Formula1'de ''$'' İşaretleri

9 Mayıs 2002

Dünyanın en pahalı ve gösterişli sporu olan Formula 1'de yarışan takımların bütçeleri nerede ise bir orta çaplı bir endüstüri büyüklüğünde. Takımlar tarafından kazanılan ve harcanan paranın büyüklüğüne bakıldığında bu sporda bırakın kazanmayı, sadece hayatta kalmanın bile neden bu kadar zor olduğu rahatlıkla anlaşılabiliyor. 2002 sezonu Schumacher ve Ferrari'nin hegemonyasına girmiş ve canlı yayınlar dahi sanki banttan izlenircesine tekdüze hale gelmişken, gelin biz bu hafta Formula 1 dünyasının finansal tarafına bakalım...


İki haftada bir Pazar günleri rahat koltuklarımızda seyirci statüsünde oturup ilk 5'in dışında kalan ekiplere burun kıvırırken yada geçen sezon yarış kazanıp da bu sezon hızlı olamayan takımları ayıplar, hatta kimi zaman onlara kızarken aslında önemli bir gerçeği gözardı ediyoruz: Formula 1 dünyasında yer alan ekiplerin, sporda varoluş şekilleri ve ölçekleri birbirinden çok farklı. Takımların bütçelerine bakıldığında birçok ekibin sahip olduğu rekabet düzeyini ve bununla karşılaştırmalı olarak finansal durumunlarını biraz daha iyi anlaşılabiliyor. Bu bilgilerden takımları değerlendirmemiz açısından önemli dersler çıkaracağız ama günün ilk mesajını şimdiden vermekte fayda var: Formula 1 artık bir spor değil, gerçek anlamı ile bir 'endüstri'. Pistte yaşanan rekabet yada gördüğümüz puan tabloları bize tipik bir seyirci sporunun göstergeleri gibi geliyor olabilir ama Formula 1 her boyutu ile çok büyük yatırımların yapıldığı, büyük risklerin alındığı, hesabını bilemeyenlere karşı isimleri ne kadar büyük olursa olsun çok acımasız olabilen bir sanayi dalı. Otomotiv sektörünün bu en uç noktasında yaşanan rekabet, harcanan çaba ve para, sektörün genelinde olup bitenin bir aynası, hatta bir anlamda simülasyonu.

Kim var, kim yok:
Formula 1 dünyasının en büyük 'küçük' takımlarından Jordan'ın renkli sahibi ve patronu Eddie Jordan, ekibinin bütçesini 'geniş' olarak tanımlıyor! Bundan ne kastettini tam olarak anlamak zor ama en yeni Formula 1 patronlarından Minardi Asiatech'in sahibi Paul Stoddart ise Formula 1 dünyasında kesin çizgileri çizilmiş bütçeler olamayacağını iddia ediyor. Yani Eurobusiness dergisinin takımlardan direk olarak aldığı figürlerden oluşan aşağıdaki rakamların sezon sonunda tam olarak gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kesin olarak belli değil, bu ortamda belli olmasını beklemek de gerçekçi değil, zira ekipler sezonun gidişine göre bütçe kullanımlarını aşağı yada yukarı oynatabiliyorlar. Ancak yine de büyük ölçüde gerçeğe yakın olduğunu varsayacağımız bu tablo bize sadece takımların harcadığı para olarak dahi baktığımızda 2 milyar doların üzerinde cirosu olan bir endüstri'ye bakmakta olduğumuzu söylüyor.

