Bu hafta sonu yine açık havada satranç maçı izledik! Hemen hemen tüm rakiplerinin yaşadığı istikrar sorununu iyi değerlendiren Makinen son dört yarıştır ilk 6’ya girmekte zorlanmasına rağmen liderliğini ve şampiyonluk şansını koruyarak; Colin McRae ‘sonunda toprak zemine geldik de kurtulduk şu çılgın Fransızlardan’ diye sevinerek; Carlos Sainz ‘şurada bir sürpriz yapsam da İngiltere’de potaya girsem’ diye ümitlenerek; hep çok hızlı ama birtürlü şampiyon olamayan Richard Burns ise üzerinde ‘artık bu sene kazanmam lazım’ baskısı ile gelmişlerdi Avustralya’ya. Takımlarda da durum pek farklı değildi: Ford’un teknik direktörü Malcolm Wilson muhtemelen 3. sezonunu yapan Focus için ‘bu sene de markaları alamazsak yandık..!’ diye düşünürken, Mitsubishi’nin patronu Ove Andersson seneye Makinen’i kaybetmiş olmanın neler getireceğini ve bu sene kazanamazlarsa en az birkaç yıl daha beklemek zorunda kalacağını tahmin ediyor olmalıydı. Sezonun ikinci yarısında atağa kalkan Peugeot, geçen senenin şampiyonu ve bu sezon da herkesin başağrısı olmanın rahatlığı ile koşulları çok zorlayabileceğini, çoğu noktada kimsenin alamayacağı riskleri alabileceğini biliyordu. Bu sporu satranç oyununa benzetirken yanılıyor muyum sizce?
Yarış bu gergin ortamda ve beklediğimiz gibi Peugeot ve Ford arasında başladı. Şampiyonluk şansı kalmayınca rahatlayan Gronholm adeta kendini yeniden bulmuş gibi iken takımark adaşlarından Rovanpera da en az Gronholm kadar hızlı idi. Colin McRae ilksürekli bu ikilinin arasında ve aslında hemen hemen aynı zamanları yapabilen tek pilot idi. Sainz henüz yarışın başında sağ arka tekerleğini koparıp bir etabı da böyle geçmek zorunda kalınca ilk 10’un hemen dışına çıktı. Yavaş başladı sandığımız Burns hemen kendini toparladı ve ilk 5’teki yerini sağlam şekilde aldı. Makinen ise her zamanki gibi pusuya yattı, yada öyle göründü..
Avustralya Rallisinin önemli bir özelliği, başa koşan pilotların hep şikayet ettikleri ilk sıralarda start alma sorununa bir önlem alınmış olması idi; puantaj olarak ön sıralardaki pilotlar start alacakları sırayı seçebiliyorlardı. Pratikte bu, 1 kapı numaralı aracı, birinci olarak start alırken göremeyeceğiniz anlamına geliyordu. Bunun bir diğer anlamı da pilotların her akşam son etaptan sonra bir brifinge katılıp ertesi günkü start sıralarını seçmeleri gibi bir uygulamaya ihtiyaç duyulması olmuştu. İşte bu noktada Colin McRae, kendisinin pek önemsemediği ama yarışma direktörünün çok ciddiye aldığı bir hata yaptı : yer seçimi brifingine birkaç dakika geç kaldı! Yarışma direktörü hiç beklemeden brifingi başlattı ve McRae geldiğinde kendi sırasını geçmiş ve sıranın da en sonuna atılmış olarak buldu : McRae ikinci güne ilk sıradan başlayacak ve kimsenin yapmak istemediği yolları süpürme görevini üstlenecekti. Ancak Ford patronu Malcolm Wilson’un buna gönlü razı olmadı (!) ve seneye Mitsubishi’ye gidecek pilotu Francois Delecour’a bugune kadar gormedigimiz bir iş yaptırdı : normalde start sırası 7.lik olan Delecour tam 13 dakika erken cezası alarak start masasına ilk sırada geldi – böylece McRae’in önünde en azından bir araç olacak ve yolu ilk o süpürecekti. Delecour ise bu işe hiç ama hiç sevinmedi! İkinci gün Gronholm daha da hızlandı, Burns iyice toparlandı, Auriol ise çok risksiz ama hızlı bir tempo yakaladı. Kaygan zeminle boğuşan McRae ilk 6 içinde zamanlarla yetinirken Makinen de yavaş yavaş ilk 6’ya doğru yaklaştı. Korsika’nın sürprizi Petter Solberg, sevdiği bir zemin olmasına rağmen Avustralya’nın karışık karakterli etaplarına çok uyum sağlamış görünmedi. Son güne girmeden yapılan start yeri seçimine ilk gelen McRae idi..!
