Ralf Neden Denemedi..?

8 Nisan 2002

Brezilya Grand Prix'inin ikinci yarısında yarışın lideri Michael Schumacher ile arasında olan 3 saniyeyi tam 10 turda kapatıp arkasına yapışan Ralf Schumacher ağabeyini neden geçemedi? Yada bu yazının ana argümanını destekleyecek şekilde soracak olursak: neden geçmedi - hatta geçmeyi denemedi bile?


Formula 1'de çok ciddi bir 'Schumi' sendromu yaşanıyor; Çok zeki ve kararlı, ama yöntemsel olarak da bir o kadar tartışmalı bir karakter olan Schumacher, rakiplerinin şu yada bu şekilde aşamadığı bir tür 'psikoljik engel' oluşturuyor önlerinde. Performansının zirvesine çok yakın bir noktada olan Williams faktörüne rağmen sezon başından bu yana koşulan üç yarıştan ikisini kazanan bu enteresan adam, iyi bir işadamı kadar planlı, iyi bir yarışçı kadar inatçı ve iyi bir stratejik iletişimci kadar da kurnaz. Hiçbir zaman kimseyi direk hedef almayan ama rakiplerinin asabını bozan, izleyicilerin ise, eğer çok yakından bakmıyorlarsa, 'adam yalan söylemiyor valla...' diyeceği konuşma ve davranışları ile aşırı iddialı olmayan ama hiç alttan da almayan, yarı mütevazi yarı kibirli bir çizgi çiziyor. İşte sevgili motorspor severler, ben de bu yüzden Schumi'yi çok fazla sevemiyorum! Aklın, mantığın ve iyi planlamanın kurnazlıkla da birleşince gerçek hayatta her zaman kazanacağı argümanının adeta yaşayan bir kanıtı Michael Schumacher – Eğer özellikle koyu bir Ferrari taraftarı değilseniz Micheal'ın varlığı bir noktada sporun heyecanını azaltıyor. Schumacher'in yarış sonunda sevincini göstermek için havaya zıplayıp sevinmesi dahi yapay ve planlı gibi sanki...

Ancak köşe yazarı olmanın verdiği lükslerden biri sayesinde beslediğim şahsi duyguları bir kenara bırakacak olursak kabul etmek lazım ki Schumacher kazanmayı biliyor. Dört yıldan fazla bir süredir beraber çalıştığı teknik ekibi ile adeta kardeş gibi, takımın teknik şefi ve aracın ana tasarımcısı Ross Brawn ile ise nerede ise yediği içtiği ayrı gitmiyor Schumacher'in. Brawn, Michael pit alanına yaklaşırken gözlerinden okuyor Michael'ın ne diyeceğini yada ne isteyeceğini. Hem zihinsel hem de fiziksel yeteneklerini kullanmayı çok iyi bilen bir Schumacher, onun nerede ise aklını okuyabilen bir tasarımcı ve teknik adam ve en az rakipleri kadar hızlı bir araç bir araya gelince ortaya çıkan pakedin ister istemez rekabet gücü çok yüksek oluyor.

Şimdi ana sorumuza geri dönelim: her türlü olumlu şart varolmasına ve sürati de yeterli olmasına rağmen Ralf neden ağabeyini geçemedi? Büyüklere olan saygısından (!) yada ağabeyini özellikle geçmek istememesinden mi? Mantıklı değil: bu seviyedeki pilotların böyle takıntıları olamaz hatta öndekinin Michael olması hedefin daha da çekici olması anlamına gelir. Ralf'ın kendi açıkladığı gibi geçmeye fırsatının olmamış olması mı? Çok zor: 10 tur boyunca turda 0,3 sanıye daha hızlı olup da arkasına geldiğinde fırsat bulamamak gerçekçi bir açıklama değil. Acaba Michael yarışın ikinci yarısında özellikle mi yavaşladı ve Ralf yaklaşınca eski hızına çıktı? Bu da küçük ihtimal: Ralf, Michael'i yakaladıktan sonra Michael'ın tur zamanları iyileşmedi, aynı seviyede devam etti; tur zamanları yavaşlayan Ralf oldu...