Formula 1 Sporunun yönetilme esaslarını tanımlayan Concorde Anlaşması maksimum 12 takıma müsade ediyor. Bu sene başında iflas eden Prost takımının yerini şimdilik kimsenin almadığını düşünürsek 2002 sezonunda 11 adet takım yarışıyor ve bu takımların 2002 sezonu için yaklaşık bütçelerinin aşağıdaki gibi olması bekleniyor:

Takim

Direk nakit

(000 000 USD)

Ticari destek

(000 000 USD)

Diger gelir

(000 000 USD )

Toplam Bütçe

(000 000 USD)

1

Ferrari

224.85

34.55

43

302.40

2

Mc Laren Mercedes

144.30

124.50

19

287.80

3

Renault

139.50

101.30

15

255.80

4

Toyota

163.20

53.20

22

238.40

5

BAR Honda

98.25

123.15

14

235.40

6

BMW Williams

110.50

101.50

18

230.00

7

Jaguar Racing

101.25

95.53

15

211.77

8

Jordan Honda

64.00

112.00

14

190.00

9

Sauber Petronas

55.15

32.20

17

104.35

10

Minardi Asiatech

24.55

42.90

16

83.45

11

Orange Arrows

31.15

4.40

14

49.55

TOTAL

$1,155.70

$824.83

$207

$2,187.53

Tablo 1, Kaynak: Eurobusiness, rakamlar milyon dolar olarak verilmiştir

Eurobusiness'in yaptığı çalışma artık her yıl tekrarlanacağı için bize çok yakında sürekliliği olan bir veri tabanı sağlayacak. İlk çalışma olan 2001 verileri ile bu yılı karşılaştıracak olursak, Ferrari'nin 2001 yılı bütçesinin 284.35 milyon USD olduğunu yani 2002 bütçesinin geçen yıla oranla %6.3 daha büyümüş olduğunu, MacLaren'inkinin 274.55 milyon, yani geçen yıla göre %4.8 daha büyümüş olduğunu, bu sene ancak 5. en büyük takım ancak geçen sene itibarı ile üçüncü en büyük bütçeye sahip olan BAR Honda'nın ise 2001 bütçesinin 194.45 milyon olduğunu, yani 2002 bütçesinin geçen yıla göre tam %20 daha büyümüş olduğunu ama yine de toplam sıralamasında geriye düştüğünü görüyoruz. Özellikle iki dev fabrika takımının da ( Toyota ve Renault ) resmi katılımları ile iyice genişleyen Formula 1 sektörünün ekip takımları toplam cirosu ise 2001 yılında iki milyar doların altında iken ( toplam 1.728.275.000 USD ), 2002 yılında toplam 2.187 milyar USD rakama ulaşmış durumda.Yani Formula 1 sektörü (sporu?) hızla büyüyor. Bu noktada şu saptamayı yapmakta fayda var: takımların büyüklükleri, karlı olmalarının direk bir göstergesi değil. Bazı büyük bütçeli takımlar, örneğin BAR Honda, Jaguar Racing gibi, ekonomik olarak zararda oldukları ve büyük sponsorları tarafından stratejik amaçlarla ayakta tutuldukları biliniyor. Ancak buna rağmen küçük takımların kimilerinin, özellikle Sauber, Minardi ve hatta en küçük bütçeli Arrows dahi ekonomik olarak karlı işletmeler ve düşük maliyet profilleri sayesinde ekonomik olarak daha sağlıklı bir yapıdalar. Örneğin motoru ve şasisini tamamen kendi tasarlayan Tom Walkinshaw'un Arrows ekibi, kiçik takımlar içinde maliyet olarak en verimli takımlardan biri olarak biliniyor.

