Artık F1 sporunun doğal öğelerinden biri sayılan takım emirleri bugüne kadar konseptine sık sık rastlamış olsak da, Avusturya'da Barrichello'nun finiş düzlüğünde yavaşlayarak birinciliği Schmucher'e hediye edivermesi Formula 1 tarihinde ilk defa en geniş anlamı ile bu kadar büyük bir etki yarattı. Bunun en önemli ve tek bir nedeni var: zamanlaması.. Ekonomi dünyasının en azından doğa kadar karmaşık yapısını inceleyen ekonomistler bir değişkenin, bir diğer değişken yada bir sonuç üzerindeki etkisini tesbit edebilmek için sık sık bir varsayım kullanırlar: Ceteris Paribus – yani diğer tüm değişkenler sabit kalmak şartı ile. Şimdi gelin Avusturya Grand Prix'si için bir Ceteris Paribus varsayımı kullanalım ve soralım: diğer tüm şartlar aynı kalmak koşulu ile, bu olay sezonun başı değil de son yarışlarından birinde olsaydı acaba tepkimiz ne kadar değişik olurdu? Sorunun yanıtı çok basit: tüm Formula 1 camiası gibi biz de durumu anlayışla karşılardık... İronik değil mi..?
Mayıs ayının ikinci pazarı ve 2002 sezonunun rengi hemen hemen belli olmuş gibi: Ferrari birinci pilotu Michael Schumacher ile 6 yarıştan beşini kazanmış – iki yarışta da ikinci pilotu Barrichello'yu finişe getirmiş ve dolayısı ile sadece pilotları değil markalarda da liderliğe oturmuş. Üstüne üstlük yarış kaznamakta da hiç zorlanmıyor, özellikle yeni revizyonları ile 2002 modeli devreye girdikten sonra araç ve pilotlar çok formda. Avusturya Grand Prix'i de Ferrari'nin istediği gibi başlamış ve devam ediyor hatta sona ermek üzere – ama o ne? Yarışın sondan ikinci turunda Ferrari takım direktörü Jean Todt koşarak garajdan çıkıp, pit duvarının alt kısmına zor yetişen kısacık boyu ile teknik direktör Ross Brawn'ın eline küçük bir not tutuşturuyor! Dikkatli yarış spikerleri durumdan kuşkulanıyor ama nedense kimse bu durumda 'gereksiz' bir takım emri geleceğini düşünmüyor. Ancak hemen bir tur sonra finiş düzlüğünde Barrichello yavaşlayınca o notun içeriğinin ne olduğu anlaşılıyor – Jean Todt, muhtemelen kendi, küçük bir olasılıkla da şimdiki Bay Ferrari 'Montezomolo'nun insiyatifi ile yarışı kazanacak olanın şampiyona lideri Michael Schumacher olacağına karar veriyor ve bu kararı pilotlara iletilmesi ve tabi de uygulanması için Ross Brawn'a iletiyor. Ve kıyamet de bundan sonra kopuyor...
Ödül podyumunda yaşanan şey ise tam bir karmaşa: yarışı kazanan Schmuacher birincilik kürsüsüne çıkmayıp yerine ite kaka Barrichello'yu çıkarıyor – bir gün önce Ferrari takımı ile 2004 yılı sonuna kadar toplam 10 milyon USD değerinde yeni bir kontrat imazalayan Barrichello ise ne yapacağını bilemez bir halde bir sağa bir sola bakınıyor! Kupayı vermeye gelen devlet büyüğü herhalde Schumacher'i tanıdığından olacak kupayı direk ikincilik kürsüsündeki Michael'a veriyor ve Alman milli marşı çalınmaya başlıyor. Durumun anormalliğinin farkına varan Barrichello en azından birşeyler yapmış olmak için Michael'ı da birincilik kürsüsüne alıyor ve beraberce çalınan marşları dinliyorlar.. Bu arada olan ise aslında herkese önemli bir ders: Formula 1'in tarihinde ilk defa bir yarışı kazanan takım ve pilot(lar) yuhalanıyorlar...