Ralf'ın Michael Schumacher'i geçememesinin tek bir mantıklı açıklaması var: cesaret edememesi. Dışarıdan bakıldığında bize bu kadar kapsamlı görünen Michael Schumacher & Ferrari pakedi rakip aracın içindeki pilotun gözlüğünden bakıldığında da çok farklı görünüyor olamaz. Pit stopunun ardından ful motivasyonlu ve çok hızlı bir 10 tur atan Ralf Schumacher ilk turda meydana gelen Schumi & Montoya temasında olanları yakından görmüştü. Aslında kelimenin tam tabiri ile gözlerinin önünde meydana gelen bu teması da gördükten sonra takım arkadaşı Montoya'nın bir anlık hatasını dahi affetmeyen bu acımasız adamı geçmeye nasıl cesaret edebilirdi ki? Yarış kazanmak iyi hoş da, kazanmak için Michael'ı geçmek zorunda kalmak? Bu riski almaya değer mi? Kuşkusuz ki bu sorunun yanıtı, en azından Ralf için 'hayır' oldu – keşke olmasaydı..

Montoya olayı
Yazımızın başında bahsettiğimiz Michael Schumacher sendromu ve yarattığı psikolojik baskı değişik karakterler üzerinde değişik etkiler yaratıyor. Bu etki Ralf'ı kişisel olarak sindirmişe benziyor ama Kolombiyalı, yani latin kanı taşıyan Juan Pablo Montoya üzerinde çok daha farklı bir etki yaratıyor: Michael ve yaptıkları Montoya'yı sinirlendiriyor, hırslandırıyor.

Ancak aslında sonuç Michael açısından değişmiyor; Montoya henüz hırsını özellikle baskı altında iken üretken bir enerjiye dönüştürmesini öğrenemediği için hata yapıyor. Hem de hem pistte hem de pist dışında. Brezilya'da pole pozisyonda kalkmasına rağmen starttan sonraki ilk viraja kadar aradaki 8 metrelik mesafenin ( 1. ile ikinci kalkan arasındaki sabit mesafe ) en az yarısını kaybeden Montoya Michael'ın önüne doğru yaptığı 'çizgiye dalma' hareketini tam yapmayıp yarım bırakarak büyük hata yaptı. Williams'ın yöneticilerinden ve Michael ile beraber yarışmışlığı da olan Gerhard Berger'in yarıştan sonra da söylediği gibi Schumacher analitik ve fırsatçı tarzı ile bu tür hataları hiçbir zaman effetmiyor. Adeta 'iğne deliğine' girebilecek bir pilot olan Michael'ın Brezilya'da aradığı tam da bu tür bir hata idi: ilk virajı cömertçe feda eden Michael kendini sakince iç çizgiye atıp bir sonraki viraj için çok dışarıda kalan Montoya'nın önde kalabilmek uğruna umutsuzca frenajını geciktirmesini ve doğal olarak da önden kayıp iyice dışarı açılmasını beklemeye koyuldu. Çok da beklemesi gerekmedi, bu arbededen mağlup ayrılmamayı nerede ise gurur meselesi yapan Montoya Schumi'nin tuzağına kolayca düştü. Bu arada nerede ise kimseye farkettirmeden iyice yolun ortasına gelerek rakibinin manevra alanını tamamen kapatan Michael, Montoya'nın 3. viraja girerken kendini imkansız bir şekilde içe atıp Ferrari'nin arka diffüzörlerine çarparak ön kanadını kıracak kadar çaresiz kalışını aynasından keyifle izledi. Yarış sonrasında Michael 'arkada ne olduğunu anlamadım, sadece Montoya'nın geri düştüğünü görebildim' dedi... Bilmem şimdi 'iyi bir işadamı kadar planlı, iyi bir yarışçı kadar inatçı ve iyi bir stratejik iletişimci kadar da kurnaz' tabirinden ne kastettiğimi daha iyi anlatabildim mi?