Tablo 1'de yeralan rakamları biraz daha açalım: ilk kolon ekibin kendi ortaya koyduğu ve sponsorlarından aldığı paranın toplamı – yani örneğin Ferrari ekibi için Marlboro, Fiat, Vodafone ( Avrupa'nın en büyük telekom şirketlerinden biri ), Shell, Bridgestone, Magnetti Marelli ve birkaç diğer sponsorun ortaya koyduğu paranın toplamı 224.85 milyon USD ediyor. Ticari destek kolonu ise ekiplerin herhangi bir şekilde maliyetlerini paylaşmaları yada takıma verdikleri ekipman / hizmet yolu ile sağladıkları katkı anlamına geliyor. Yani Bridgestone'un Ferrari'ye verdiği lastiklerin maliyeti yada Shell firmasının Ferrari ekibi için ücretsiz olarak sağladığı yağ ve yakıt ürünlerinin maliyeti, veya bir başka takımdan örnek verecek olursak Computer Associates isimli yazılım firmasının McLaren'a sağladığı bilgisayar ve yazılım desteğinin bedeli bu kolonda belirtiliyor. Buradaki rakamların da hiç de küçümsenmeyecek rakamlar olduğunu dikkate alacak olursak Formula 1'in kendi içinde de son derece büyük bir ekonomik aktivite yaratmış olduğunu rahatlıkla görebiliriz.
Üçüncü kolonda, yani diğer gelirler bölümünde ise takımların çeşitli şekillerde elde ettikleri yan gelirler, örneğin takım adına satılan promosyon malzemeleri, patentli marka ile satılan kıyafetler, oyuncaklar vs, ve ekiplerin yarışlarda elde ettikleri derecelerine göre FIA'dan kazandıkları 'ödül' paraları ve TV ve diğer yayınlardan elde edilen paranın takımlara düşen payı bulunuyor. Yine meşhur Concorde anlaşmasına göre Bernie Ecclestone'un kurduğu SLEC şirketinin sahibi olduğu yayın haklarını basın organlarına satılması sonucu elde edilen gelirlerin bir kısmı takımlara bölüştürülüyor. Ayrıca yarışan ekipler başarıları paralelinde, bu ölçeklerde küçük sayılabilecek de de olsa, belirli para ödülleri kazanıyor ve bir anlamda ekiplerin Lisans ve katılım ücretlerinin bir kısmı bu yolla onlara geri dönmüş oluyor.

Peki Ya Sponsorlar?
Formula 1'de yer alanlar sadece takımlar değil, bu çorbada en az takımlar kadar tuzu olan bir taraf da sponsorlar. Sponsorların bir kısmı takımların kendisi (örneğin Renault firması kendi takımının en büyük sponsoru) olabildiği gibi kimi sponsorlar birden fazla ekibe de katkıda bulunabiliyorlar, örneğin Honda'nın hem BAR hem de Jordan'a motor sağlayıcısı olması yada Mobil logosunun hem Toyota hem de McLaren araçlarında görünmesi bu durumun iyi bir örneği. Formula 1'deki irili ufaklı sponsorların sayısı inanılmaz boyutta: tam 155 değişik sponsor var bu yıl Formula 1'de. En büyük parayı harcayan sponsor hem BAR hem de Jordan takımının motorlarını veren Honda firması. Formula 1'deki en eski sponsorlardan biri olan hatta bir dönem McLaren ile beraber adı özdeşleşen bir fabrika takımı haline gelen ama 1990'lı yılların ortalarından 2000 yılına kadar Formula 1 varlığını, bir alt firması durumunda olan Mugen-Honda Mühendislik adı altında ve daha düşük profilli olarak sürdüren Honda sonunda çok dışarıda kalmayı göze alamadı ve yine bu yıl kendi adını taşıyan motorları ile spora döndü. İkinci büyük sponsor olan Renault ise Formula 1'de her zaman iddialı idi. Renault firmasının başkanı Louis Schweitzer'in bu spora baştan beri inanan biri olduğu bilinen bir gerçek ve Schweitzer yakın zamanda verdiği bir röportajda 1997 yılında ekibin Formula 1 faaliyetlerine ara vermesinin bir hata olduğunu belirtti. Bu yılın sponsorlar dalında ikinci büyüğü olan Renault'nun F1 varlığının giderek artacağını varsayabiliriz. Bu yılın bir sürprizi de bugüne kadar herhangi bir F1 girişimi bulunmayan Toyota'nın bu kadar büyük bir bütçe ile giriş yapması oldu. Aslında herkes Toyota'nın spora girişinin büyük olacağını bekliyordu ama takımın ana finans kaynağının %60'ından fazlasının üretici firmanın kendisinden gelmesi bu büyüklükte bütçeler için alışılmış bir durum değil. Renault gibi Toyota da şimdilik finans kaynağı bulmaktan çok rekabet gücünü artırmakla ilgileniyor. Mercedes Markası ile Daimler Chrysler 1950 yılından bu yana Formula 1'e birden fazla defa girip çıkmış ve 5 defa şampiyonluk tatmış bir ekip. Mercedes'in kısa vadede, hele BMW bu kadar ciddi şekilde sporda iken F1'den vazgeçme ihtimali düşük görünüyor. Geleceği çok belirgin olmayan bir ekip varsa o da Jaguar ve Ford Motor Company. Ford 1990'lı yılların ortalarında Benetton ile şampiyonluğu tattıktan sonra Stewart ekibi ile tekrar başladığı F1 macerasına, eski başkan Jac Nasser'in zamanında kaynaklarını Jaguar markası için kullanma kararı alarak devam etti. O günden bu yana da bütçeler yüksek olmasına rağmen takımın başı dertten kurtulmadı. Ford ve yeni başkan Nick Scheele tam bir çıkmazda: şimdi bırakmak yenilgiyi kabullenmek olacak ama bir yandan da her yıl harcanan 200 milyon doların üzerinde paranın karşılığı alınıyor mu? Sadece karşılaştırma yapmanız amacı ile küçük bir bilgi: Ford Avrupa geçen yıl uzun süreden beri ilk defa bilançosunda tam bir 'başabaş'lık yakaladı yani seneyi finansal olarak zararsız geçti – bu yıl ise açıklanan hedef 350 milyon dolar (kaynak AutomotiveNewsEurope).

