Türkiye’de bir grup pilot var ki tecrübe ve bununla gelen pilotaj olgunluğu açısından olmasa da, temel sürat potansiyeli açısndan Avrupa standartlarına çok yakın. Bu noktada, temel sürat özelliğini diğer özelliklerden ayırmakta fayda var : bir pilotun sahip olduğu temel sürat potansiyeli, çevresindeki teknik koşullar ve tecrübesi yeterli olduğunda rekabet gücünün ne kadar yüksek olduğudur. Aslında neredeyse saçları ağarmış bir Pierro Liatti, yeni yetme Danimarkalı Henrik Lundgaard yada uyanık Armin Kremer gelip uluslararası bir yarışımızı rahatlıkla kazanabiliyor diye düşünüp bizim pilotlarımızın süratinin yeterli olmadığını rahatlıkla düşünebiliriz. Ancak bu Avrupa’lı pilotların Avrupa Şampiyonası liderliklerine koşabilen bir form seviyesinde olduklarını, hatta birçok durumda Dünya Şampiyonası yarışlarında ilk 15 içinde seyredebilecek bir teknik altyapı – tecrübe – temel sürat üçgeninde seyrettiklerini unutmamak gerekir.
Yurtdışında yarışmaya başladığı 2. sezonda kendi kaynak seviyesine yakın ekiplerle rahatlıkla rekabet edebilen Volkan Işık bizim açımızdan iyi bir örnek. Teknik olarak rekabet edebilecek seviyede bir araç, iyi bir servis ve yeterli psikolojik destek olduğunda Volkan, çok kısa bir bocalama döneminden sonra birçok dünya şampiyonası yarışında sürekli 15 içinde zamanlar yaparak gidebilmiş ve dolayısı ile en az birçok yabancı pilot kadar rekabet gücünün olduğunu göstermişti.
2001 sezonunu pist / ralli gibi ayrımlar yapmadan genel olarak incelediğimizde kendisinin ve aracının sınırlarını aşarak gidebilme olgunluğunda olan birkaç pilot görebiliyoruz : hiç kuşkusuz ki en iyi araç ve ekipmana sahip olan ve bunu da cesur ve gösterişli pliotajı ile büyük ustalıkla bağdaştıran Serkan Yazıcı; artık eskisi kadar hızlı görünmese de belirli bir rekabet seviyesinin üzerinde olan ve her zaman sürpriz beklenebilecek Ercan Kazaz; son iki yıldır belki de en formda pilotlarından olan Ali Deveci; şanssız geçen bir sezona rağmen her seyrettiğimiz yerde kendi ve aracının sınırlarını en çok zorlayan ama bir o kadar da kontrollü görünmeyi başaranan Hakan Tolon; her zemin ve her durumda, aracının kondüsyonu ne olursa olsun çok hızlı olabilen nadir pilotlardan Hamdi Ünal; Formula 3’ün disiplinli tarzından hızla kurtulup kaygan zeminin agresif tarzına, bir anlamda kendi özüne çok hızla dönebilmeyi başaran Ertan Nacaroğlu ve bu sene çok fazla yarışını izleyememiş olsak da, uzun bir aradan sonra ilk defa Astra Kit Car gibi bir arac binip de hemen hızlı gidebilen İbrahim Okyay. Bize göre bu grup, temel sürat özelliklerini, kendine verilen imkanlarla paralel olarak artırabileceklerini kanıtlamış ve dolayısı ile belirli bir tecrübe seviyesi aşıldığında Avrupa standartlarında rekabet edebilecek olduğunu varsaydığımız pilotlar.
Bir de daha diğer bir grup var ki bunlar da oldukça önemli bir eşiği aştılar : hem hızlı gittiler hem de yarış bitirdiler. Yani hem risk hem de sonuç aldılar. Bu gençler en sade anlamı ile hem sürat potansiyellerini gösterdiler, şimdi ise devamlılıklarını gösterme zamanı. İşte ‘geliyorum’ diyenle
r :
Taner Şengezener : Belki de sezonun en çok çalışan ismi: ralli – pist – tırmanma – rallikros derken nerede ise girmediği yarış kalmadı. Hepsinde oldukça hızlı göründü, ancak kısa kilometreli ve iyi çalıştığı yarışlarda özellikle parladı. Hem pilotaj olarak biraz agresif ve bu özellikle rallilerde rekabet seviyesinin biraz düşmesine ve birçok yarışta tartışmalı pozisyonlar yaratmasına sebep oldu. Biraz daha ralli kilometresi yapar ve yarış içindeki tarzı açıısndan sakinleşirse hem rahatlayacak hem de hızlanacak.
Burak Çukurova : Sezonun yarısında devreye alınmış olmasına rağmen hiç bocalamadı, güçsüz ama iyi yol tutan bir Focus Gr.N ile birkaç 4x4 araç dışında tüm rakiplerinden hızlı idi. Dışarıdan izlendiğinde sade ve akıllı pilotajını, yaşını aşan bir olgunlukla birleştirmiş göründü. Uzun Anatolia’da dahi konsantrasyonunu hiç kaybetmedi, hem aracını korudu hem de hızlı gitti. Yaş ve kilometre olarak en küçüklerden olmasına rağmen Burak’ta büyük bir potansiyel görünüyor.
