan'ın, perde arkasında ise sigara devi ve sporun en büyük sponsorlarından olan Philip Morris'in çektiği lobi hareketi! Sebebinin bu olduğu açıkça kabul edilmese de, şampiyona takvimine henüz 2000 yılında girmiş olan Kıbrıs Rallisi'nin çıkarılması, karar günü olan komisyon toplantısına yaklaşılan her gün daha da zor görünmeye başlamıştı. Başkan Tahincioğlu bile demeçlerinde artık daha dikkatli davranıyor ve mutlu haberi bekleyen Türk Motorspor severine çok da fazla ümit vermemeye çalışıyordu. Tam umutlar başka bir bahara kaldı diye düşünülürken Ekim ayı başında yapılan Ralli Komisyonu toplantısında hiç beklenmedik bir olay daha oldu. Safari Rallisi organizatörleri, hakkında uzun süredir ekonomik sorunları oldukları konuşulan Safari Rallisi için sadece 150,000 USD bütçeleri olduğunu açıklayıp FIA'dan yarışı yapabilmek için finansal destek istedi! İstediğimiz fırsat ayağımıza gelmişti.
Aslında Safari Rallisi organizatörleri bu talebi, takvim hemen hemen belirlenmişken, adeta oldu bitti yapmaya çalışır gibi son ana saklamasalardı belki komisyon bu yarışın devamını sağlamak için çözüm üretecek bir eğilim içinde olabilirdi. Ancak bugünkü ekonomik ortamda, yarışın finansal geleceğinin garanti altında olduğunu defalarca belirttikten sonra komisyon toplantısına böyle bir taleple gelen Safari yetkilileri ne büyük bir hata yaptıklarını, ancak toplantı sırasında komisyon üyelerinin yüzlerini görünce anladılar.
Tahincioğlu'nun günü
O günkü toplantıda belki de bir tek bizim başkanımızın yüzü gülüyordu! Safari 'param yok' deyince, FIA'nın da bu tür oyunlara karnı doymuş olunca gözler acil bir çözüm aradı. Çözüm ise masanın diğer tarafında oturuyordu – Tahincioğlu bir defa daha doğru zamanda, doğru yerde olmayı bilmişti. Kıbrıs'ı çıkaramadıkları için Anatolia'yı takvime alamayan komisyonun bir defa daha düşünmesine gerek dahi yoktu. FIA bu yöntemle sadece Safari Rallisi'ne ceza vermiyor , sporun geneline de çok açık bir mesaj iletiyordu: Ekonomik olarak kendini güvenceye alamayan kimsenin takvimde yeri yoktu...
Çin Rallisi örneği
Bütün bunlar belki birkaç saat için de olup bitiverdi ve Anatolia Rallisi ile Türkiye aslında yıllardır Türkiye'nin uluslararası spor platformundaki en büyük zaferini kazandı. Ama bu arada bir detay dikkatli gözlerden kaçmadı; bu zafer, bir rakibimizin kendi hatası ile takvimden düşmesi ve karar anında da bizden iyi alternatif olmadığı için kazanıldı.
Geçmişte buna benzer bir durum Çin Rallisi örneği ile yaşanmıştı. 1999 yılında büyük politik baskılar ile WRC'ye giren Çin Rallisi kısıtlı kaynakları dolayısı ile çıkardığı sıradan bir yarış sonunda koşulduğu ilk seneden sonra takvime girdiği kadar hızlı bir şekilde çıkıverdi. Hem de bilin bakalım yerine kim geldi? Bizim bu sene yerine girmemiz beklenen Kıbrıs Rallisi! FIA 2000 yılında sezon ortasında yayınladığı bülten ile henüz sadece 1 yıl koşulan Çin Rallisi'ni, hiçbir ciddi gerekçe göstermeden takvimden çıkarıp yerin Kıbrıs Rallisi'ni koydu. Çin Rallisi ise Asya Pasifik Şampiyonası'nın bir ayağı olarak koşulmaya devam etti.
FIA'nın sürekli değişen önceliklerinden kaynaklanan benzer örnekleri çoğaltmak mümkün ama bu yazının amacı yaşadığımız bu enteresan süreçten bir ders çıkartmak ve bu tarihi fırsat ile gelebilecek kimi olası tehlikelere de işaret etmek. Bizim alıştığımız yöntemlerle yani öncelikle 'amatör ruh'a ve emeğin yoğun olduğu yöntemlerle bu sporun istediği şekilde profesyonel iş çıkması mümkün değil. Rallimizin takvimde yer alması bu tesbiti değiştirmiyor. Hızla ve beklenmedik şekilde gelen fırsatların, aynı şekilde gidebileceği tehlikesini gözden uzak tutmamakta fayda var.
Fırsat!
Bu noktada yapılması gereken ilk ve en önemli tesbit, nasıl ve neden olursa olsun yaşadığımız sürecin Türkiye için büyük bir fırsat olduğu. Bu spor profesyonelleştikçe karar mekanizmaları da aynı süreci izlemek durumunda, yani eğer biz oyunu kurallarına göre oynarsak, kazandığımız bu hakkı kolay kolay kaybetmeyiz. Anatolia Rallisi ve dolayısıyla bizim sporumuzun kimi güçlü ve zayıf taraflarını geçen yazımızda tartışmıştık. Aslında Anatolia Rallisi'nin ölçülebilir değişkenleri oldukça kuvvetli.