İşte Formula 1'in 155 adet sponsorunun içinde en büyük 25 adedi, bütçeleri ve takımları:

Sponsor

Takim

Miktar

(000 000 USD)

1

Honda

Bar + Jordan

210

2

Renault

Renault

170

3

Toyota

Toyota

140

4

Daimler Chrysler

McLaren Mercedes

125

5

Ford Motor Company

Jaguar

125

6

BMW

BMW Williams

115

7

British American Tobacco

BAR Honda

88

8

Marlboro

Ferrari

87

9

Fiat / Agnelli Group

Ferrari

85

10

Exxon Mobil

Toyota + McLaren M

58

11

West

McLaren Mercedes

50

12

Vodafone

Ferrari

41

13

Petronas Malaysia

Sauber

38

14

Compaq Computer

BMW Williams

36

15

DHL/Deutche Post

Jordan Honda

36

16

Asiatech

Minardi

35

17

Panasonic

Toyota

31

18

Mild Seven

Renault

30

19

Shell

Ferrari

29

20

Elf

Renault

27

21

HSBC Bank

Jaguar

25.5

22

Bridgestone

Sauber+BAR+Jordan+Ferrari+Arrows

25.5

23

Red Bull

Sauber+Arrows

24.05

24

Michelin

Jaguar+Minardi+BMW+Toyota+McLaren+Renault

23

25

Computer Associates

McLaren Mercedes

20.8

Tablo2, Kaynak Eurobusiness, rakamlar milyon dolar

Buzdağının görünmeyen kısmı
Takımların bütçelerinin 2 küsur milyar dolar civarında olması kulağınıza büyük geldi ise sıkı durun - çünkü bu aslında buzdağının sadece üst kısmı: Time dergisinin 2001 yılında yaptığı çalışmaya göre ( dergi bu yıl bu çalışmayı henüz tekrarlamadı ), Formula 1 dünyasının basın gelirleri dahil yıllık toplam cirosu 7.5 milyar USD'yi geçiyor. Yine bu çalışmaya göre Formula 1 endüstrisi yaklaşık 40,000 kişiye iş sağlıyor ve her Formula 1 yarışını ortalama 500 milyon kişi izliyor. Dijital TV'nin her geçen gün artan kapsam alanı ile bu rakamın 2002 yılında 600 milyon kişiye ulaşmış olması bekleniyor!

