Sakınan Göze Çöp Battı…

14 Aralık 2001

Network Q İngiltere Rallisi 2001 yılının, hatta belki de modern ralli çağının en heyecanlı, en cekismeli yarısı olacaktı; oyle ya, matematiksel olarak 4 pilotun ve 2 markanın sampiyonluk sansı vardı ve bunların hicbirinin diğerine karsı gozle gorülür bir üstünlüğü de yoktu. Gerci bircok sey beklendiği gitmedi; bastan sona büyük bir cekisme yasanmadı. Ama yine de yeni bir sampiyonumuz ve hızla büyüyen bir Ralli cılgınlığımız var artık…


Aslında tüm kosullar mükemmel bir yarıs icin uygundu: teorik olarak McRae ve Burns'ün dısında Makinen gibi sürati herkesi kıskandıran bir usta ve Sainz gibi de cok tecrübeli bir ismin sampiyonluk sansının olması, her acıdan cok enteresan bir tablo gibi gorünüyordu. Markalarda da sezonun ortasında ele gecirdiği liderliği Avustralya'da Peugeot'ya devreden Ford da en az Peugeot kadar sanslıydı. Bu kadar fazla bilinmez ve değiskenli bir tablo gercekten de cok ama cok az rastlanan bir durumdu. Ama aslında durum bu kadar da karmasıkmıydı acaba?

Evet, pilotlarda matematiksel olarak dort pilotun da sansı vardı ama her pilotun finise gelmesi durumunda aslında denklem cok basitti: kazanan sampiyon olacakti. Sampiyonluk mucadelesi aslında sezonun tam ortasında ardarda kazandığı uc yarıstan sonra bircok nedenden dolayı ozellikle asfalt yarıslarda ilk 3'e girmekte zorlanan McRae ve hicbir zaman cok cok hızlı gorunmeyen ama stratejik manveraları ile yarıs kazanmayı, kazanamasa puan alabilmeyi basaran Burns arasında gececekti. Ama bu yarıs icin, sampiyonluk mucadelesi yarıs birinciliği mucadelesi ile aynı sey değildi: sezonun ucuncu ceyreğinden itibaren baslayan bir Peugeot fırtınası ve Marcus Gronholm'un sampiyonluk sansı kalmayacınca rahatlamasından sonra yarısın birinciliği icin en onemli adayın gecen yılın sampiyonu Finlandiyali pilot olacağını kestirmek cok da zor değildi. Ayni sekilde son 5 yarıstır genel performansına bakıldığında Peugeot'un Ford'dan belirgin bir sekilde hızlı olduğunu gormek de oldukca kolaydı; bu noktada aslında tek bilinmeyen her durumun surpriz pilotu ve parkurların acıksozluluğu ve kimi zaman kendini beğenmisliğe varan tavırları ile renkli ismi McRae'in yarısın ozellikle Ingiltere'de olmasından kaynaklanabilecek avantajları kendi lehine nasıl kullanabileceği idi.

Gercekten de McRae beklendiği gibi cok hızlı basladı; aslında belki de fazla hızlı. Son yılların en kuru Ingiltere Rallisinin kosulduğu bu yıl, McRae hem parkuru iyi tanımanın verdigi avantaj, biraz da icine girmis olduğu asırı hırslı psikolojik kondusyon ile o kadar suratli basladi ki buna yılın en formda pilotu Gronholm dahi sasırdı kaldı. Beklediğimiz gibi Burns bir miktar daha yavas ama birinin kalmasından yararlanacak kadar da yakın bir tempoda durumu izlemeye basladı. Ikinci etaptan sonra ise McRae'in bu temposunu ne hırsla nede baska bir yontemle koruyamayacağı belli oldu; Gronholm yavas ama emin adımlarla kaybettıği zamanları ufak ufak almaya basladı. Iste usta McRae'i yıkan ve belki de yıllar boyu unutamayacağı bir hataya zorlayan da Gronholm'un bu kendinden emin gelen ayak sesleri oldu. 4. etabın basında varını yoğunu ortaya koyduğu halde Gronholm'un arayı kapatmasına engel olamayan McRae daha once de bircok defa olduğu gibi hedefini sasırdı: gercek amacının Burns'u gecmek olduğunu unutarak Gronholm'un atağına karsılık vermeye calıstı. Aslinda bunu yapamayacağını, ne aracının ne de kendisinin bu tempoya dayanamayacağını adı gibi bilen McRae yine de goz gore gore kendini atese attı. Etabın 6. kilometresinde sağ bir viraja olmayacak bir suratle gelen Focus once hendeğe indi sonra da arka arkaya taklaları atmaya basladı. Kariyerinin her acıdan en onemli kazası olan bu taklanın henuz ilk anlarında durumun umitsizliğini anlayan McRae kollarını onunde kavusturarak hic bitmeyecek gibi gorunen taklaların sona ermesini bekledi.