Durum bir anlamda traji-komik ama diğer bir yandan da F1'in bugün için geldiği noktadaki gerçekleri ortaya koyması aşısından da öğretici. Bu sporun komplikasyonları artık geniş kitleler açısından fazlaca karmaşık, anlaşılması ve daha da önemlisi kimi durumlarda kabul edilmesi zor hale geldi. Temelinde birbirini pistte geçmeye çalışan araç ve takımlardan oluşan Formula 1 sporu yavaş yavaş spor statüsünden 'iş alanı' satüsüne geçiyor olmanın sıkıntılarını yaşıyor. Birkaç hafta önce yine bu kolonlarda F1'in finansal ve ekonomik boyutunu incelemeye çalışmış ve olayın artık tam anlamı ile bir endüstüri olarak değerlendirilebileceği yorumunu yapmıştık. F1 takımları aynı büyük şirketler gibi yönetilir hale geldiler: İdari kurul karar verdi, yöneticiler uyguladı... Bizlere ise zavallı Jean Todt'a kızmak kaldı!
Avusturya Grand Prix'sinden bu yana tam üç hafta geçti ve uluslararası spor otoritesi FIA'nın 'harareti söndürme' çabaları en azından bir ölçüde sonuç vermişe benziyor; Monaco'da McLaren'in uzun bir aradan sonra bir yarış kazanması ve spor kamuoyunda en açık şekli ile tartışılan ve bu sayede de üzerindeki esrar perdesi yavaş yavaş kalkan takım emri kavramı, tartışılan her konu gibi yavaş yavaş kanıksanmaya başladı. FIA'nın stratejisi işe yarıyor, yani dalgalı sular yavaş yavaş duruluyor. Kitle iletişiminde ilk ve en önemli kural: olmayacak şeyi kabul ettirmenin en kolay yolu onu açık açık yapmaktır. FIA da aynen böyle yaparak takım emirleri konusunun Formula 1 sporunun çok doğal bir parçası olduğu mesajını spor kamuoyuna açıkça vermeye gayret ediyor.
Aslında gerçekten de F1 tarihinde hiç de küçümsenmeyecek bir yeri var takım emirlerinin hatta 1970'li yılların başına kadar uygulanışı açısından bugünkinden de tartışmalı idi bu kavram: 1950 – 1960'lı yıllarda aynı takımın pilotlarının şampiyonadaki durumlarına göre birbirlerine sadece kendi pozisyonlarını değil araçlarını dahi verdikleri olurdu! O yıllarda bir pilotun yarışı bitirebilmesi için finişe illa kendi aracı ile gelmesi gerekmiyordu. Takımın birinci pilotunun kaza yapması ve yarışa devam etmek için ikinci pilotun aracını alması oldukça sık olarak rastlanan bir durumdu. 1960'lı yıllarda Mercedes'in üç pilotundan ( Stirling Moss, Juan Manuel Fangio ve Jochen Kling ) en kıdemsiz olanı olan Alman Kling'in hemen hemen hiç kaza yapmamasına rağmen yarış bitirdiği az görülürdü – zira ya Moss yada efsanevi Fangio kaza yapar ve zavallı Kling'in aracını alarak yarışa devam ederlerdi! O zamanki spor otoritesi 1960'lı yılların sonunda her pilotun ancak bir araç ile yarışabileceği kısıtlamasını getirince bu uygulama son buldu – ama takım emirleri değil. Ekibin hangi pilotunun avantajlaı duurmda olduğuna bakılarak verilen takım emirleri her zaman F1 resminin önemli bir parçası olmaya devam etti; özellikle de birçok zaman pilotlarını ölüme götürecek kadar zorlayan Kumandan ( Commandatore ) Enzo Ferrari döneminde. Yani takım emri konusunda şu yada bu şekilde en tecrübeli ekip Ferrari takımı.
Şimdi ne olur?
Bu noktadan sonra ilk adım FIA'nın 26 Haziran'da Ferrari pilotlarının ifadesini alması olacak. Ancak sporseverlerin gerçek anlamda umutlanmasını gerektirecek bir durum yok aslında bu açıdan çünkü FIA takım emirlerinin uygulanmasını teorik olarak sorgulayamaz – takım emirlerini yasaklayan bir kural bugün için bulunmuyor. Sporun finansal akışının temeli olan ekipler açısından bakıldığında da takım emirleri stratejik olarak vazgeçilebilecek bir öğe değil – bugün Ferrari uyguladı yarın ise Williams uygulayacak.