Tahincioğlu'nun en sağlam kalesi olan küçük ama kalifiye alt kadrosu birçok önemli ismi barındıyor: Sağduyulu ve tecrübeli Metin Çeker, disiplinli ve profesyonel Yusuf Avimelek bu isimlerden sadece ikisi. Anatolia'da son derece tecbübeli, işini bilen ve dünya çapında bir hakem grubunun çalıştığını da unutmayalım.
Ancak stratejik eksikler detaylarda ortaya çıkıyor. Örneğin koskoca WRC adayı yarışın servis alanı kimi noktalarında elektrik dahi olmayan daracık bir alan olarak onaylanabiliyor. Yarışın iletişimi iyi yapılamadığı için etaplara seyirci gelmiyor. Şehir dışındaki etaplarda yabancı gözlemcilere çok ilkel görünen bir yöntem olan ve o noktaya kadar gelebilen seyirciyi adeta kovalayan eli silahlı asker ile güvenlik "sıkı" bir şekilde sağlanırken, şehir içinde yapılan seyirci etabına giren çıkan belli olmuyor! Tüm bu örnekler bir yerlerde bir şeylerin eksik yapıldığını gösteriyor demektir. Aslında eksik kalan parça çok ama çok açık: Kaynak! Finansal kaynak, yani halk arasındaki tabiri ile 'para'.
Olsa bir dert, olmasa bir dert olan bu konu, yani WRC yarışımızın finansal altyapısı konusu yakın gelecekte en büyük sorunumuz olmaya devam edecek. Elbette sorunu çözmenin ilk adımı, yarışın artan itibarından yola çıkarak kuvvetli sponsorlar bulmak ama bundan daha basit önlemler de var. Örneğin yıllardır uluslararası yarışlarımıza danışman olarak gelen ve katı, sağduyusuz ve 'danışman' olmanın verdiği akıl verme zorunluluğundan olsa gerek, çoğu zaman Federasyon yönetimini kendi sporcusu ile karşı karşıya bırakan ve üstüne üstlük bunun için de kendine bir sürü para ödenen meşhur 'yabancı danışman'ımızdan vazgeçmek gibi...Tabi kendisinin politik gücü olduğu söylense de!
Yepyeni ve pırıl pırıl yetişen bir motorspor ihtisas basınımız var - birçok değişik platformda, özellikle internet ortamında Türk Motorsporu için ter döken ve iyi niyet ile katkıda bulunan sitelerden biri olan otosports.com'daki yazısında Yener Gülünay Anatolia'nın takvime dahil edilmesi ile ilgili çok heyecanlı ve gurur dolu bir yazı yazmış. Bu yazı Türkiye'de futboldan başka hiç bir sporun fanatik seyircisi olmadığını düşünenlere, motorsporlarının potansiyelini anlatması açısından önemli. Yazıda Anatolia Rallisi'nin takvime alınması konusunda Başkan Mümtaz Tahincioğlu'nun şahsi başarısında uzun uzun bahsediliyor. İşte orta - uzun vadede bizi rahatsız etmesi gereken stratejik eksikliğimiz de bu yazının 'Mümtaz başkan sen çok yaşa' sözleriyle kutlanan ana fikrinde yatıyor. Plan ve programlarla çalışan takımlara ait değil, çoğu zaman bireylerin aşırı gayret ve çabasına dayanan zaferler. Bizim kültürümüzde, ne yazık ki bu tür zaferler, nasıl kazanıldığı unutulup, kolayca hayal dünyasına dalınabilecek olaylar sınıfına giriyor.
Profesyonelleşmek
Elde ettiğimiz bu yeni ve tarihi fırsatın doğru dürüst ve layığı ile pazarlanması ve aynı şekilde yönetilmesi uzun dönemli olabilmesi için hayati önem taşıyor. Bunun için de çok daha profesyonel bir pazarlama ve iletişim ekibine ihtiyaç var. Elde edilenin büyüklüğünün ve değerinin farkına varmanın ve bunu doğru şekilde satıyor olmanın vakti geldi. Israrla bahsettiğimiz 'profesyonelleşmek' tabirinden kastettiğimiz bu: Motorspor dünyası artık bu sporu spor gibi değil, iş gibi yöneten ekiplerle çalışmak istiyor. Bu da tüm mesaisini ve konsantrasyonunu bu işe ayırmış ve dolayısı ile hayatını da bu işle kazanan profesyonel ekipler demek. Tahincioğlu kişisel kıvraklığı ve gayreti ile yolu açmasını bildi ama bu yöntemlerle yolun devamını sağlamak mümkün değil.
İçine balıklama daldığımız bu dev endüstrinin acımasız çarkları dönmeye başlamadan, kendi çarklarımızın çapaklarını temizleyip sistemin hızında dönmeye hazır olmak zorundayız. Aksi takdirde sistemin bir çarkı çıkarıp diğerini koyması sadece anlık bir olay. Çin diğer yöntemi denedi, olmadı. Safari tarihi önemine güvendi, o da olmadı. Yapılacak tek şey ortaya her boyutu ile profesyonel ve hatasız bir organizasyon çıkarmak. Bu işte sadece bir adet denemeye müsade var...
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
verbal@verbalkint.com