Ömer Erdem: Palio Cup’ın belki de en zor senesinde şampiyon olarak hem süratini hem de zekasını birarada kullabildiğini gösterdi. Gerektiğinde risk aldı, gerektiğinde enerjisini sakladı. Ralli denemelerinde önce biraz bocaladı ama çok hızlı öğrendi. Biraz daha ralli kilometresi ile tarzı çok daha sağlıklı olarak oluşmaya başlayacak.
Süheyl Polatoğlu: Yaş itibarı ile yukarıdaki isimlerden daha tecrübeli ama yine de Süheyl’in bu sezondaki performansı dikkate değerdi. Yaşlı ve yorgun Renault 19 ve tamamen amatör servis ekibi ile en az imkanla en çok iş başaran pilotlardan biri idi. Hem F2 şampiyonu oldu hem de sürekli iyi zamanlar yaparak süratini de kanıtladı.
Gökhan Yazıcı: Süheyl gibi artık Gökhan da çok genç sayılmaz ama Citroen’ler içinde en hızlısı olduğu kesin idi. Hatta hem dışarıdan hem de etap derecelerine bakıldığında F3 araçlar içinde şaşılacak şekilkde her zaman ilk 3 içinde idi. Bugüne kadarki kariyerinde pek sergilemediği istikrarı sayesinde son yarışa kadar F3 sınııfında şampiyonluk iddiasını devam ettirebilen tek amatör pilot Gökhan Yazıcı oldu.
Koray Muratoğlu: Basından gelen hızlı pilot olur mu demeyin; Koray izlediklerini pilotajına yansıtabilmiş görünüyor. Sezonun tümünü koşamadı ama girebildiği yarışlarda sınıfında hep başa koşmayı başardı. Grup N Palio’dan, Palio Kit Car’a geçtiğinde daha da hızlandı ; yani güç arttıkça bocalamayacağını göstererek önemli bir testi daha geçti.
Can Kamçıoğlu: Daha çok Taner Şengezener’in ko-pilotu olarak tanıdığımız Can, yarışma fırsatı bulduğu az sayıda tırmanma ve ralli-krosta şaşırtıcı sürat işaretleri verdi. Henüz bir yargıya varmak için erken ama dışarıdan bakıldığında gösterişsiz ve kendinden emin, dolayısı ile de izlemeye değer bir potansiyel var gibi görünüyor.
Aslında bu isimlere birçok ekleme yapmak mümkün, örneğin Ege Rallisinde Grup N Focus ile F2’yi kazanan ve daha önceki gözlemlerimizden sürati konusunda hiç kuşkumuz olmayan Süleyman Atay, sezonun ikinci yarısında açılan eski şampiyonlarımızdan Nejat Avcı, Grup N Subaru’su ile yolda kalabildiği her an şampiyon Ali Ersin’den hızlı olan Murak Akdilek, özellikle kaygan zeminlerde parlayan ve mücadeleciliği ile dikkat çeken ama bir türlü süreklilik sağlayamayan genç Murat Ersönmez gibi. Ancak sonuçsuz kalan sürat, kupasız ödül törenine benziyor. Temel sürat içgüdüsü, ancak zaman içerisinde bilinçli bir gelişim süreci ile bütünleşince, pilot o kontrolsüz içgüdüsünü, sonuca gidecek yöntem yada yöntemlere dönüştürmenin yollarını bulabiliyor. Bu da çoğunlukla oldukça uzun ve sabır isteyen bir süreç.
Türkiye’de bizim standartlarımıza göre hızlı, hatta çok hızlı pilotlar var. Bunların birçoğu son birkaç yılda oluşmaya başlayan Fabrika Takımları tarafından himaye ediliyorlar ve dolayısı ile birbirleri ile rekabet halindeler. Biz yerel perspektiften baktığımızda buradaki rekabeti zevkle seyrediyor olabiliriz, ancak rekabetin gerçek seviyesi, uluslararası platformda belirleniyor. Bu seviyede nerede olduğumuz görmenin tek yolu kendimizi bir an önce uluslararası arenaya atmak. Hem fabrika takımlarının hem de kural yapıcı ve uygulayıcı Federasyonun kendilerine sormaları gereken soru "uluslararası rekabetin neresindeyiz ?" sorusudur. Haftaya bu konu ile ilgili konuşmaya devam edeceğiz.
Sevgi ve saygılarımla,
Verbal Kint
Soru ve eleştirileniz için verbal@verbalkint.com
Not : Verbal Kint bir otomotiv ve motorspor gözlemcisidir. Yazı ve düşünceleri kendi gözlemlerinden oluşmakta olup Oto Haber dergisini sorumluluk altında bırakmaz.