Biraz Daha Teknoloji : ALS

21 Ağustos 2001

Hem Türkiye hem de dünya şampiyonalarının birkaç haftalığına verdiği aralıktan faydalanarak yarış teknolojileri üzerine konuşmaya devam ediyoruz. Geçen hafta Aktif Diferansiyel konusunda yazdıktan sonra bu haftaki konumuz da aynı ölçüde yeni bir teknoloji : ALS (Anti Lag System).


Yakın zamanda yarış seyretmeye gitmiş olan yada televizyondan detayları kaçırmayacak şekilde izleme alışkanlığı olan okuyucularımız , Ralli araçlarının özelikle bir viraja yaklaşırken girdikleri frenaj esnasında çıkardıkları ‘Çat – Pat' sesleri farketmiş olmalılar. Konunun detayı bilinmediğinde kolaylıkla ciddi bir arıza olarak algılanbilecek ve patlamayı andıran sesler çıkaran sistem, aslında Ralli araçlarının son 3 yılda ürettiği en yeni sistemlerden biri : Anti Lag, yani Gecikme Önleyici sistem.

Dikkatli okurlarımız burada sözü edilen gecikmenin bir ‘Güç' gecikmesi olduğunu hemen anladılar. Turbo araçların normal beslemeli araçlara göre çok daha fazla güç üretebilmelerinin nedeni, Turbo Şarj denilen bir yöntem ile, aslında bir nevi kompresör yardımı ile, aracın emme manifolduna, doğal yöntemle emebileceğinden daha fazla miktarda hava basılması ve buna göre de fazla yakıt verilebilmesidir. Bu sayede motorun birim zamanda içine alabileceği hava/yakıt karışımı artacağı için üreteceği güç de suni bir yöntem ile artırılmış olur. Ancak Turbo ünitesinin de kendine göre bazı sıkıntıları vardır : turbonun üretebileceği güç motorun devri arttıkça artar, azaldıkça da azalır – yani düşük devirlerde perfromans düşüktür. Meraklılar için biraz daha açalım ; Turbo, hareketini motorun eksoz tarafından süratle çıkan gazların bir pervaneyi (eksoz pervanesi) döndürmesi ile alır ve bu pervaneye bağlı milin diğer ucundaki bir başka pervanenin (emiş pervanesi) motorun içine hava basmasını sağlar.



Yani, turbonun emiş pervanesi eksoz pervanesinin döndüğü oranda döner. Alt devirlerdeki cansızlık sorunu motorun belli devirlere çıkmadan bu pervaneleri yeterince hızlı döndürememesinden kaynaklanır ve genellikle kullanıcının gaza basmasından belirli bir süre sonra gücü hissetmesine, yani gücün gelmesinde bir ‘gecikme' yaşamasına neden olur. Bu sorun özellikle cadde versiyonu Turbo araçlarda küçük çaplı ve küçük hacimli turboların kullanılması ile çözülmeye çalışılır.


Yarış araçlarında ise maximum beygir gücü, motorun reaksiyon süresinden daha önemli olduğu için büyük boyutlarda turbolar kullanılır. Dolayısı ile yarış araçlarındaki turbo gecikmesi sorunu çok daha büyük olur.

İşte bugünkü konumuz ALS sistemi bu güç gecikmesi sorununu çözmek üzere tasarlanmış bir sistem. Sistemin esası, ateşleme anını geciktirmeye, yada yaygın tabiri ile ‘rötara çekmeye', bu noktada da karışımın yanmadan zenginleştirilmesine dayanıyor.

Sürücü ayağını gazdan çektiği anda beyin aracın ateşleme avansını 40°'ye varacak ölçüde geciktiriyor, yani hava/yakıt karışımını özellikle ateşlemiyor. Bu sayede sürücü gaza basmıyor olduğu durumda yanma odasının içindede patlamamış hava/yakıt karışımı birikiyor. Sonunda, tam eksoz subabı açılmak üzere iken ( piston yaklaşık üst ölü noktayı 40° kadar geçmiş iken ) buji karışımı ateşlediğinde biriken gazlar zaten halihazırda yanma odasını terketmeye başlamış oluyor ve tam bu noktada patlayan ve yanmaya başlayan gazlar büyük ve anlık bir ısı artışı ve dolayısı ile yüksek bir hız ile yanma odasından çıkıp eksoz kanalı üzerindeki turbo'nun pervane kanatçıklarına çarpıyor. İşte dışarıdan şiddetli patlamalar şeklinde duyduğumuz Çat – Pat sesleri bu esnada çok sıcak olan eksoz kanalarının çeperlerine çarparak yanan / patlayan hava yakıt karışımının çıkradığı seslerden oluşuyor.


