Ancak bugün gördüğümüz Formula 1 resminde hükümdar çok yaşlı ve önemli bir parça da eksik: veliaht! Krallık mı bu Formula 1 diyeceksiniz ve aslında çok haklısınız, Formula 1 görüntüde diğerlerinden biraz daha komplike olsa da, sonunda sadece bir spor dalı – yani yönetilmesinde politik ve ekonomik güçlere teorik olarak yer olmayan, bir anlamda toplumsal bir eğlence aracı. Ama buzdağının altında çok daha enteresan ekonomik ve dolayısı ile de politik boyutları var. Bundan önce ''Formula 1'de $ işaretleri'' başlıklı yazıda Formula 1'in ekonomik boyutunu incelemiş, ''Piranha Kulübü'' başlıklı yazıda ise Arrows örneğinden yola çıkarak yaşanmakta olan hayatta kalma süreçlerinin karmaşıklığını göstermeye çalışmıştık. Bu yazının amacı ise F1'in geçirmekte olduğu değişim sürecinin yakın zamanda neler getirebileceğini tartışmak olacak. Evet, Formula 1'in kralı Bernie yaşlandı ve yoruldu ama veliaht kim olacak? Belki de asıl soruması gereken soru şu: gerçekten bir veliaht olacak mı yoksa krallık dönemi sona mı erdi?
Astronomik Gelirler
Formula 1'in gerçek anlamda 'astronomik' seviyede gelir üretmesi son 5 ila 10 yıllık geçmişte gerçekleşti. Ortada dönen paranın büyüklüğü ve uluslararası ekonomilerdeki ölçeğinin ne boyutta olduğu da aynı dönemde algılandı. 1981 yılında imzalanan Concorde anlaşmasıyla o dönemdeki adıyla FISA (bugünkü FIA) başkanlığını koruyan ama sporun 'ticari hakları' denen yeni konsepti Bernie Ecclestone'a kaybeden eski başkan Jean Marie Balestre belli ki o anda kaybettiğinin ne olduğunun fardında değildi. Bugün sadece F1 ile direk bağlantılı ticaretin yıllık cirosunun 2 milyar USD'nin üzerinde olduğu dev bir endüstüri haline gelen bu spor benzeri gösteri dalında asıl gücün işin ticaretinde saklı olduğu aslında işin başından bu yana açıkça belli idi, yada en azından Bernie Ecclestone için öyle idi.
Ancak bugün yönetimsel açıdan bir anlamda nerede ise bir monarşi haline gelen F1'in durumu, hükümdarı açısından da sorunsuz sayılmaz. İsterseniz yakın gelecekte neler olabileceğine bakmadan önce biraz geri gidip yaşananları hem ticari hem de politik açıdan kısaca özetlemeye çalışalım.
Nereden nereye?
Eğer Bernie Ecclestone'a F1'ın kralı diye hitab edeceksek çevresindeki takım patronlarını da kralın şövalyelerine benzetmek çok yanlış olmaz. Özellikle 1990'lı yılların ikinci yarısında iyice büyüyen ve zenginleşen Formula 1 hanedalığında ekonomik ve politik açılardan diğerlerinden farklılaşan iki şövalye var: Kırmızı ve Gümüş renkli şövalyeler – bilmem bu iki rengin kimleri temsil ettiğini söylememe gerek var mı? Bir üçüncü şövalye daha da var aslında en güçlüler arasında adı geçen ama bu Mavi renkli şövalye nedense özellikle politik açılardan mitevazi bir çizgide kalmayı tercih eden ılımlı bir çizgi çiziyor. Günlerden birgün, artık oldukça yaşlanan ve yakın gelecekte emekli olmayı hayal eden Kral, sahip olduğu güçlerin bir kısmını zengin bir alıcıya satmaya karar verir.1990'lı yılların sonunda zaten kendisi de hızla büyüyen medya sektörünün kaymağını yemekte olan Alman Kirsch medya grubu bu parlayan yıldızı kaçırmak istemez. Yaşlı kral Bernie, sahibi olduğu F1'in iletişim haklarını Kirsch grubuna satmakla kalmayıp aynı zamanda kurmuş olduğu hanedanlığın bir kısım hissesini önemli Avrupa borsalarından birine kote ederek hem daha fazla kapital oluşturmaya hem de artık bu konunun bir sanayi olduğunu ticari açıdan kanıtlamak için kolları sıvar.
Ancak herşey istediği gibi gitmez – Avrupa topluluğunun acımasız Rekabet Hakları Komisyonu başkanı Mario Monti, Kral Bernie'nin, Concorde anlaşması gereği 100 yıllığına satın almış olduğu yayın haklarına takmıştır kafayı! Monti bu durumun bir 'Tekel' oluşturduğunu bunun da yeni kurulan Avrupa Topluluğunun rekabet yasalarına aykırı olduğunu iddia eder ve Kral hakkında bir inceleme ister. Ancak Kral Bernie, tüm anlaşmaları o kadar profesyonelce şekilde yapmıştır ki Monti uzun süre uğraşsa da Kralı buradan sıkıştıramaz ama diğer yandan yaşananlardan dolayı Kralın şirketi SLEC'nin (Slavica – Ecclestone, yani Bernie'nin slovak asıllı manken eşinin isim ve soyisminin ilk harfleri) halka açılma planı suya düşer – SLEC'nin uluslararası piyasalardaki kredibilitesi azalmıştır.