Diğerleri
Yıldızı gitgide parlayan bir Renault, tarihi boyunca Formula 1 yapmamış bir ekip için iyi sayılabilecek bir ilk sezon yaşayan Toyota, sorunlarını çözmek yolunda hala ( en büyük sorunu olan pilot konusunun hala sorun olduğunu anlaymadığı için ) doğru adımlar atamayan bir Jaguar, geçen zamanla beraber rekabet gücünün uğradığı erozyonu engelleyemeyen bir McLaren, yakın zamanın 'en popüler' küçük takımı olan ama en büyük sponsorunun bütçesini yarıya indirmesi yüzünden yaşadığı finansal sıkıntılarını yavaş yavaş sahaya da yansıtmaya başlayan Jordan ve yaşadığı yönetim değişiklikleri yüzünden tahmin ettiğimiz gibi kaynayan cadı kazanına dönen Bar ekibi Brezilya'da gözümüze çarpan diğer noktalardı. Ferrari'nin belki de son yıllarda yaptığı tek hata olan ikinci pilotlarına yeterli destek ve önemi vermemenin sonucunda bir defa daha gözyaşları arasında yolda kalan Rubens Barrichello'yu ve Brazilya'lı seyircilerin bu yetenekli pilota verdikleri desteği de unutmamak lazım. Rubens başına gelenleri hiç haketmiyor.

Şimdi ne olur?
Sezon başından bu yana Ferrari ve Williams ekiplerini ilk turda çarpışmadığı bir yarış yaşamadık. Bu durum böyle devam edeceğe de benziyor – sezonun ilk yarısı Ferrari ile Williams'ın düellosu olmaya devam edecek.

Ancak ilk üç yarışta gördüklerimize bakarak Ferrari ve Schumacher'in bu sezon pilotlar şampiyonasına ağırlık vereceklerini varsayabiliriz. Williams hem dayanıklı hem de çok hızlı görünüyor – yeni 2002 spekli Ferrari'nin Williams'dan hızlı değil, hemen hemen aynı seviyede olduğunu gördük Brezilya'da. Williams her iki pilotunu da sürekli puan alacak noktalarda finişe getirmeye ve markalarda biraz daha kuvvetli olmaya yakın görünüyor. Pilotlarda ise durum çok enteresan olacak; Schumacher üç yarışta topladığı 24 puanın üzerine muhtemelen kendini bir miktar rölantiye alır, mutlak birincilik hedeflemeyerek ve gereksiz riskler almayarak rakiplerinin ne yapabildiklerini izler bir süre. Brezilya'nın hemen ardından yaptığı ateşli açıklamalarla Schumacher'i 'ben de çarparım!!' şeklinde çok amatörce uyarmaya kalkan Montoya'nın ise tam tersi her türlü riski almaya meyilli olacağını varsayabiliriz. Burada anahtar kişi Williams ekibinin tecrübeli lideri Frank Williams olacaktır: Jacques Villeneuve'ün 1997'deki şampiyonluğunun arkasındaki beyin olan Frank Williams, muhtemelen Montoya'nın kulağını kuvvetlice çekecek ve daha kaç fırın ekmek yemesi gerektiğini kendisine güzelce anlatacaktır. Ancak Montoya gibi oldukça güçlü karakterlerin tek zayıf noktaları çok büyük 'ego'ları. Efsanevi Ayrton Senna'yı ölümüne sürükleyecek kadar etrafını umursamamaya iten de devasa egosu ve kendine olan inanılmaz güveni değil miydi? Önümüzdeki birkaç yarış, Montoya için kariyerinin dönüm noktası olacak kadar büyük önem taşıyor. Bakalım bu genç adam Schumacher'i kendi oyununda yenmenin yolunun, oyunu onun istediği gibi oynamamaktan geçtiğini farkedebilecek mi?

Sevgi ve saygılarımla,

Verbal Kint
verbal@verbalkint.com