Bu sayede sürücü ayağını gazdan çektiği anlarda, yani eksoz basıncının düşmesi gerektiği anlarda bile motorun eksoz tarafında yüksek basınç tutulmuş ve Turbo'nun pervanesinin yavaşlaması önlenmiş oluyor.

ALS sisteminin zaraları da yok değil : her iki sübap da kapalı iken ateşleme başladığı için ilk aşamada motorun üzerine aşırı bir yük binmesi ve motorun olası ömrünü kısaltması en önemli sorun. Aynı zamanda eksoz tarafında ani ve aşırı ısı yükselmesi ve bunun eksoz sistemi üzerindeki baskısı da ikincil bir ALS sakıncası. Kısacası bu sistem motorun reaksiyon süresini ciddi oranda iyileştiriyor ama dayanıklığını da oldukça zorluyor.

Kısa Kısa
Halen Grup A spesifikasyonu ile yarışan ve WRC kategorisine geçmeyen tek fabrika takımı olan Mitsubishi, 6 Ağustos'da ilk WRC prototipini basına gösterdi. Tipik bir Mitsubishi stili ve tutucu tasarımı ile yeni araç ilk bakışta eskisine göre çok farklı görünmüyor. Buna da çok şaşırmamak lazım, zira Mitsubishi Lancer Grup A, WRC kurallarının müsade ettiği modifikasyonlar olmaksızın hala hızlı ve özellikle de dayanıklı. Ancak özellikle asfalt yarışlarda ve çok hızlı toprak etaplarda sürat olarak rakiplerinin gerisinde kalıyor.

Yeni araçta Mitsubishi mühendislerinin en ciddi değişiklikleri tekerlek izi ( Wheel-Track ) ve süspansiyon çalışma mesafesi iyileştirmeleri noktalarında yaptıkları görünüyor. Benzer değişiklikleri geçen yılın sonunda Grup A kurallarının izin verdiği kadarı ile yapmışlardı. Ancak şimdi EVO 7 modelinin lansmanı ile beraber tam anlamı ile geniş çamurluklara ve dolayısı ile genişlemiş tekerlek izine sahip olacak araç aynı zamanda arkada McPherson tipi süspansiyona geçiyor. Motorda beygir gücünde 10 HP'lik bir artış olduğu söyleniyor ancak mühendisler bu artışın performansta çok önemli bir etki yaratmayacağını düşünüyorlar. Takımın baş mühendisi Bernard Lindauer diğer WRC'lerin aksine motorun hala dikey konumda durduğunu ancak 25 mm kadar geri çekilmesi ile ağırlık dağılımının biraz daha iyileştirildiğini söylüyor ve ekliyor : ‘bu araç 1. Aşama WRC olarak nitelendirilebilir. Bunun üzerinde yapacağımız testler sonucu 2. Aşama araç gerçek anlamı ile bir WRC olacak'. Bu kadar geç gelmesine rağmen yine de tamamlanmadan sahaya inecek olan Mitsubishi'nin ilk WRC'sini çok zorlu sınavlar bekliyor gibi... Bakalım Mitsubishi'nin efsanevi dayanıklılığı bu araçla da sürecekmi ? Araç ilk yarışını San Remo Rallisinde yapacak.

Uzun tartışmalardan sonra dünya Ralli Şampiyonasının klasik son ayağı Network Q İngiltere Rallisinin, şap hastalığı ile ilgili sorunları aşmış olduğuna ve yarışın yapılmasında sakınca olmadığına karar verildi. Bu da demek oluyor ki Anatolia Rallisi yine 2002 yılını beklemek zorunda kalacak...

Bu haftalık da bu kadar.

Sevgi ve saygılarımla,
Soru ve eleştirileniz için verbal@verbalkint.com

Verbal Kint

Not : Verbal Kint bir otomotiv ve motorspor gözlemcisidir. Yazı ve düşünceleri kendi gözlemlerinden oluşmakta olup Oto Haber dergisini sorumluluk altında bırakmaz.