Ancak Kral Bernie buna da hazırlıklıdır; eski sağ kolu ve avukat kökenli Max Mosley Rekabet Kurulunun bu konuya olan ilgisinin borsa ile ilgili planları tehlikeye sokacağını zaten kralın kulağına önceden fısıldamıştır. Bu durum politik açıdan tehlikeli gibi görünse de, ticari açıdan bakıldığında büyümekte olan bir şirket için bulunmaz bir fırsattır. Alman medya devi Kirsch, hem tekel olabilmeyi başaran hem de nasıl oluyorsa Avrupa Topluluğunun operasyonunu engellemeyi başaramadığı bu şirkete sahip olma şansı karşısında gözleri kamaşmış şekilde başladığı pazarlıkları fazla uzatmaz ve SLEC'nin yarısını satın alır.
Ekonomik krizin cilvesi..
Ancak Kirsch Avrupa'da ekonominin kötüye gittiğini ve bundan sektöründeki riskleri fazlasıyla küçümsemiştir. 1999 – 2001 yılları arasındaki süreç içinde tüm medya sektörü gibi Kirsch'in de reklam ve sponsorluk gelirleri azalır ve borçları artar. F1 gelirleri ise bu alana yapılan yatırımı kısa vadede karlı hale dönüştürebilecek boyutta değildir; geç de olsa Kirsch, Formula 1 için aşırı yüksek bir fiyat ödediğinin farkına varmıştır.
Kirsch'in yaşadığı bu durumdan, kendisi dışında, en çok şövalyeler şikayetçidirler. Ekonomi ve dolayısı ile sponsorluk gelirleri daraldıkça, reklam gelirlerinin paylaşımı konusu daha da önemli hale gelmiştir şövalyeler için. Artık bu konuda pazarlık etmek için Kral Bernie'nin yanında bir de batmakta olan bir medya kuruluşu vardır. Kirsch 2001 yılının sonunda iflasını isteyince ortalık iyice karışır: aslında F1'in reklam gelirleri düşmemekte olmasına rağmen hakların çoğunluğunu elinde tutan kurumun batıyor olması, hatta alacaklı bankaların kapıya dayanmış olması şövalyelerin pazarlık şanslarını nerede ise sıfıra indirmiştir. Şövalyeler kendi aralarında bu sporun çok yakında ticari açıdan tıkanma noktasına gelmek üzere olduğunu ve bu şekilde devam edilemeyeceğini konuşmaya başlarlar. Aralarında kurdukları yeni bir grupta Formula 1'e alternatif yeni bir oluşum kurmanın ve sadece burada yarışmanın planları yapılmaya başlanır.
Kazın ayağı..
Şimdi gelelim yakın gelecekte neler olabilir sorusunun yanıtına; Ecclestone'un 1981 yılında Concorde anlaşması ile başlatıp 1991 yılındaki başkanlık seçimleri ile sonuçlandırdığına benzer ancak bu defa Ecclestone'u hedef alan yeni bir darbe girişiminin yaşanması çok küçük bir olasılık; ortada bunu yapmaya niyeti ve gücü olan hiçbir birey yada grup yok. Şövalyelerin, yani takımların ise bu tür bir girişimde bulunmaları çok zor; bu kadar büyük bir organizasyonu baştan tasarlamak, kurmak ve işletmek inanılmaz büyük bir insan gücü ve finansal yatırımı gerektirecektir. İster beğenelim, ister beğenmeyelim Formula 1 ismi dev bir kitlenin aklına son derece kuvvetli bir marka olarak yazıldı bile. Yepyeni bir sportif disiplinin, benzer bir platformda aynı adımları baştan atmaya çalışmasının maliyeti çok yüksek olacak. Yani kazın ayağı pek de dışarıdan göründüğü gibi değil!
Peki o zaman son zamanlarda yaşadığımız dönem Formula 1'i nereye doğru götürecek? Yakın zamanda sonuçlanmadığı için basında fazlaca yer almayan ancak aslında çok önemli bir gelişme oldu: Bernie Ecclestone SLEC'nin Kirsch'e sattığı hisseleri geri almak için iflasını isteyen şirketin alıcısı konumundaki bankalara başvurdu. Ancak Alman bankalar Bernie'ye şaşırtıcı bir şekilde 'Nein!' yanıtı verdiler.
Bu gelişme önemli bir noktaya işaret ediyor: Ecclestone şimdilik emekli olma ve elini bu alandan çekme eğiliminden uzaklaşmış görünüyor. Öyle ya, tam Kirsch'e güzel bir çalım atmış, ürettiği markayı satıp parasını da böyle karmaşık bir ortamda banka hesabına yerleştirmisken neden başını yine derde soksun? Buna mantıklı bir sebep bulabilen var mı? Ecclestone'un yepyeni bir fırsat tesbit etmiş olmasından başka tabi...!