Milyon / milyar dolarların havalarda uçuştuğu bu ortamı daha da fazla karıştırmamak için daha derine girmemekte fayda var – ve aslında bu hesapların daha derini de var, ama bu noktada önemli bir saptama yapmak gerekiyor: bu dev endüstride takımların kazandıkları ve harcadıkları, gerçek anlamda buzdağının üst kısmı; cironun asıl büyük bölümü Formula 1'in yayın haklarının yarattığı gelirler oluşturuyor. İşte şimdilerde kıyamet de buradan kopuyor; Takım patronları, sahipleri ve özellikle de fabrika takımlarında bu konuyu yönetmekle sorumlu profesyonel yöneticileri harcadıklarının çok daha üzerinde olduğunu artık herkesin bildiği 'yayın hakları' pastasından daha büyük bir pay alabilmek istiyor yada profesyonel yöneticiler açısından bakıldığında, bunun yollarını bulmaya zorlanıyorlar. Otomotiv sektörü en büyük pazarı olan kuzey Amerika'da krizde, ikinci büyük Pazar olan Avrupa'da ise nerede ise doygunluk noktasında ve birçok üretici artık her kuruşun hesabını yapma noktasına gelmiş durumda - harcanan her kuruşun karşılığının fazlası ile alınması gerekiyor.

Ancak bir yandan da sporun bir şekilde içinde olan hiçkimse bu inanılmaz fırsatı kaçırmak istemiyor. Formula 1'den vazgeçmek niyetinde olan üretici firma yok gibi birşey; sporun popülerliğinin tarihi boyuta geldiği bugünkü ortamda hiçbir profesyonel yönetici bu dev ve eşi olmayan iletişim platformunun dışında kalmayı istemiyor. Hatta kimi üreticiler Formula 1'den başka hiçbir reklam / iletişim aracı kullanmıyorlar: en son ne zaman Ferrari reklamı gördüğünü hatırlayabilen var mı..? Üreticilerin şimdilerde tek sorunu var, sporun birçok yönünü olduğu gibi yayın haklarından doğan gelirinin de nasıl paylaşılacağının detaylarını tanımlayan ve bugüne kadar detayları sır gibi korunan anayasası olan Concorde Anlaşması. Bu adından çok bahsedilen ama tam detayını takım patronları dışında kimsenin bilemediği bu esrarengiz anlaşmadan bir başka yazımızda daha derin olarak bahsedeceğiz ama şu kadarını söyleyelim ki takımların patronları, her yarışını yaklaşık 600 milyon kişinin izlediği bu sporun devasa boyutlardaki yayın gelirlerinin çok az bir kısmının kendilerine dağıtıldığını iddia ediyor ve bunun artırılması için gayret gösteriyorlar. Bu konu ile ilgili olarak Formula 1 ile tek karşılaştırılabilecek spor dalı futbol. Futbolun yayın haklarının tek bir sahibi olmadığı için sporun gelirleri, takımlar ve yayın kuruluşları arasında sürekli yenilenen ve güncellenen anlaşmalarla yönetiliyor. Futbolun düzeni sayesinde pazarlık güçleri Formula 1'e göre çok daha fazla olan takımlar bu sayede medya gelirlerinin çok büyük bir kısmına sahip olabiliyorlar. Formula 1'de ise durum tam tersi, bütün takımların altında imzası bulunan Concorde Anlaşması gereği pastanın en büyük kısmını nerede ise tek bir kişi alıyor: Bernie Ecclestone.