Yarıs bu noktadan sonra hemen hemen tum heyecanını yitirdi; Gronholm bir daha bırakmamak uzere liderliğe oturdu, yılın bana gore en parlak ismi Rovanpera, McRae kalınca gevseyen Burns'u kolayca yakalayıp gecti ve Burns de ucunculuğe son derece razı bir tavırla kendini yarısın akısına bıraktı. Burns bu acıdan McRae'den cok daha akıllıydı, ne kadar uğrassa da Rovanpera ve Gronholm'u yakalayamayacığının cok iyi farkında idi - hersey bir yana yakalasa da elde edeceği sey ilk dunya sampiyonluğundan daha değerli olabilir miydi?

Iste tam bu noktada belki de hem sporun hem de Ford'un hayal edebileceği en kotu seylerden biri oldu: cok az bir sansla da olsa, onundeki herkesin sorun yasaması ve kendisi icin de herseyin yolunda gitmesi durumunda ortaya cıkacak bir fırsatı yakalamaya yetecek bir yere tırmanmak icin sınırları zorlayan Ford pilotu Carlos Sainz once bir hakem aracına carpıp sonra da seyircilerin arasına suruklendi ve 13 kisiyi yaraladı. Ilk gelen haberler oldukca kotu idi: kucuk bir kız cocuğunu olduğu ve bircok kisnin de ciddi yaralı olduğu soyleniyordu, neyse ki yetkililer, son derece doğru bir kriz yonetimi ve iletisimi yaparak oncelikle olen kimse olmadığını acıkladı sonra da etapların bir kısmını iptal etti. Gunun sonunda da Ford ekibi iyi sosyal sorumluluğa sahip olduğunu kanıtlamak icin yarıstan cekilince cok buyuk olarak yasanabilecek global bir kriz, kılpayı farkla da olsa onlenmis oldu.

Sonucta ne oldu: gorduk ki Peugeot herkesten ciddi sekilde hızlı ve hem Gronholm hem de Rovanpera dunya capında ve cok rekabetci pilotlar. Onumuzdeki sene takımın birinci pilotu olacak Burns'un isi cok ama cok zor: bana gore bu her iki pilot da Burns'den hızlılar. Subaru ve Ford'un gelecek sezona kadar teknik olarak yapacak cok isi var gorunuyor.

Bir onemli nokta daha gozlemledik Ingiltere Rallisinde: Ralli'yi populerlik olarak Formula 1'in de uzerine tasıma hedefi ile calısan David Richards isini cok iyi yapıyor. Ralli'nin icerdiği her tur komplike mucadele detayını, pilotların psikilojilerinden takımların teknik hazırlıklarına ve hatta lastik firmalarının gelistirme calısmalarına kadar bircok detayi herkesin anlayabileceği bir lisanda kitlelere yayma ve bu sayede ilgiyi artirma stratejisi gercekten ise yarıyor ve ekip sanki herseye karsı hazırlıklı gibi: bu yarısta olabilecek tun aksilikler olmasına rağmen yarısa olan ilgi dusmedi, cok meraklı izleyicilerin bazılarının ufak hayal kırıklıkları dısında pozitif algılamalar negatife donmedi. Formula1'in tekduze goruntusu ve duygusuzluğundan biraz olsun sıkılanlari, Rallinin buyulu ve etkileyici dunyasi yavas yavas sarmaya basliyor. Saniyorum Ralli cağı yavas yavas baslıyor.

Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint

Soru ve eleştirileniz için verbal@verbalkint.com

Not : Verbal Kint bir otomotiv ve motorspor gözlemcisidir. Yazı ve düşünceleri kendi gözlemlerinden oluşmakta olup Oto Haber dergisini sorumluluk altında bırakmaz.