Blöf tutmadı, yeni pazarlıklar
Hikayenin özü şu: şövalyeler şu anda yaşanan ekonomik durgunluğun da etkisiyle hem boylarından büyük bir işe kalktıklarını hem de Ecclestone'un 100 yıllığına satın almış olduğu Formula 1 ticari haklarınının ne kadar değerli olduğu ve dolayısı ile sahibine ne kadar büyük bir güç verdiğini anladılar. 'Kendi şampiyonamızı kendimiz yaparız' blüfünün tutmayacağını anlayan şövalyeler farkettirmeden de olsa geri çekilme manevrası yapıyorlar. İşin ilginci aslında Bernie'nin bile bu işin bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyor olmasıydı – yoksa hayatını adadığı bu işi bir kalemde satar mıydı? Yada sattıktan sonra bu kadar karmaşık bir durumda olmasına rağmen geri almaya çalışır mıydı?
Önümüzdeki yakın / orta gelecekte yepyeni ve son derece kıvrak politik manevralar görmemiz son derece olasıdır. Olaya Alman bir medya devi ve bankalarının karışmış olması işi daha da politik hale sokacak çünkü aslında Kirsch'in alıcısı durumundaki bankalar aslında görüldüğü kadar kuvvetli bir pazarlık gücüne sahip değiller; Bernie Ecclestone'un görmüş olabileceği yeni fırsat bu olabilir. Şöyle açıklayayım: Alıcı Bankaların konsorsiyumunu Bayerische Landesbank isimli bir banka yönetiyor ve bu Almanya'nın en zengin yöresi olan Bavaria bölgesinin bankası. Bavaria'dan sorumlu olan eyalet başkanı ise Dr. Edmund Stoiber isimli hırslı bir Politikacı. Stoiber çok yakındaki genel seçimlerde Almanya başbakanı Gerhard Schroeder'in karşısına çıkmaya hazırlanıyor ve anketler de oldukça lehine. Ancak bu Bavaria bankasının Kirsch'e verdiği kredinin sorgulanması özellikle bu gibi hassas dönemlerde Stoiber ve ekibinin hiç de istemediği bir durum. Yani uzun lafın kısası, Stoiber muhtemelen kendi bilgisi dahilinde gelişen bu büyük ölçekli 'para batırma' polemiğinin içine karışmak istemeyebilir ve dolayısı ile de Kral Bernie'nin hisseleri geri alma teklifini sessiz sedasız kabul edebilir.
F1 Bernie'ye mahkum mu?
Aslında değil – hele eğer tam bu noktada alacaklı Alman banka politik oynamak yerine cesur bir girişimde bulunur ve şövalyelerle işbirliği yaparsa hiç değil! Kral Bernie haklarının oy çoğunluğuna yetecek kadar bir bölümünü satmış olduğu için gerçek anlamda şu anda çok büyük bir güce sahip değil – gücü, rakiplerinin mantıklı hareket edip geri adımatacakları varsayımına ve bundan sonra yapabileceği manevralara bağlı. Alman banka kalkıp 'gelin şövalyeler, bu işi işi şu şekilde beraber yapalım' der, şövalyeler de kendi içlerinde tam bir birlik olurlarsa Krala yönelik darbe hiç de olmayacak olmayacak şey değil.
Tecrübe gösterdi ki şövalyeler içinde en güçlü ve etkilisi Kırmızı olanı. Gümüş renkli şövalye politik olarak çok aktif ve agresif, Mavi şövalye ise güçlü ama Kral'ın çok eski arkadaşı. Diğer şövalyelerden sarı olanı ona ne denirse onu yapıyor, Turkuaz şövalyenin zaten lisan sorunu var ve bu tür hareketlere ilgisiz; açık mavi olan Krala fazla yakın ve Turuncu olanı ise geçen günlerde attan düştü ve zırhının ağırlığı yüzünden düştüğü yerden bir türlü çıkamıyor..!
Özet olarak Kral Bernie'siz bir F1 için belirleyici faktör Kırmızı şövalyenin tavri. Kral da bunun gayet iyi farkında ve dolayısı ile yeni durumdan faydalanmak için muhtemelen öncelikle Kırmızı şövalye ile işbirliği yapmaya yakın bir tarz belirleyecektir – örneğin Concorde'un şartlarının gözden geçirilmesi yada TV gelirlerinin bölüştürülmesi konusunda yeni pazarlıklar vs vs.. Eğer bu olursa diğer şövalyelerin yeni bir harekete girişmek için ciddi motivasyonları kalmayacağı ve kimsenin de bu ekonomik ortamda boşa harcayacak para ve zamanı olmadığı için statükonun korunması herkesin işine gelecektir. Ne ilginç değil mi, yer yerinden sarsılsa da taşlar yerinde aynen kalacak gibi sanki...
Ondan sonra ise sıra yeni bir veliaht tesbit etmeye gelecek...! İşte Formula 1'in geleceğinin belirleyici faktörü bu olacak. Bu noktada en önemli soru şu: eğer Kral darbesiz giderse yerine kimi bırakacak?
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
verbal@verbalkint.com