Ecclestone gerçeği
Bernie Ecclestone yine başka bir yazımızın ayrı bir konusu olacak zira yaptığı herşey ve kişisel olarak yıllardır bu spora verdiği/aldığı her şeyi ile tam bir roman konusu bu enteresan adam. Ama bu seksen yaşını aşmış olmasına rağmen hala hiçbir yarışı kaçırmayan, pilotu ile anlaşamayan bir takımın, takımı ile anlaşamayan bir pilotun ve hatta kimse ile anlaşamayan FIA'nın dahi başı sıkıştığında ve birileri ile uzlaşıp altına imza atılacak bir sözleşme olduğunda ilk başvurulan kişi Bernard Ecclestone. Tahmin edersiniz ki dünyanın en zengin kişileri arasında yer alan bu inanılmaz bir öngörüye sahip adam kendini bir 'uzlaştırıcı / anlaşma sağlayıcı' olarak tanımlıyor. Gerçekten de 1980'li yılların başında tam anlamı ile karmaşa içindeki spora gerçek anlamda bir düzene sokan, takımların ve pilotların devamlılığını sağlayan ve herşeyden önemlisi yüz milyonlarca insanın bu sporu bu kadar yakından takip ediyor olmasına imkan tanıyan akıl almaz bir medya ve iletişim ağı kuran Ecclestone, son 20 yıl içerisinde belki de yüzlerce değişik anlaşmaya imza atmış ve Formula 1ideki hemen herkese de attırmış. Bunlar arasında en önemlisi olan 'Concorde' sayesinde de bugün dünyanın sayılı zenginleri arasında yer alan ve bu anlaşma sayesinde Formula 1'in medya haklarının tamamını sadece kendine ait olacak şekilde satın almış olan Ecclestone, bugüne kadar kimsenin yapamadığı bir şeyi daha yapıp Avrupa Topluluğu Rekabet Komisyonu başkanı Mario Monti'nin yakın markajından da, en azından şimdilik kurtulmayı bildi. Medya haklarının 'exclusive' yani tamamen kendine ait olduğunu tanımlayan anlaşma o kadar kuralına uygun yapılmış ki kelimenin tam anlamı ile bir monopol oluşturmasına ve tüketici haklarını ( bu durumda tüketici bu görüntüleri yayınlamak isteyen basın oluyor ) açıkça kısıtlamasına rağmen Rekabet Komisyonu bir türlü Ecclestone'un şirketi SLEC'yi kenara sıkıştıramıyor. Son yıllarda Bernie Ecclestone yapmayı isteyip de yapamadığı tek bir iş kaldı: Formula 1'i halka açık bir şirket haline dönüştürmek. 1999 yılında, SLEC'nin altında sadece bu iş için kurulmuş olan diğer bir şirket olan FOH ( Formula One Holdings )'yi özelleştirmeye çalışan ve bu iş için ünlü borsa danışmanlık şirketi Salomon Brothers ile anlaşan Eccestone, özellikle Avrupa Topluluğunun soruşturması tamamen sonuçlanana kadar bu girişimini durdurdu. Ancak bu soruşturmanın sonucu ne olursa olsun Ecclestone hala F1'in en güçlüsü olduğu kesin. İleri görüşlülüğü ve geniş vizyonu sayesinde öncelikle kendine, sonra da spora kazandırdıkları muhtemelen Formula 1 tarihine geçecek cinsten.