Son gün, en kısa ama en hızlı etapların olduğu gün idi. İkinci günün yavaş zamanlarıyla olası bir ilk üç pozisyonundan olduğunu bilen McRae son günün etaplarının kendi stiline olan uygunluğuna güvenerek elinden geldiği kadar hızlı gidecekti. İlk gün yaşadığı direksiyon sorunları çözülen Gronholm defansif ama hızlı, Burns ise risk almadan baskı yapabilecek bir tempo peşinde idi. Yarışın 3. günü aynen bu şekilde geçti : 4 etabın 3’ünde McRae en iyi zaman yaptı ama ancak 5’liği elde edebildi – tüm sorunlarına rağmen Rovanpera yine formda idi ve 4.lüğü 10 sn gibi az bir farkla da olsa korumayı bildi. Makinen sade ama hızlı pilotajı ile ancak 6. oldu ama şampiyonluk şansını yine de korudu. Pilotlar klasmanında en karlı çıkan yarışı ikinci sırada bitiren Burns oldu : 6 puan alıp toplamda 40 puan ile Makinen ve McRae’in 1 puan yakınına kadar geldi.
Yarışın dokuzuncusu Panizzi iyi bir toprak tecrübesi edindi. Markalarda ise 1 ve 3’lük puanı alan Peugeot, Ford’u son yarıştan önce 4 puan geride bıraktı. Avustralya’nın en önemli gözlemi belki de Peugeot’un asfalttan sonra toprakta da çok hızlı olması idi. Peugeot takımı 1980’li yılların ortalarındaki efsanevi 205 T16 Grup B aracından sonra ilk defa bu kadar rekabet gücü yüksek bir ralli otomobili üretti. Mitsubishi ise bu yarışta WRC donımı ile toprakta asfalta göre daha hızlı olmasına rağmen başa koşamadığı açık. Araç çok büyük ve hantal görünüyor: 2620mm’lik iki tekerlek arası (wheelbase ) ile neredeyse tüm zamanların en uzun ralli araçlarından Ford Sierra’nın 2625mm’sine eşit hale geldi. Ancak açıkça görülüyor ki rekabet avantajı daha kısa, hafif ve geniş araçlarda. İlerleyen teknoloji, uzun tekerlek aralığının sağladığı bazı yol tutuş avantajlarının elde edilmesinin, alternatif ve daha verimli yollarını üretti.
KISA KISA
- Avustralya’da Super 1600 kategorisi koşulmadı. Bu kategori son olarak Network Q İngiltere Rallisinde koşulacak. Grup N’i ise Şampiyonada iddialı olmayan yerel pilot Ordinsky kazandı. İkinci olan Gabriel Pozzo ise zaten şampiyonluğu garantilemişti. Grup N’de üçüncü, Super 1600’de Ford Puma ile yarışan ve Ford’un uzun süreli bir kontrat imzaladığı yeni bir isim : Francois Duval. Duval, Puma ile bu senenin Super 1600 şampiyonu Loeb’i zorlamayı başaran nadir isimlerden idi. Bu genç isme dikkat!
- Geçen hafta İzmir’de gerçekleşen Pist yarışının değerlendirme yazısında F3 kategorisinde yarışan Hamdi Ünal’ın motor arızası ile yavaşladığını yazmıştık ancak hata etmişiz : Hamdi’nin aracından çıkan dumanlar motorundan değil, Mürşit Unat ile girdiği mücadele sonucu almış olduğu darbe sonucu lastiğin çamurluğa sürtmesi sonucu oluşmuş. Bu hatamızı düzeltiyoruz.
- Son yarıştan önce matematiksel olarak 4, pratikte ise Sainz’ın şampiyonluğunun sadece kendinin birinci olması, ana rakiplerinnin ise hiç puan almamasını gerektirdiği için 3 pilotun şampiyonluk şansı var. McRae, Burns ve Makinen. Genel formlarına ve de İngiltere’deki olası rekabet güçlerine bakarak şampiyonanın Burns ve McRae arasında geçeceğini öngörebiliriz.
- Dünya Ralli Şampiyonası takımları 2002 için transfer çalışmalarına başladılar : 1996 – 1999 arası üstüste 4 defa şampiyon olan ve adı Mitsubishi ile adeta özdeşleşen Tommi Makinen ilk sürprizi yaparak Subaru’ya geçti. Makinen’in sıkı bir değişikliğe ihtiyacı da vardı doğrusu, ayrıca aracını WRC statüsüne geçirmekte çok geciken Mitsubishi’nin önünde uzun ince bir ‘gelişim süreci’ görünüyor. Mitsubishi 2002’de Ford’dan gelen Francois Delecour ve Alister McRae ile yarışacak. Subaru’nun birinci pilotu Burns ise pilot enflasyonu yaşayan Peugeot’ya transfer oldu. Bu takımda geçen yılın şampiyonu Gronholm’um da varlığı düşünülürse birinci – ikinci pilot ayrımı ortadan kalkabilir.
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
Soru ve eleştirileniz için verbal@verbalkint.com
Not : Verbal Kint bir otomotiv ve motorspor gözlemcisidir. Yazı ve düşünceleri kendi gözlemlerinden oluşmakta olup Oto Haber dergisini sorumluluk altında bırakmaz.