FIA muhtemelen göstermelik olarak basit bir kural ihlalini, örneğin podyumda yaşanan karmaşada birincinin kendi yerine çıkmaması yada kupaların karışmasına neden olunması vs gibi bir bahane ile Ferrari'ye yada pilotlara bir ceza verecek: örneğin bir yarışa girmeme yada belirli bir puan silme gibi. Bu şekilde kamuoyuna karşı duyarsız kalmamış hem de Ferrari'ye altından kalkamayacağı bir ceza da vermemiş olacak. Bir noktada sorumlu otorite olduğu yolundaki mesajlarına kendi tanımladığı ölçülerde de olsa devam etmiş olacak. Aslında FIA bugüne kadar stratejik olarak bir takımın sürekli kazanmasını desteklemeyen bir tavır izledi. Uzun yıllardır gelemeyen Ferrari döneminin 2000 yılından bu yana yoğun olarak yaşanmış olması bundan sonra FIA'nın Ferrari'yi yakın gelecekte çok yakından gözetmeyeceğinin bir işareti sayılabilir. Haziran sonundaki FIA toplantısının sonunda en azından takımın kendisine yada pilotlardan birine bir ceza geleceğini varsayabiliriz.
Jean Todt'un çıkmazı, Barrichello'nun kaçan fırsatı
Avusturya'da Ferrari ve takım direktörü önemli bir sınava girdi; ve her ne kadar başta Todt olmak üzere takım yetkilileri verilen kararın arkasında duruyor gibi olsalar da Ferrari birçok açıdan sınavı geçemedi. Todt yada kararı veren her kimse, olayın her boyutunu ve olası etkilerini iyi değerlendiremedi. Yarışın asıl galibi sayılan ve birgün önce imzaladığı iki yıllık kontrattaki bağlayıcı maddeleri bu kadar da çabuk uygulamak zorunda kalacağını aklından bile geçirmeyen Rubens Barrichello ise belki kontratındaki milyon dolarları korudu ama aslında tarihi bir fırsatı kaçırdı: gerçek bir Formula 1 yıldızı olma fırsatını! Barrichello takım emrine uymayıp yarışı kazansa idi hem kendine inananlara hakederek Schumacher'ı geçme potansiyeline sahip çok az sayıda pilottan biri olduğunu belgeleyecek hem de Ferrari dışında da varolan hayata kapılarını açmış olacaktı. Barrichello belki kendi standartlarına göre iyi bir pilot ve bir takım oyuncusu olduğunu kanıtladı ama 'yıldız' sporcu olmanın gerektırdiği karizma ve insiyatifden de uzak olduğunu gösterdi.
Bu noktadan sonra kısa vadede olmasa da en azından orta vadede Jean Todt'un da takım lideri olarak olayları her boyutu ile değerlendirme yeteneğinin mercek altında olacağını varsaymak gerekir. Todt, Ferrari'nin teknik direktörü değil takım direktörü ve bu pozisyonda bir yöneticinin aldığı aksiyonların sadece sportif değil sosyal ve moral etkilerini de öngörebilir bir vizyona sahip olması gerekiyor. Yarıştan sonra ne derse desin, FIA Ferrari'ye ceza versin vermesin – Jean Todt sadece Ferrari'nin değil hiçbir takımın F1 tarihi boyunca yaşamadığı bir tecrübeyi yaşattı ekibine: finişten sonra yuhalanmak, hem de kendi kazandığı bir yarıştan sonra! Bu büyüklükte bir takımın lideri olmak kolay değil, hem de hiç değil, verilen karar takımın ve taraftarlarının manevi değerlerine kabul edilemeyecek derecede aykırı idi – hiçbir şampiyonluk bu değerlerin yerine geçecek kadar değerli değil. Ferrari ailesi bu yaşananın bir sorumlusunu aramak istediği anda ilk bakacakları nokta takımın lideri olacaktır. Todt'un sadece puan tablosuna bakarak ve elindeki hesap makinesi ile sezon sonunda birkaç puanla şampiyonayı kaybederse nasıl hesap vereceği korkusu ile verdiği bu aşırı defansif ve ürkek karar Ferrari'nin hiç tarzı değil. Ayrıca unutmamak lazım ki Jean Todt'un daha kendini bir de Maranello papazına affettirmesi gerekiyor!
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
verbal@verbalkint.com