Bundan çok değil 15 yıl önce sadece geleceği parlak bir spor dalı olarak görülen Formula 1 her yönü ile bugünün en hareketli sanayi dalı haline gelmiş durumda. Takımlar yayın gelirleri pastasından daha fazla pay istiyor. Hatta bunu elde etmek için üretici firmaların başkanları ve takım patronları 2001 yılının ortasında biraraya gelerek gerekirse 2007 yılında F1'e alternatif olabilecek yeni bir şampiyona oluşturulması için çalışmalara başlayacağını duyurdular. Ancak aradan geçen kısa zaman gösterdi ki bu hareket aslında Ecclestone'a, yayın gelirlerini takımlara daha fazla düşecek şekilde bölüştürmesi için yapılmış bir tehditten başka birşey değildi. Öyle ya takımlar olmazsa F1 ne olurdu? Bunun yanında Ecclestone da bu manevranın basit bir uyarıdan başka birşey olmadığının farkında, Formula 1 için kurulmuş olan altyapı, Formula 1 ismi ile elde edilmiş olan marka imajı ve hızla büyüyen seyirci kitlesi gibi faktörlerin biraraya gelmesi yada getirilmesi kolay tekrarlanabilecek birşey değil. Takımlar ve üretici firmalar da bunun bilincindeler ve aslında tek istedikleri gelirin dağıtımı konusunda Futbol benzeri bir düzene geçilmesi; tüm sistemi yeni baştan kurup işletmeye kimsenin ne zamanı, ne finansal kaynağı ne de tecrübesi var. Yani aslında işin özeti şu: takımlar pastadan daha büyük pay istiyor, Ecclestone ise şimdilik vermiyor ama çok yakında orta bir noktada buluşulacağının da farkında; zira üreticiler olmadan sporun devam etmesi mümkün değil, Ecclestone'un yarattığı modern Formula 1 dünyasının bir alternatifi de şimdilik yok. Bir anlamda her iki taraf da ticari menfaatleri açısından birbirine ihtiyaç duyuyor.

Spor mu, değil mi?
Formula 1 buzdağının yüzeyinde Michael Schumacher'in kazandığı yarışlar, Juan Pablo Montoya'nın sürati, McLaren'in sorunları, Ferrari'nin yeni aracı ve başarıları vs vs var. Yüzeyin biraz altına girdiğinizde ise dünyanın en hızlı büyüyen sanayilerinden biri çıkıyor karşınıza. Bu sene başında iflas eden efsanevi pilot Alain Prost'un ekibi, bu işin ekonomik tarafının ne kadar zorlu olabileceğinin göstergesi. Bugünlerde çokça tartışılan maliyet azaltma tedbirleri de bu yüzden gündemde; kazanan olsun olmasın, aslında kimse bu sektöre girmeyi başarmış bir takımın batmasını istemiyor. Koskoca McLaren'in neden mi umurunda olsun Prost'un batması? Nedeni basit: küçükler olmazsa büyüklerin boyutlarını kim farkedebilecek? Yada diğer bir deyişle eğer küçük takımlar olmazsa, büyük takımlar kimleri geçecekler?

Formula 1'in iletişiminin en iyi yapıldığı tarafı olan sportif yönünün parlaklığı sporun meraklıları tarafından yakından izlenirken, ekonomik yönü de finansçılar tarafından yakın takipte. Bu açıdan baktığımızda F1 dünya üzerinde bugüne kadar sadece Futbol'un yakalayabilmiş olduğu bir sportif / ekonomik derinliği yakalamış görünüyor. Hatta biraz ileriye bakacak olursak dünyanın en büyük sektörlerinden biri olan Otomotiv Sanayisinin himayesi ve etkisi ile çok yakında çok daha büyük ve geniş kapsamlı bir boyuta ulaşacağını tahmin edebiliriz. Bu ekonomik olarak iyi ama sportif olarak kötü haber: sporun en temelinde yatan rekabet ruhu, içinde yer alan tarafların rekabet gücünün finansal kaynaklara tamamen bağlı olmamasını gerektiriyor. Aksi takdirde spor, sportif yönünü yavaş yavaş yitirip dev bütçelerin savaşı haline gelme tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliyor.Yukarıdaki rakamlardan gördükki büyük bütçeler F1'de kazanmayı şimdilik garantilemiyor ama, küçük bütçeler ile kazanmak da artık tamamen imkansız hale gelmiş durumda.

Sermayenin yönettiği günümüz dünyasının en modern gösteri sporu Formula 1'e hoş geldiniz...!

Sevgi ve saygılarımla,

Verbal Kint
verbal@verbalkint.com